Ana sayfa DOSYA UNUTULMUŞ YAZARLAR – 11

UNUTULMUŞ YAZARLAR – 11

150
0
PAYLAŞ

Ender Sarıyatı 

                         “Bir Şölen Kadar Kısadır Hayat”                  

      Taner Ay

Ahmet Bahçevan’a yazdığı mektupların biri “Yoksulluk biterse, oğluma akşamları elma götürebilir miyim?” sorusuyla bitiyordu. 1971 yılının Nisan ayıdır, Ender Sarıyatı işportacılığı bırakıp tütünde kasacılığa başlamıştır. Ender’in Ayten Hanım ile evliliği yürümeyecek, oğlu Adnan Peker küçükken boşanacaklardır. Adnan Peker, astsubay olarak hizmetteyken hukuk da okuyacak ve Mukaddes Hanım ile evlenip, doğan oğluna ince kederleriyle çekip giden babasının ismini verecektir. Oğlunun doğumunda Hüseyin Peker’e telefon açıp, “Bir oğlum oldu, ismini Ender koyduk, babam Ender Sarıyatı’nın bir mezarı yok ama, torunu Ender Sarıyatı ile hayata yeniden doğdu o!” diyecektir. Ancak, Ender Sarıyatı isminde sanki ölüm vardır; 17 Ağustos 1999 depreminde Adnan Peker’i, Mukaddes Hanım’ı ve küçük Ender’i kaybettik. Kocaeli’ndeki Bağçeşme Mezarlığı’nda farklı yerlerde medfûndurlar. Küçük Ender’in mezarını ağaçlar ve çalılar arasında, hayli bakımsız durumda buldum; mezar taşına “D. 1994 – Ö. 18. 08. 1999” tarihleri kaydedilmiştir. Mukaddes Sarıyatı’nın mezarının üstünde küçük bir çam fidesi, mezar taşındaysa sadece “18. 08.1999” tarihi var. Adnan Peker’in mezarıysa yaşlıca bir ağacın dibindedir ve mezar taşına “D. 07. 10. 1968 – Ö. 18. 08. 1999” tarihleri düşülmüştür.

Sarıyatılar için Ağustos anımsamak istemedikleri bir ay olmalı; aileden Ağustos’ta yaşama vedâ edenler sadece Ender’in oğlu Adnan Peker, gelini Mukaddes ve torunu küçük Ender değillerdi; Ender’in  1336 doğumlu babası Ahmet Sarıyatı 22 Ağustos 1994 gününde, 1947 doğumlu ağabeyi Osman da 9 Ağustos 2015 gününde vefât etmişlerdir. Ahmet Sarıyatı Yeni Buca Mezarlığı’nda  Ada 19’da,  Osman ise Doğançay Mezarlığı’nda Ada 124 – Parsel B / 6’da ebedî uykularındadırlar.

Ailesi ve Tahsîli 

Demiryolu işçisi Ahmet Sarıyatı’nın Hatice Hanım’dan, Osman, Ender, Nazan ( Torlak ) ve Emel ( Yılmaz ) isimlerindeki çocukları dünyaya gelmişlerdi. Aile bir müddet sonra Uşak’tan İzmir’e göç edip, “fukarâ semti” Gürçeşme’ye yerleşir. Okumanın işçi ve köylü çocukları için fuzûlî bir zahmete dönüştüğü yıllardır, Ender de sınıfsal âidiyyeti ile tahsîl arasındaki mehcûriyyete daha fazla dayanamaz, lisedeyken okulu bırakır. Yıllar sonra Hüseyin Peker’e “Ben şiiri daha yeni tanıyorum, onunla arkadaşlığımız çok kısa bir mâzîye dayanır” dese de, şiire Namık Kemal Lisesi öğrencisiyken merâk sardığı düşünülüyor. Okuldaki Kültür Kolu’nun yayımladığı Genç Kalemler dergisinde çıkan “Duvarlar” şiirini 16 yaşındayken yazmıştır. Beni şaşırtan, 1964 yılının Aralık ayında yayımlanan “Duvarlar” şiirinden 2.5 yıl kadar sonra Soyut dergisinde yayımlanan “Piyade” ( S. 25, s. 20, Mayıs 1967 ), “Muhasara” ( S. 27, s. 32, Temmuz 1967 ) ve “Varım Savaşsa” ( S. 29, s. 15, Eylül 1967 ) şiirlerindeki “ustalık” seviyesidir. Sanki yukarıya doğru birkaç basmak değil, yüzlerce basamak birden atlamıştır; nasıl becerdiyse 16 yaşın dizelerinden, birden “yoksulluğun dizginlendiği soluğumla / yalnızlığa itiliyorum atın / alkol olduğu / bu ülkede” veya “geçmesi bitmeyen bir konvoy oluyor / sessizlik” dizlerine varmıştır.  Ahmet Günbaş ile yaptığım 24 Şubat 2020 günlü telefon görüşmesinde, onun da Ender Sarıyatı’nın şiirlerini kitaplaştırırken benimle aynı şaşkınlığı yaşamış olduğunu öğrendim. Soyut dergisi bunların ardından “Biraz da Yaşamak Korkusu” ( S. 33, s. 32, Ocak 1968 ), “Noktalama” ( S. 52, s. 14, Ağustos 1969 ), “İbrani” ( S. 52, s. 14, Ağustos 1969 ),  “Ortopedi” ( S. 55, s. 23, Kasım 1969 ) ve  “Ut” ( S. 68, s. 9, Şubat 1971 ) şiirlerini yayımladı. Ender Sarıyatı’nın “İbrani” şiirindeki “aya baktım che faytondan indi / parktaydım / ırmaklar kuşlarla çiftleşti” dizelerini yıllarca dilimden düşürmediğimi anımsıyorum.

Ender’in liseyi terk ettikten sonra düzenli bir işi olmaz, hep geçici işlerde üç kuruşa çalışır.  Yeni Asır ve Ege Ekspres gazetelerinde yazar, askerlik öncesinde Yordam dergisinde de “Yüreğim Bir Körfeze” ( S. 17, Kış 1968 ), “Gökyüzü Islak” ( S. 17, Kış 1968 ) ve “Gezginci” ( S. 20, Güz 1968 ) şiirleri yayımlanır. Ahmet Bahçevan, Cavit Kürnek ve Hüseyin Peker ile hiç ayrılmazlar. Hüseyin Peker ile 24 Şubat 2020 günü yaptığım telefon görüşmesinde, Ender Sarıyatı’yı kendisine Kahramanlar Köprüsü’nün üzerinde Halim Karataş’ın tanıştırdığını söyledi:

” Tanışma o tanışma, birbirimizi bir daha hiç bırakmadık.”

Ender nereye giderse gitsin, yanında hep Hüseyin’in olmasını ister. Onun askere gidiş mâcerâsını da 24 Şubat 2020 günü Hüseyin Peker’den dinledim:

” Ender ile aynı yıl askere alındık. O, er olarak, bense yedek subay olarak askerliğimizi yapacaktık. Ender’in benden bir veya iki ay kadar önce birliğine teslim olması gerekiyordu. Yola çıkacağı gün, onu uğurlamaya gittiğimde, kendisini acemi birliğine benim teslim etmemi istedi. Ne cebimde para vardı, ne de ailemin haberi. Yol paramı kendisinin çekeceğini söyledi. Kerata çok sevimliydi, o gün de kıramadım kendisini. Babam o sıra noterde başkâtipti. Ona haber vermeye bile zaman yoktu, bir yerden telefon açıp, noter çalışanlarından birine babama iletmesi için not bıraktım. Sonuçta, Ender, karısı Ayten, Ayten’in kucağında oğlu Adnan Peker yola çıktık. Onları Uşak’a bıraktık, biz oradan yola devâm ettik. Ender acemiliğini Samsun’da yapacaktı, onunla Samsun’a kadar birlikte gittik. Yol yorgunluğundan perîşân hâldeydim. Bir an önce İzmir’e dönmek istiyordum. Ama, İzmir otobüsü bulamadım, Ankara’ya gittim, orada Hüseyin Cöntürk’ü ve Haluk Aker’i aradım. Beni İzmir’e onlar gönderdiler. Noter çalışanına bıraktığım notun babama  iletilmesinin unutulduğunu da İzmir’e vardığımda öğrendim.”

Ender Sarıyatı, Samsun’dan Hüseyin’e göndereceği ilk mektubunda şunu yazacaktır:

” … gittin, tepelere, denize, Karadeniz’e gömerek beni.”

Askerdeyken Ahmet Bahçevan’a da mektuplar yazar; 25 Mart 1969 günlü mektubuna “güzeldir asker ocağının ikindi çayları” notunu düşer. Ama, aklı ve kalbi İzmir’de kalmıştır,  Samsun’dan Ahmet Bahçevan’a gönderdiği 15 Mayıs 1969 günlü mektubunda da “Nasıl bizim oralar? Ev araları, caddeler, 25 Nisan’da açılan tütün mağazaları?” diye soracaktır. Askerliğini Ardahan’da tamamlar. Samsun’daki acemiliğinde olsun, Ardahan’daki ustalığında olsun, sürekli okur. Evden gönderilen paranın neredeyse tamamını kitaplara sayar.

Ender’in mektuplarından, karısı Ayten’in evliliği artık sürdürmek istemediği anlaşılıyor; nedeni de Ender’in alkolle dostluğu gibi görünüyor. Askerliği boyunca en fazla İzmir’in ve Ayten’in hasretiyle acı çekmiş, şehrine ve karısına duyduğu aşkı “izmir siyahtı üst ranzada bavulda / kirpikleriyle sevgilimin yan yana uyuyordu” dizeleriyle şiirine nakşetmiştir. Karısını “öptüm sevdim şiirlerimde seni / binalarımı şehrine kurdum” diyecek kadar büyük seviyorsa da, Ayten şiirin ve Ender’in çok uzağındadır. Boşanırlar. Ondan sonrasını “trafik kontrol noktasında durdum / hayatla ölüm arasında / hüzünle sevinç / açlıkla tokluk arasında” şeklinde özetler; artık kendisinin olmayan sabahlara gözlerini açmaya başlamıştır. Bir ara Yenişehir Psikiyatri’ye yatırılırsa da, alkol yoksunluğunun neden olduğu kaygılarla, sanrılarla, korkularla, halüsinasyonlarla ve kâbûslarla başa çıkamaz, geceleri balkondan atlayıp dışarıda şarap içmeye başlar. Son yıllarındaysa alkolü depresyon ilâçları ve lityumla birlikte alacaktır ( Hüseyin Peker, 24 Şubat 2020 ). Bir de kesin teşhisi konulamayan bir hastalığı vardır, Ahmet Bahçevan’a 1972 kışında yazdığı bir mektubunda derdini şöyle ifâde eder:

” … Bu hastalığı bir türlü atlatamadım. Biliyorsun, uzun zamandır çekmekteyim. Öyle ki, hiçbir şeyle meşgûl olamıyorum. Bunu yazımdan da anlayabilirsin. Eskiden ne güzeldi, artık  yazmakta zorluk çekiyorum. Şimdilik devâmlı kontrol altındayım. Bakalım sonumuz ne olacak, ama bıktım. Bir yandan hastalık, diğer yandan geçim derdi!”

Ahmet Bahçevan onun yeterince tedâvi gördüğüne ve Ender’in de iyileşmek için çaba gösterdiğine inanmaz.

15 Şubat 1976 günü boşandığı eşi Ayten’in bir başkasıyla nikâhı vardır; tam da o günün öğle vaktinde Ender ağzından köpükler gelerek hayata 28 yaşında vedâ eder.  “1948, Uşak – 1976, İzmir”. Ailesinin sonradan arkadaşlarına söylediği ölüm nedeni, “akciğerinde oluşan ödemin patlamasıdır”; ama buna inanan pek çıkmaz. Onu sessiz sedasız Kokluca Mezarlığı’na defnederler; İzzet Göldeli’nin yazdığı gibi sadece daracık bir İzmir sokağıyla penceresindeki çiçekler duymuştur onun öldüğünü, zâten bir müddet sonra da ailesi bile unutacaktır Ender’in mezar yerini; defin yeri zamanla hâk ile yeksân olur, 2000 yılına kadar da şiirleri eski dergilerde kalır.

Ender’in Peşinde 

Ahmet Günbaş olmasaydı Ender Sarıyatı’nın şiirlerini 1967 ile 1976 arasındaki dergilerde arayacaktık ; Ahmet Günbaş onun şiirlerini Ölüme Direnen Şiirler ( Etki Yayınevi, 2000 ) isimli 120 sayfalık bir kitapta toplar. Daha sonra bu kitabın 206 sayfalık genişletilmiş 2’nci baskısını hazırlar ( BenceKitap, 2012 ). Ahmet Günbaş’tan önce Ahmet Bahçevan’ın, Cavit Kürnek’in, Hüseyin Pekerin ve İzzet Göldeli’nin Ender’den bahsettiklerini biliyordum ama, 15 Şubat 1976 günü Ender’in   vefâtına rağmen Ayten’in nikâhının kıyılıp kıyılmadığını merâk etmem Ölüme Direnen Şiirler‘in 2’nci baskısını “Edebiyatımızda Unutulanlar ve Kaybedenler” yazı dizim için 2020 yılında yeniden okurken başladı. Ahmet Bahçevan 2018 yılında, Cavit Kürnek ise 2019 yılında aramızdan ayrılmışlardı. Hüseyin Peker’e ulaştım, Ayten hakkında ancak Ender’in kızkardeşi Emel’den ( Yılmaz ) bilgi alabileceğimi söyledi. Emel Hanım 3 Mart 2020 günü bana Ayten hanım’ın hayatta olduğunu, anneleri Hatice Hanım’ın ise 1994 yılının Mart ayında vefât ettiğini ve mezarının Uşak’ta olduğunu belirtti.

Ender Sarıyatı ismi Ahmet Günbaş sayesinde artık günümüzün nesilleri tarafından da biliniyor. Buna rağmen 944 sayfalık Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi‘nde ( Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, 2001 ) “Ender Sarıyatı” maddesi yok. Beni bundan daha fazla rahatsız eden husûs, hakkında yazanlardan bazılarının onun şiirini bir yere bağlamak istemeleridir. Örneğin, Aydanur Saraç Damar dergisindeki yazısında “Biçim ve söylemde biraz Nâzım biraz da Edip Cansever hayranlığı hissedebiliyorsunuz”  ( S. 122, Mayıs 2001 ), Halim Şafak ise Kavram Karmaşa dergisindeki yazısında “Yazdıkları İkinci Yeni ile dönemin Sosyalist Gerçekçi şiiri arasında gidip geliyor” ( S. 21, Kasım –  Aralık 2001 ) der. Katılmıyorum. Ender Sarıyatı’nın şiiri “Sosyalist Gerçekçi” veya “Toplumcu Gerçekçilik” şiirinin kadar “İkinci Yeni” şiirinin de dışındadır; Ahmet Günbaş’ın haklı olarak vurguladığı gibi, öznesi Ender Sarıyatı olan ve dönemin edebiyat mahfilleriyle doğrudan bağlantıları bulunmayan özgün bir şiirdir Ender’inki ( 21 Aralık 2000 ).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz