Ana sayfa KÜLTÜR Amerika’da Kadın Film Yönetmeni Olmak

Amerika’da Kadın Film Yönetmeni Olmak

441
0
PAYLAŞ

Merhaba Dicle hanım, öncelikle sizi tanıyalım. Los Angeles’da ödüller kazanan bir film direktörü olarak çalışıyorsunuz. Buraya nasıl geldiniz, hikayenizi paylaşır mısınız?

Merhabalar. Doğma büyüme Ankara’lıyım. Küçüklüğümde, çok okuyan, hep hikayeler yazan bir çocuktum. Her hafta sonu annemle tiyatroya giderdik. Bir seferinde, Haluk Bilginer’i, “Cimri” oyununda izlemiştik. Çok müthiş bir performanstı, herkes gibi ben de çok etkilenmiştim. Oyun bittiğinde, seyirciyi selamlarken  yüzünde gördüğüm o doygun gülümsemenin yarattığı enerji bütün salonu ama en çok beni kucakladı sanki. Oyun sonrası, kapısındaki görevliyi zorla ikna ederek, yanına gidip tanışma ve konuşma şansı yarattım.Yarattım diyorum çünkü O’nu görmeyi bekleyen herkes, görevliyi ikna etmekten vazgeçip gittler. Ben vazgeçmedim, ısrarla bekledim ve görevliyi ikna etmeyi başardım. Sağ olsun beni kabul etti. Çok sevinmiş bir o kadar da heyecanlanmıştım. O, odada gördüğüm yorgun ama mutlu sanatçı, beni çok etkiledi. Bu ünlü bir sanatçıyla tanışmış olmanın yarattığı bir mutluluğun, gururun ötesinde çok farklı bir duyguydu. Gözlerindeki o ışığı hiç unutmadım. O ışık; bir duruşun, çok emeğin, insanlara ulaşmanın, onları  düşündürmenin, gülümsetmenin yarattığı bir iyilik hali. Birlikte çektirdiğimiz fotoğraf en güzel ve en özel anılarımdan biridir. O günden sonra oyuncu olma hayalleri kurmaya başladım.

Lisede kendi yazıp yönettiğim oyunlarda rol aldim, sonrasinda İngiltere’de Guildford School of Acting’in yaz okuluna gittim ve cok sevdim. Oyunculuk okumak için yurt dışındaki  okulların seçmelerine katıldım ve yedi sene önce oyunculuk okumak için, hayallerimi bir bavula doldurup Los Angeles’a taşındım. American College and Conservatory of Performing Arts (AMDA)’ın oyunculuk bölümünden mezun oldum. AMDA’da ki yıllarım hep üretmekle geçti. Hem kendi yazdığım oyunlarda hem de yazılmış kısa oyunlarda rol aldım. Oldum olası meraklı bir çocuktum. Yeni, yaratıcı ve farklı olanı denemek, farklı hikayelerin farklı rollerinde yer alarak öğrenmek en büyük motivasyon kaynağım oldu. Her yeni oyunda, her farklı rolde daha iyi olmayı çabaladığım harika bir gelişim süreciydi benim için. Sonra bir süre oyuncu olarak tiyatro oyunlarında, kısa filmlerde ve reklamlarda rol aldım. Fakat endüstrinin durumu ortada, güçlü ve karakteri derin olan kadın rolleri çok az ve bulunan roller hep aynı niteliksiz, birinin ‘eşi’ ya da ‘kız arkadaşı’ olan tek boyutlu kadınlar hakkında. Ya da “güçlü” illüzyonu vermek için tasarlanmış “femme fatale” rolleri çoğunlukta. Bu nedenden ötürü kendi hikayelerimi ve kendi karakterlerimi yaratmak istedim, senaryo yazımına daha çok zaman ayırmaya başladım.

Yönetmenliğe nasıl başladınız?
Üniversitede oyunculuk okurken bir direktörlük dersi almıştım. İstediğimiz bir oyundan bir kesit seçip sınıf arkadaşlarımızı yönetmek final projemizdi. Çok farklı bir zaman boyutunda geçen, eğlenceli ve değişik bir oyun seçmiştim. Fiziksel değişimler, canlı müzik ve dans koreografisi olan çok eğlenceli bir kesit yaratip sunmuştuk. Bu süreç içerisinde bir vizyon yaratmak ve bu vizyonun gerçeğe dönüşmesini izlemek, aktörlerle beyin fırtınası yapmak ve çeşitli fikirler üretmenin inanılmaz ruh besleyen ve zevk verici bir iş olduğunu keşfettim. Yönetmen olarak yeri geliyor dans hocası oluyorsunuz, yeri geliyor kondüktör, yeri geliyor terapist. Okuldan sonra yazdığım bir oyunu Santa Monica Theatre’a gönderdim. Oyunum, The Jump adında ve intihar hakkında bir kara komediydi, tiyatro tarafından seçildi ve ilk defa profesyonel olarak yönetmenlik yapma olanağım oldu. The Jump büyük bir başarıydı ve seyirci tarafından çok beğenildiği için birkaç ay sonra tekrar sahnelendi. Sonra Santa Monica Theatre’da yönetmen olarak çalışmaya başladım ve Shakespeare’in Romeo & Juliet oyununu yönettim. Tiyatroda sahnelenen bütün oyunların, sahne yönetimini yaptım.Tiyatro seyircisine ve olanaklarına uygun senaryoların seçilmesinden, roller için doğru aktörlerin bulunmasına, provaların yapılmasına  ve canlı olarak sahnelenmesine kadar olan bütün süreçlerin yönetimini gerçekleştirdim. Bütün bunlar,  çok farklı ekiplerle, insanlarla birlikte çalışma fırsatı sunan değerli bir deneyim ve gelişim süreci oldu benim için. Bütün bu deneyimler,  kendimi ve neyi yapmak istediğimi daha iyi anlamamı sağladı. Evet ben, daha özgür olabileceğim, insanlarla el ele verip, yaratıcılık da dahil birçok farklı yeteneğimi, becerimi kullanabileceğim, bir iş yapmalıydım. Kendimi ifade etmenin, insanlara mesajlarımı, hikayelerimi ulaştırmanın benim için daha etkin ve keyifli bir yöntemini keşfettim: Film Yönetmeni olmak. Bu hayatımla ve geleceğimle ilgili önemli seçimdi. Film direktörlüğünü daha iyi öğrenmek ve deneyim kazanmak için New York Film Academy (NYFA)’de Film Yapımı bölümünün master programına başladım ve geçen yıl Eylül’de mezun oldum.

Kutlarız! Film okulundaki deneyimlerinizden biraz bahseder misiniz? Size neler kazandırdı bu eğitim?
Teşekkur ederim. Film okulu inanılmaz öğretici ve eğlenceli bir deneyim oldu. Film yapımı demek, film yapımı hakkında prodüksiyon öncesi, prodüksiyon sırası ve sonrası olarak A’dan Z’ye her şeyi kapsıyor demek. Yönetmen olabilmek için hem senaryo yazımı ve analizi, planlama, bütçe/zaman tablosu, hem kamera ve diğer ekipman bilgisi, hem de film kesimi bilgisi gerekiyor. Bu sayede hem farklı alanlarda çalışarak başka rolleri denemiş oluyorsunuz, hem de yönetmen olarak deneyimlediğiniz bu farklı rollerin zorluklarını ve jargonunu bilmek, çalıştığınız  insanlarla iletişiminizi güçlendiriyor. Çünkü film yapımı bir ekip işi, bireysel bir üretim değil. Çok farklı insanlarla birlikte çalışmanız gerekiyor. Birlikte çalıştığınız insanları anlayabildiğiniz, aynı dili konuşabildiğiniz zaman ortak amaç için çalışan bir ekip olmanız kolaylaşıyor, fikirler daha net yansıyor ve her şey daha hızlı ilerliyor. Set içinde direktörün asıl görevi aktörlerle ilgilenmek ve performanstan sorumlu olmaktır, aynı zamanda direktör bir filmin başından sonuna kadar her alanda aktif rol alır. Ben çektiğim filmlerde hem yönetmen, hem yapımcı olarak çalıştığım için filmin yükü çoğunlukla benim omuzlarımdaydı. Aktörleri bulmak, film lokasyonları bulmak ve anlaşmalar yapmak, Los Angeles şehrinden özel film izni istemek, filmin ses dizaynını tasarlamak dahil yapılması gereken çok çeşitli işler var bir film yaratmak için. Okul döneminde çok yetenekli, bilgili, endüstriyi ve işin pratiğini çok iyi bilen öğretmenlerim oldu. Akademinin uygulama / deneyim odaklı eğitim anlayışı, öğrendiğimiz hemen her şeyin pratiğini yapma fırsatı verdiğinden, ciddi bir prodüksiyon deneyimi kazanmamı sağladı. Bir dolu prodüksiyonda çok farklı rollerde çalıştım ve bütün bu deneyimlerin beni profesyonel setlere çok iyi hazırladığını söylemeliyim.

Çektiğiniz filmlerden ve katıldığınız film festivallerinden bahseder misiniz?

Yönetmen olarak misyonum, insanlığımızı en çıplak haliyle ortaya sunan hikayeler anlatmak. Kendi hedefleri ve hayalleri olan, akıllı ve güçlü kadınlar hakkında yazmak istiyorum. Genç kızların, kadınların ekranda kendilerinden bir parça görüp, bu karakterleri rol modeli olarak almalarını, onlara daha büyük hayaller kurmak için ilham vermek istiyorum. Asıl amaç da bu degil mi zaten? Kendinden bir parça görmek. Bende iz bırakan filmler hep öyle oldu, bir sekilde derin bir bağlantı hissettim karakterlere ve hiç unutamadım o hissi. Bu nedenden ötürü şu ana kadar çektiğim her film bir kadın hakkında.

Şu ana kadar senaryolarını da kendim yazdığım beş kısa film çektim: Cracked (2017), Heart and Soul (2018), Broken Circle (2019), Happy Faces (2019) ve son komedi filmim Big Break (2020). Konusu, mesajı olan, daha güzel bir dünya için  farkındalık yaratan ya da farkındalığı artıran hikayeler yazıyorum. Sinema çok güçlü bir iletişim aracı, etki alanı çok geniş. Kendinizi,  hikayenizi anlatmak için çok zengin bir dil ve harika olanaklar sunuyor. Seyredenlerin hem iyi zaman geçirmelerini, eğlenmelerini hem de  düşünmelerini ve harekete geçmelerini sağlamayı önemsiyorum. Son filmime kadar daha cok dramaya eğilimim vardı ama şimdi komedinin güçlü alanım olduğunu keşfediyorum. Bu benim hayata hafif bir espriyle bakmamın ve gülmeyi çok seviyor olmamın da bir sonucu olabilir.Gülmek bir özgürlük! İnsana enerji veren, iyi hissettiren bir eylem. Ve hepimizin gülmeye gerçekten çok ihtiyacı var.

Big Break film endüstrisi hakkında ironik bir komedi, endüstrinin gerçekliklerini ve zorluklarını anlatan, tam “daha çılgınlaşamaz” dediğinizde bir kademe daha kaosa yaklaşan sürükleyici bir hikaye. Los Angeles’da yaşayan ve bu teknoloji çağında 15 dakikalık ününü kovalayan insanlar arasından sıyrılmaya çalışan genç bir aktrisin başından geçenleri anlatan bir film Big Break. Bu filmi özel kılan niteliklerden başka birisi de üç farklı film janrasını bir araya getirerek her dilimde farklı bir şey tatmanızı sağlaması ve aktörlerin bu farklı janralarda olağanüstü performans sergilemeleri.

Big Break, Warner Bros Stüdyosu’nda ki özel prömiyerinden sonra film festival dünyasında ulusal ve uluslararası ödülleri toplamaya başladı. Şu ana kadar Amerika’dan ve Avrupa’dan toplam 20 film festivalinde gösterim için seçildi. Big Break ile 6’sı “En İyi Komedi”, 3’ü “ En İyi Yönetmen” kategorilerinde olmak üzere toplam 9 ödül aldım. Big Break; Indie Short Fest, Florence Film Awards, Prague International Monthly Film Festival, Montreal International Short Film Awards, Best Global Shorts ve Top Shorts Film Festivallerinde “En İyi Komedi” ödülünü aldı. Ben de yönetmen olarak Top Shorts Film Festival, Independent Shorts Awards ve Vienna Film Awards tarafından “En İyi Yeni Yönetmen” seçildim ve aynı zamanda Women’s Comedy Film Festival, Prague International Monthly Film Festival  ve Indie Short Fest tarafından da “En İyi Yönetmen” olarak aday gösterildim. Big Break’in gösterilmeye seçildigi festivaller arasında Portland Comedy Film Festival, Burbank International Film Festival, Anatolia International Film Festival, Dumbo Film Festival NYC, Summer in The South, Austin Comedy Short Film Festival, Lady Filmmakers Film Festival, The Monthly Film Festival (UK) ve London Worldwide Comedy Short Film Festival bulunuyor.

Festivallerde kazandığınız bu başarıların kariyerinize nasıl bir katkısı oluyor
İnsanı,  verdiği emeğin meyvesini görmek kadar besleyen bir şey yok bu dünyada. Yazıp yönettiğiniz bir filmin bir jüri tarafından değerlendirilmesi ve ödüllendirilmesi çok özel bir motivasyon kaynağı. Gurur verici, prestij sağlayan ve daha çok üretmek için enerji veren, heves yaratan bir takdir bu. Filminizle daha çok insana ulaşabiliyorsunuz ve aldığınız her türlü geribildirim daha sonraki üretimlerinize ışık tutuyor. Film festivallerinin çok önemli katkılarından biri de, film yapımcılarını ve endüstride çalışan insanları bir araya getirmesi. Kurduğunuz bağlar, bilinir olmanız bu endüstride çalışmak için çok önemli. Bu yüzden endustrideki diger insanlarla tanışmak, hele de böyle bir festival platformunda, çok önemli.

Film endüstrisinde bir kadın olmaktan bahseder misiniz? Cinsiyetiniz yüzünden ayrımcılığa maruz kalıyor musunuz? 

Yönetmen olmaya beni iten ana konulardan birisi filmlerde kadınlar için yazılan karakterlerin tek boyutlu olmasıydı. Bulunduğumuz endüstride son yıllarda bir çok modern, progresif filmler çıkmış olsa da bu stereotipik niteliksiz kadın karakterleri hala büyük bir sayıda. Filmlerde ve televizyonda başrol bile olsa bazı aktrisler daha az ücret alıyor. Aynı şekilde hem kamera önünde hem kamera arkasındaki kadın sayısı çok az. Film, kesinlikle erkekler tarafından domine edilen bir endüstri. Film okulundaki sınıfımda  benden başka sadece bir tane daha kız arkadaşımız vardı, öğretmenlerimin % 90’ı erkekti. Fakat sorun, yeterince kadın film alanında çalışmak istemiyor değil, sorun kadınların bu alanda  iş olanağı bulamaması. Çünkü yönetmenlik bir liderlik pozisyonu ve insanlar kadınların liderlik pozisyonlarinda başarılı olamayacağını düşünüyorlar. Bu önyargı ya da eşitsizlik, birçok sektörde olduğu gibi film endüstrisi ve endüstrinin merkezi kabul edilen  Los Angeles’da da çok yoğun. LA Times’da yayınlanan bir araştırma vardı, birkaç ay önce yayınlanmıştı sanırım. Bu araştırmaya göre 2007-2019 arasında çekilmiş 1300 filmin sadece %4.8 inin yönetmeni kadın. İnanabiliyor musunuz? Sinema tarihinde,

ilk kadın yönetmenlerin Amerika’ dan çıktığını düşünecek olursak bu gerçekten inanması zor aynı zamanda acı bir durum.Sektör toplumsal cinsiyet eşitliğinde işte bu noktada ve kat edilecek daha çok uzun bir yol var. Bu, yönetmenlikle ilgili açılan pozisyonlara  ne kadar az sayıda kadın adayın kabul edildiğinin de somut bir göstergesi. Sektör zaten inanılmaz rekabetin olduğu bir sektör, bir de kadın olmanın dezavantajını eklersek, insanın hayallerini gerçekleştirmesinin ne kadar meydan okuyan bir iş olduğu ortaya çıkıyor.

Bu cinsiyetçi kalıplar; kadınların sadece iş yaşamında değil, yaşamın her alanındaki olanaklara erkeklerle aynı ölçüye ulaşmasını engelliyor. Oysa kadınların o çok zengin algı, gözlem ve duygu dünyalarıyla, müthiş yaratıcılıkları ve organizasyon becerileriyle bu dünyaya katabilecekleri çok fazla zenginlik ve renk var. Bu önyargılar nedeniyle dünyanın da film endüstrisinin de bu katkılardan mahrum kalması çok can sıkıcı. Fakat sonunda biraz biraz değişim başladı. Yeterince hızlı ve efektif olmasa da, gün geçtikçe  daha fazla sayıda kadın tarafından kurulmuş stüdyolar ve kadın yönetmenler tanınmaya başlıyor. Bunları çoğaltmak için daha fazla çalışmamız, gücümüzün farkında olmamız ve bu gücü sergilememiz gerekiyor. Kadın dayanışmasını, kadınların el ele vermesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kadınlar olarak bu kalıpları değiştirmek için bireysel düzlemde de yapabileceğimiz çok şey var. Bu eşitsizliğe dikkat çekmenin, bu konudaki farkındalığı artırmanın bile kendi adıma, çok önemli bir katkı olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar bütün filmlerimi tutkuları, hayalleri olan, güçlü ve komplike kadınlar hakkında yazdım. Yaşamımın her alanında, haksızlıkları hiç kabul etmeyen, karşı çıkan ve tabii bunun hem bedelini ödeyen hem de başarılarını yaşayan bir kadın oldum. Yabancı bir ülkede, böylesine rekabetçi bir sektörde, bir kadın yönetmen olarak bir başarı hikayesi yazabildiğime inanıyorum. Hikayemin bütün kadınlara, özellikle de bu sektörde yer alan, yer almak isteyen kadınlara motivasyon kaynağı olmasını, ilham vermesini diliyorum.

Başarılı bir yönetmen olmak ne gibi özellikler gerektiriyor? Filmin başarısı, yönetmenin başarısı mı demek ? Yönetmenin başarısı, filmin başarısıyla mı ölçülüyor?
Bir filmin başarılı olmasını etkileyen birçok faktör var,  yönetmenin becerileri ve performansı tabii ki ana faktörlerden biri ama o kadar büyük  kapsamlı ki sadece bunların bir sonucu değil.

İyi bir yönetmen olmak öncelikle yaratıcı bir vizyon gerektiriyor. Direktör filmin her alanında çalışıyor: kameradan kesime, ses dizaynından postere kadar. Üretim sürecinin tamamına hakimiyet, olmazsa olmaz bir beceri. Film için çok net, konuya hakim olan bir tutum, haftalarca ve aylarca aralıksız çalışmak için tutku ve sabır, ve en önemlisi insanlarla güçlü iletişim ve ilişkiler kurabilme becerisi. Farklı departmanlara ne istediğini anlatabilmek ve kendinden emin olmak çok önemli, ama asıl önemli olan bir direktörün  aktörlerle olan iletişimi. Oyunculuk geçmişim nedeniyle birlikte çalışacağım aktörlerle güçlü iletişim ve ilişkiler kurmak güçlü yönlerimden biri. Daha önce kendim de aynı yollardan geçtiğim için çok rahat empati yapabiliyorum. Onların duygu ve beklentileri benim için çok tanıdık ve onları anlamakta hiç zorlanmıyorum. Senaryodaki roller için sadece en uygun aktörleri bulmak yetmiyor. Üretim sürecinin her aşamasında, aktörlerinizin iyi performans göstermeleri için doğru ve motive edici fırsatları yaratmanız gerekiyor. Bir aktör olarak, aktörlerimi yönetilmek istediğim gibi yönetmeye çaba gösteriyorum. Aslında liderlik, öncülük ya da rehberlik demek belki daha doğru. Çünkü biz bir ekibiz ve yaratıcı bir ürün ortaya koymaya çalışıyoruz. Bence en iyi performans, aktör kendini rahat, özgür ve güvende hissettiğinde ortaya çıkıyor. Eğer direktör, kendinden veya ne istediğinden emin değilse, ya da aktöre güvenmiyorsa aktör bunu hissediyor ve kendini istediği gibi ortaya koyamıyor. Bazı yönetmenler de ne istediğinden o kadar emin ki, hayalindekinin tam aynısını bekliyor ve aktöre hiç yaratıcılığını kullanma fırsatı vermiyor. Oysa oyunculuğun en zevkli kısmı farklı taktikler denemek ve yeni şeyler keşfetmek. Yine hayalindekini, aktörün sana sunduğuna tercih edebilirsin ama aktörü farklı şeyler denemek icin özgür hissettirmek ummadığın keşiflere götürebilir seni. Bu yüzden prodüksiyon öncesi aktörlerle zaman geçirmek, onları tanımak ve bu karşılıklı güven ilişkisini oluşturmak çok önemli.

Film endüstrisine girmek isteyen veya yeni giren gençlere neler önerirsiniz?
Ne güzel bir soru! Kendi deneyimlerimden öğrendiklerimi paylaşayım.
Son yıllarda film endüstrisine yönelik gittikçe artan bir ilgi var, bu çok güzel ve sevindirici bir gelişme. Bence öncelikle düşünülmesi gereken konu, bu sektörü neden istediklerini iyi biliyor olmaları. İnsanın kendini ifade etmesinin tek yolu oyunculuk ya da yönetmenlik, yani sinema değil farklı sanatlar ya da seçenekler de var. Sektörde, bu yolda kendilerini nelerin beklediğine ilişkin olabildiğince çok bilgi sahibi olmalarını önemsiyorum. Bu uzun bir yolculuk ve kesinlikle; tutku, sabır ve çok çalışmayı gerektiriyor. Seçimlerinde net,  kararlı ve tutkulu olarak, hayalleri için çok çalışmayı ve zorluklarla mücadeleyi göze alarak yola çıkmak en önemli başarı faktörü bence. Tabii ki bunu yapabilmek için kendinizi de çok iyi tanımanız gerekiyor.

Bu sektörde deneyim, deneyerek öğrenmek çok önemli. Meraklı olmak, her rolü denemek çok kıymetli. Hiçbir işten kaçmamak, kendini hedeflediği rolün sınırları içine hapsetmeden denemek ve öğrenmek. Oyunculuk yıllarımda, ışıkçılık da yaptım, dekor da, ses düzenlemesi de. Senaryo da yazdım, rol dağıtımı da yaptım. Bütüne hakim olmanızı sağlayan ve dolayısıyla kendine güveninizi artıran çok kıymetli gelişim adımları bunlar.

Bu yolculukta hedeflerin esnek, daha doğrusu esnetilebilir olmasının hayati bir önemi olduğunu  düşünüyorum. Film sektörü, doğası gereği çok farklı roller barındırıyor. Diyelim oyuncu olmak hedefiyle yola çıktınız ve sektörün içine girdiğinizde başka bir rolün kendinize daha çok uyduğunu, sizi daha çok mutlu edeceğini farkettiniz. Bu noktada, başlangıçta koyduğunuz hedefte, oyuncu olmakta ısrar etmek yerine, size iyi gelecek farklı yola doğru gitme cesaretiniz hep olsun. Yeni hayaller, yeni hedefler hep olacak ve olmalı hayatımızda. Sonuçta, en güzel eserimizin kendi hayatımız olması için çabalamıyor muyuz?

Son önerim de şu; başka birinin iznini ya da size vereceği fırsatları beklemeyin. Teknoloji çağındayız, herkesin kameralı telefonu var ve artık film ve dizileri internetten izlediğimiz için kendi eserinizi sergileyebileceğiniz bir dolu farklı platform var. Sosyal medya olsun, web serisi olsun, Netflix gibi streaming servisi olsun, seçenek çok. O yüzden yaratmaya, üretmeye başlamak için hiçbir bahaneniz olmasın. Önemli olan kameranın ne kadar pahalı olduğu veya setin ne kadar lüks göründüğü değil, filmin içeriği. Eğer hayaliniz buysa, alın elinize telefonunuzu ve çekmeye başlayın. Bir hobi olarak da düşünebilirsiniz, bir kariyer olarak da. Ama peşinden kovalamanız lazım, sadece isteyerek olmuyor. Kendini iyi bilmek ve çok sert yargılamamak da lazım. Artistler genellikle kendilerini çok sert eleştirir çünkü inanılmaz savunmasız bir biçimde kalbini ve sanatını ortaya koyuyorsun, cesaret isteyen bir meslek bu.

Yeri gelmişken hemen kendi kariyer mottomu da paylaşayım: “ Çok çalış, hep geliş, asla vazgeçme!”

(Bende çok işe yaradı, şiddetle tavsiye ediyorum 🙂

Peki sizin için sırada ne var? Ne tür olanaklar bekliyor sizi?
Üretmeye ve çalışmaya devam. Bildiğiniz gibi Covid yüzünden bir dolu film stüdyosu kapandı ve film çekimleri gelecek yıla kadar ertelendi. Bu demek değil ki biz de yaratıcılığımıza  dur diyelim, her şeyi bırakalım. İhtiyacımız olan cihazlar zaten cebimizde. Şu an arkadaşımla bir web serisi üzerinde çalışıyoruz, ilişkiler ve büyük şehirde genç olmak hakkında bir komedi. Hala yazım aşamasındayız  ama en kısa sürede sosyal mesafemizi koruyarak çekimlere başlamayı hedefliyoruz.

Bu arada çok keyifli bir iş daha yapıyorum. Atlanta Comedy Film Festivali, Summer in the South ve The Southern Horror Film Festivallerinde jüri üyesiyim. Çok farklı filmleri seyretme olanağı bulduğum çok keyif aldığım bir iş bu. Filmlerin, yaratıcılık ve teknik kriterler bazında değerlendirmelerini yapıyor, kritikler yazıyorum ki bu da beni her açıdan besleyen çok renkli bir süreç.

Söyleşi için size çok teşekkür ediyor ve başarılar diliyoruz. Okuyucularımız sizi ve filminizi nasıl takip edebilirler?
Ben çok teşekkür ediyorum. Filmle ilgili bilgiler ve gelişmeleri kendi web sitemden ve instagram hesaplarından paylaşıyorum. Hala festival yolculuğu devam ettiği için Big Break henüz gösterime açık değil, önümüzdeki bir kaç ay içerisinde gösterime girmesi bekleniyor.

Dicle Özçer ve filmi Big Break hakkındaki son haberleri ve gelişmeleri Dicle’nin websitesinden ya da Instagram hesabından takip edebilirsiniz.

İletişim Bilgileri:

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz