Ana sayfa KÜLTÜR ARNOLD SCHÖNBERG’İN YABANCI VE YABANIL MÜZİĞİ

ARNOLD SCHÖNBERG’İN YABANCI VE YABANIL MÜZİĞİ

204
0
PAYLAŞ

Thomas Mann, Doktor Faustus’u yazmaya Yusuf ve Kardeşleri’ni tamamladıktan çok kısa bir süre sonra, 1943 Mayıs’ında başlamıştı. Konusunu ve esinini İncil’de bulan bir romandan sonra neden bir modern Faust romanı yazmayı seçmişti? Savaşın bütün yoğunluğu, bütün yıkıcılığıyla devam ettiği bir dönemde onu şeytanla anlaşma yapan, ruhunu şeytana satan bir sanatçı öyküsü anlatmaya sevk eden neydi? Bu konu neden savaşın olağanca yıkıcılığıyla sürdüğü Avrupa’dan uzakta, Birleşik Devletler’de yaşayan Mann’ın ilgisini çekmişti?

Mann, bütün yaratıcı enerjisini kullanabilmek için şeytanla anlaşma yapan sanatçı ile Hitler’i izleyen Alman halkı arasında benzerlik bulmuştu. Hitler’in ardından kaçınılmaz bir felakete, trajik bir sona doğru sürüklenen Alman halkını şeytanla pazarlık yapan sanatçıya benzetmiş, yazgıları arasında koşutluk kurmuştu. Romanın ana karakteri Adrian Leverkühn şeytanla anlaştıktan sonra rasyonel dünyayla bağları kopmuş, ruhundaki sıcaklık kaybolmuştur. Mann onun insani sıcaklıktan yoksun soğuk bir müzik yarattığını düşünür.

İkinci Dünya Savaşı en kanlı evresine, finale doğru ilerlerken Thomas Mann romanını yazmayı sürdürdü. Yazmayı sürdürdükçe Leverkühn ve Alman halkı trajik bir sona doğru birlikte ilerliyorlardı. İkisi de şeytana uymuşlardı, ikisini de kötü ruh baştan çıkarmıştı. Sadece cephedeki Alman ordusu değil, bütün Alman halkı bir felakete doğru yol alıyordu. Adrian Leverkühn de öyle.

Mann’ın romanı böyle okunabilir. Bu yorum bir ölçüde geçerli kabul edilebilir. Ama ancak bir ölçüde. Mann’ın ruhunu şeytana teslim eden sanatçı olarak neden bir müzisyeni seçtiği, Adrian Leverkühn karakterini neden Arnold Schönberg üzerinden yarattığı konusunda bize hiçbir şey söylemez. Onun neden Leverkühn’un, dolayısıyla Schönberg’in müziğine kuşku ve tedirginlikle yaklaştığı konusunda bize tatmin edici bir fikir vermez.

Mann müziğin insanlar üzerinde sarsıcı etkide bulunan bir sanat olduğunu biliyordu. Öyledir gerçekten. Müziğin taşıdığı bu olağanüstü etkileyici, hatta büyüleyici güç kimi zaman müzisyenin şeytanla pazarlığa oturan bir yaratıcı olarak tahayyül edilmesinin de nedenidir. Paganini’nin dinleyeni büyüleyen virtüözlüğünü, bütün o yaratıcı enerjisini şeytanla yaptığı işbirliğine borcu olduğuna inanılıyordu. Franz Liszt’in Mephisto Valsleri’ni ruhunu şeytana teslim ederek bestelediği rivayet olunmuştur. Thomas Mann da şeytanla anlaşan Adrian Leverkühn’un yeni müziğini, atonal ve seriyal müziğin gelişmesini barbarlığın, Nazi sapkınlığının belirtisi olarak görüyordu.

Schönberg’in müziği Avusturya- Alman dünyası içinde, geçen yüzyıl başında Viyana’nın kültürel ortamında doğdu, fakat bu dünyaya ve ortama karşı gelişti. Viyana değişmekte olan dünyanın merkezi olmuştu. Schönberg’in besteci ve entelektüel kimliğini biçimlendiren bu şehir yüzyıl başında antisemitizmin de yoğun olduğu bir yerdi. Schönberg Yahudilere nefretin gün be gün büyüdüğü bu şehirde “liberal Yahudi burjuvazisi”nin bir ferdi olarak yetişti. Tema olarak Yahudilikle ilgili eserlerinin çoğunu ancak 1930’ların ikinci yarısından itibaren, özellikle geç döneminde ve “ dönüş “   ( teshuva ) sonrasında yazdı. Antisemitizme, antisemitizmi besleyen kültüre tepkisini önce biçim ( form ) düzeyinde, yeni bir kompozisyon metoduyla verdi. Atonal müzik öncelikle bu anlamda “yabancı”dır. Bilinçaltı denilen tekinsiz bölgeye giren hemşerisi “Viyanalı büyücü” gibi o da karanlık bir alana adım atmıştı.

Maurice Blanchot 1968’de yayımlanan Ars Nova başlıklı denemesinde Thomas Mann’ın romanını, onun Schonberg’in müziğine yaklaşımını değerlendirir. Blanchot’ya göre Mann yerleşik kültürü ve estetik formları ısrarla savunan, yeni müziği tehdit olarak gören, esasen sanattaki her türlü yenilik karşısında temkinli davranan kültürel muhafazakâr bir burjuvaydı. Sanatta yerleşik olanın dışına çıkandan, alışılmadık olandan korkuyordu. Schönberg’in radikal biçimde yeniden örgütlediği sesler karşısında da paniğe kapılmış ve yalınkat yargıda bulunmuştu. Blanchot’ya göre Mann’ın korku ve endişelerini anlayabilmek için Schönberg’in müziğine daha yakından dinlemeliyiz

Blanchot’nun denemesinin başlığını oluşturan “Ars Nova” (Yeni Sanat ) ortaçağın sonlarında notalamanın, buna bağlı olarak müziğin yazılmasındaki, teknik ve üslubundaki, ifade gücündeki gelişmeleri, tekseslilikten çoksesliliğe ( polifoniye ) geçişi ifade ediyor. Eski sanattan ( ars antique )   köklü bir kopuş niteliğindeki bu gelişme ve geçiş Yeni Sanat ( Ars Nova ) olarak adlandırılmıştı. Avrupa’da polifonik müziğin doğuşu Ortaçağlardan Rönesans’a geçişe denk gelen radikal bir değişimdir. Blanchot bir bakıma Schönberg’in atonal müziğinin de benzer bir radikal çaba olduğunu, kopma yarattığını belirtiyor. Atonal müziği polifoniye geçişle kıyaslıyor.

Blanchot sanatsal deneyimi tanımlarken   “kültüre yabancılık “ üzerinde duruyor. Ona göre verili kültüre yabancı olmak, kültürün dışında bulunmak ve dışarıdan gelmek sanatsal deneyimin vazgeçilmez bir koşulu. Ars nova Batı müziğinin yürürlükteki kurallarına yabancıydı. Bu yabancılık sayesinde sanatsal deneyim olarak niteleniyor. Schönberg’in atonal müziği de özelde Bach’tan Wagner’e uzanan Alman geleneğine, daha geniş anlamda Batının müziğine yabancıydı. Batı kültürüyle temassızdı, dışarıdan geliyordu, yabancı ve yabanıldı. Eleştirel ve tahripkârdı. Thomas Mann bu yabancı müziği yerleşik kültür açısından bir tehdit olarak algılıyordu. Atonal müziğin “ barbar “ olduğunu söylerken kendince haklıydı.

Blanchot edebiyat, sanat ve politika arasında ortaklık buluyor, hepsini olumsuzlama, reddetme olarak niteliyor. Schönberg’in müziğini de yazma deneyimi ile kıyaslıyor. Ona göre edebiyat yazarın içinde yaşadığı zamanın sınırlılığına karşı çıkma, bu sınırların ötesine geçme, yaşadığı zamanı belirleyen kuralları reddetmedir. Schönberg atonal müziği de böyleydi. Onun müziğinin temelinde yürürlükteki her hangi bir yasa ve kurallar bulunmuyordu. Yürürlükteki kurallara indirgenemiyor, bu kurallara bağlanamıyordu Armoniyi ve Batı müziğinin diğer kurucu öğelerini dışta bırakmıştı. Seslerin o zamana değin doğal sayılan yerleşik örgütlenmesini ve düzenini bozmuştu Thomas Mann’ı endişelendiren buydu, atonal müziğin düzene tabi olmamasıydı. Ancak hatırlatmak isterim: Müziğinin radikalliği Schönberg’i bile bir noktada ürkütmüştü; o nedenle baştaki radikalizminden geri adım attı. Thomas Mann’ın mantığıyla konuşacak olduğumuzda, şeytanla yaptığı sözleşmeyi gözden geçirdi.

Blanchot biçimi ( formu) politik bir güç sayıyor. Buna göre yeni müzikteki dissonanz ( uyumsuzluk ), armoni yokluğu politik koşulların, daha doğrusu bir önsezinin ifadesi ve yansımasıydı. Schönberg Nazi rejiminin inşasını, ölüm kamplarını, büyük kıyımı sezinlemişti. İçinde yaşadığı dünyanın bütün uyumunu, ahengini yitirmekte olduğunu sezinliyor ve uyarıyordu. Onun atonal müziği yaklaşmakta olan felaketi duyuran bir çığlıktı.

Schönberg müziğin yerleşik formlarını, bunların oluşturduğu estetik bütünlüğü tahrip etti. O estetik totalitenin ötesinde konumlanan bir besteciydi. Sonsuza değin geçerli olacağı düşünülen yerleşik biçimlere karşı yıkıcı tutumundan dolayı “barbar”dı. Müziği o ana değin yerleşik kültüre dâhil olmayan seslerden oluşuyordu. Kültüre yabancı olan bir müzikal form ve örgütlenme. Yerleşik sanat ve estetiği kültürü tehdit eden yeni sanat. Başta armoni olmak üzere Batı müziğinin kurucu öğelerini dışta bırakan, seslerin doğal sanılan düzenini bozan bir müzik

Blanchot, Cezayir’in bağımsızlık mücadelesini desteklemek, Fransa’nın bu mücadeleyi kanlı bir şekilde bastırma politikalarını protesto etmek amacıyla hazırlanan ve imzaya açılan 121’ler Manifestosu’nu kaleme alanlardan biriydi. Kendisiyle yapılan bir söyleşide böyle bir metni imzalamanın ödev değil, bir hak olduğunu belirtmişti. Sözünü ettiği “ reddetme hakkı”ydı. Manifestoyu kaleme alanlar ve imzalayanlar Fransa’nın resmi politikası haline gelmiş olan sömürgeciliği reddetme hakkını kullanmışlardı. Blanchot edebiyat ile bu manifestoyu imzalama arasında paralellik kuruyordu. İkisindeki ortak yön önceden kabul edilmiş olanın reddiydi. Schönberg de müziğini yürürlükteki kurallara bağlı olmadan yaratmıştı. Nihai ölçüde bir olumsuzlamada bulunmuş, atonal müziğini kendini yürürlükteki kurallarla, yasalarla bağlı saymadan, önceden konulmuş ve kabul edilmiş bütün yasaları reddederek ederek yaratmıştı

Kaynaklar :
Blanchot, Maurice ,”Ars Nova “ ,Infinite Conversation içinde, çev. S.Hanson ,Universiy of Minnesota Press, 1993, s.345-350
Mann, Thomas, Doktor Faustus, çev.Z.Kurttekin, Can Yayınları, 2016
Shaw, Jennifer ve Auer Joseph (ed.), Cambridge Companion to Schoenberg ,Cambridge University Press, 2010

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz