Ana sayfa KÜLTÜR Adnan Özer. Eskiden Gelecek Güzeldi. Doğan Kitap. 2020.

Adnan Özer. Eskiden Gelecek Güzeldi. Doğan Kitap. 2020.

364
0
PAYLAŞ

Bir Umutsuz Aşk ya da
Geçikmiş Bir 12 Eylül Novellası

İlk romanların otobiyografik olduğu konusunda edebiyatçıların genel kabul gören bir görüşü söz konusudur. Edebiyat tarihine baktığımızda bunun pek yanlış olmadığını söyleyebiliriz. Adnan Özer’in ilk romanı, daha doğrusu novellası diyebileceğimiz Eskiden Gelecek Güzeldi böylesi bir kitap. 70’li yılların sonunda İstanbul’da başlayan Havana’da biten umutsuz bir aşk olarak özetlenebilecek bu kitap, otobiyografik olmanın ötesinde bir kuşağın travmatik anıları olarak da okunabilir.

Peki ama neden ilk romanlar otobiyografik olur?

Bunun psikolojik bir araştırması yapılmış mıdır bilmem, ama Özer’in ilk anlatı eseri olan Hayal Tabirleri, hatta çocuk kitabı Küçük İstasyon da otobiyografik eserlerdir. Çünkü insan bedeni Nietsche’nin de dediği gibi bir bellek nesnesidir aynı zamanda. Çağımızın en ünlü filozoflarından Sloterteijk ise bu bu düşünceden yola çıkarak, doğduğu günü hatırladığını; bunun ise insan bedenini (yazarın kendi bedeni) metaforoik anlamda bir bellek olarak kabul edildiğinde mümkün olduğunu, dile getirir. Eskiden Gelecek Güzeldi’ de bunu çok iyi hissedebiliyoruz. Korkudan depresyona, depresyondan platonik aşka giden bir ruh tufanı, bir düşünce tsunamisi. Aşk’ın bir hezeyan ve heleyan haliden bedeni iyileştiren kendini yazma sürecine…Sait Faik ’Yazmasan deli olacaktım’ derken işte tam da bu travmatik ruhsal durumu, kalbinden anlatıyordu. Eskiden Gelecek Güzeldi, böyle bir kitap. Daha kitabın birinci sayfasında yazar, doğumdan öncesine-ölümden sonrasına giderek beden-bellek ilişkisini itiraf ederek başlıyor:

‘doğumum öncesine gittim ve aşkın kara sütünü bir daha emdim, mezarımda da emeceğim, kim bilir..’. Çocukluğundan başlar anlatmaya aşkı Özer. Mahallenin kara sevdalısı Sabriko’nun umutsuz aşkı beynine çivi gibi çakılmıştır, kara ve umutsuz aşk. Yeni yetme, şiire, edebiyata ve hayata vurgun bir komunist partili 22 Temmuz 1987’de Yeşilköy Havalimanı’ndan Moskova’ya oradan da Havana’ya kalkan uçak yazarla beraber çok sayıdaki parti üyesini de Dünya Gençlik Festivali’ne götürmektedir. Pasaport alma işlemlerindeki korku ve telaş yersizdir, Parti her şeyi düzenlemiş, şevkatli bir anne gibi çocuklarının Karayipli hayallerini gerçekleştirmelerine yardım etmiştir parti. Parti bir aygıt, bir makine sürekli duygularını, ‘züppeliğini’ ve romantizmini kontrol eden bir ahtapot gibi sarıp sarmalamıştır o körpe beyinleri. Moskova’daki ikinci günde yazar bedenini bir bellek gibi hatırlamaya başlamaya devam eder: ‘İnsanlığın yalnızlığı etindeymiş’.

Havana Jose Marti Havaalanı’nda Asyalı bedenleri karşılayan o muhteşem müzik, yeniden doğuş gibi. Sonrasında, yazarımız tam otuz yıl sonra Küba sahillerinde bir Mecnun gibi yitik aşkını aramaktadır. Geri dönüşlerle yazarın bulduğu aşkına geri dönmek için büyük bir yemin ettiği ve bu yeminin peşinden deliler gibi koştuğunu görürüz. 12 Eylül öncesinin o insanı çıldırtacak o havasında İspanyolca öğrenmek için koşturup duran bir kara sevdalı. İstanbul-Havana arasında gidip gelen mektuplar. 1980 yılında İstanbul’da cinayetler, pusular, suikastler, katliamlar arasında büyüyen aşk. Oradan oraya savulan babasının kaderi. Şair gidecektir bir gün aşkına, her şey ayarlanır, tarlalar satılır…

12 Eylül 1980 sabahı darbe büyük aşkı bitirir, yerine bedeni ve zihni delik deşik eden depresyon yerleşir. Oysa Parti, kasım ayında darbe tamam, yönetim bizde olacak, demiştir. Sonrasında aylar süren bir kaçış, bir kovalama, ölümle yaşam arasında sallanan salıncak, bir o uçta, bir öteki…

Otuz yıl süren bir aşk ya da aşksızlık hali. Işıklar alayına dönüşen kavuşma isteği, otuz yıl sonra Havana. Otuz yıl sonra 13. Cadde. ‘ O seni çoktan unutmuştur’. Eski dostlarla buluşmalar, anılar, içmeler. Sıradan platonik bir aşkı bu kadar büyütmenin anlamı ne olabilir? Eski sevgiliyi bulamayan ‘çıraklar efendisi’ şairin düş kırıklığı, ağlamaklı gözleri. Pes etmek yok. O bir yerlerde seni bekliyor. Hayır, evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmıştır, çoktan unutmuştur o eski aşkı. Hayır…

Sonunda küçük bahçeli tek katlı bir evde sona eren otuz yıllık hasret. Dışarı çıkan ‘ saçları yarı yarıya aklanmış, üstlerine yıldız tozu serpilmiş gibi, eşit dağılımla, orta yaşı çoktan geçmiş Karayipli kadın, Margarita’, gözlerinde yaşlarla ışıklardan bir kavuşma.

Eskiden Gelecek Güzeldi, pırıl pırıl bir Türkiye gençliğinin aklını, bedenimi ve ruhunu paramparça eden travmatik bir 12 Eylül novellasıdır; ama aynı zamanda onun da ötesinde depresyonla yaşayan acılı bir kuşağın şiirle dokunmuş öyküsüdür. Adnan Özer, iyi ki yazmış bu kitabı, yoksa çıldıracağı kesindi.

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz