Ana sayfa KÜLTÜR CoronAntoloji/Öykü: Dönememek

CoronAntoloji/Öykü: Dönememek

442
0
PAYLAŞ

Annem eşyalarını topladı, taşınmaya hazır. Ama Pazar öğleden sonra, son anda arayıp yemeğe çağırıyor. “Buzdolabımın buzları çözülüyor,” diyor bana. “Bozulmadan şu tavuğu kızartmam gerek.’’ Kendi tabak ve çatal bıçağımızı getirmemizi söylüyor. Tabak çanağın ve mutfak eşyalarının çoğunu toplamış.

Telefonu kapayıp pencerenin başında bir dakika daha duruyor, bu meseleyi kavrayabilmek istiyorum. Buzdolabının fişinin çekilmesiyle içimdeki son umut da çözülüyor, pişmeyi bekleyen tavuklar gibi. Dönmeyecek. Hiç dönmeyecek. Babamla evli oldukları otuz yıl boyunca İstanbul dışına çıkışları bir elin parmaklarını geçmeyen, her defasında evine kürek mahkumluğundan kurtulmuş gibi dönen annem, bizi, bu şehri, her şeyi bırakıp gidiyor.

Kardeşimi arıyorum, beşinci çalışta açıyor, “Gelmem, ne geleceğim yahu, oldu olacak bir de damadın yakasına cumhuriyet takayım.’’ Nihayetinde onun hayatı diyorum, “Senin de ondan farkın yok, sen de gitmemiş miydin, hem de en olmadık zamanda!’’ aynı şey değil diyecekken kapatıyor. Çatal bıçağı ben getiririm diyorum, duymuyor. Birbirimizden başka kimsemiz kalmadı, diye bağırıyorum, işitmiyor.

Babam gideli on yıl olmuş. Bense daha önce. Ellerimi, artık iyice pörsüyen, şeffaf kaygan avuçlarında uzun uzun tutarak iyi olduğunu, daha iyi olacağını, bekleyeceğini söyleyerek uğurlamıştı beni. Parmağından öptüm, küçükken sıkıca tutup yürüdüğüm serçe parmağından. Yastığını düzelttim, biten serumunu düğmesinden kapattım, çıktım. O uzun beyaz koridor boyunca bir kez olsun geriye dönüp bakmadım, gidemezdim.

Uzakta olduğum o uzun yıllar, annem ve kardeşimi daha da yakınlaştırmıştı. Ben babamın kızıydım, o annesinin oğlu. Ben babamı terk etmiştim, annesiyse onu. Ben sessizce ağlayabiliyordum, o, acılar karşısında kararan yüzünü gizleyemezdi. Kenarları erimiş deri albümü dizlerimin üzerine alıp, babamın bir arşiv memuru titizliğiyle hazırladığı ağır siyah sayfaları birer birer çevirdim. Her fotoğrafın altına güzelim el yazısıyla notlar düşmüştü, tarih ve günün önemi. Kardeşimin sünnet düğününde çekilmiş bir fotoğraftayız. Denizci kıyafeti giydirilmiş, hepimiz onunla uyumlu beyazlar içindeyiz. Annemin iri dalgalı saçları omuzlarını aşarak göğüslerinde durulmuş. Babamın sakallarına henüz düşen aklar, yakışıklılığını perçinliyor. Herkes mutlulukla gülümsüyor. Karedeki güzelliği bozan tek kişi benim, yine neye ağladıysam…

Annemin getirmemi tembihlediklerini toparlamam zaman alıyor, çekmeceleri açıp kapıyorum, uçuk yeşil boyalı mutfak dolabının önünde bir süre duraksıyorum. Salona gidiyorum, unuttuğum şeyi orada bulacağımı sanarak. İşe yarıyor, telefonu görünce gerisi çorap söküğü gibi geliyor, hızla alıp, tek tek sarıyorum, birbirine çarpıp gürültü çıkarsınlar istemiyorum. Karton bir kutuya yerleştirirken bir süredir seslere tahammülüm azaldığını fark ediyorum.

Evden çıkarken dönüp bakıyorum, her şey mutlak bir sessizlik içinde, sadece buzdolabının arada bir nefes alır gibi duraksayıp yeniden başlayan horultusunu işitiyorum derinden. Döneceğim…

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz