Ana sayfa KÜLTÜR HERKESİN BİR TÜRKÜSÜ VARDIR

HERKESİN BİR TÜRKÜSÜ VARDIR

165
0
PAYLAŞ

Veda etmek derin bir acının ilk habercisidir. Giderken düğümlenen boğaz, yutkunmakta zorlanan her kalbi yaralı sığınacak bir liman arar kendine. Giden gider, kalanın bir yanı yarım, bir köşeye bırakır hüznünü. Son bir söz düşer dile. Giderken söylenen, göğe savrulan bir söz, dolaşır durur da kalbe konar nihayet. “Sana bir türkü bırakıyorum.”

Hüzünlerin şifasıdır bazen bir beste. İnsanın içinde sıkışıp kalan, söylemek isteyip de söyleyemediği ne varsa; bir şarkının, bir türkünün hüzün dolu sesinde sanki dile gelir, söylenecek ne varsa bir bir dökülür dilden. Türkü dendiğinde akla gelen insana keyif verme hali ne yazık ki bizim türkülerimizde tam da bu anlamı karşılamaz. Türkülerimizin hüzünlü yazı neşeli hallerinden daha fazladır. Acılarımızı en iyi türküler anlatır bizim.

Eskiden köylerde ağıtçılar olurdu. Boyunlarında acılı bir hikâyenin yazılı olduğu levha, omuzlarında bir teyp, özellikle kadınların çok olduğu yerlere gelirdi ve önce teybin düğmesine dokunurdu. Kasetten gelen cızırtılı seste bir halk ozanı sazının tellerine vura vura acı dolu bir türküyü söylerdi. Türkü bitince hemen devreye ağıtçı girer, ya bir cinayet sonucu dağılan ailenin dramını, ya askerde şehit olan bir askerin hüzün dolu yaşadıklarının ya da genç bir gelinin hastalıktan dolayı ölümünün iç yakan hikâyesini anlatırdı. En sonunda da boynundaki hikâye levhalarını satmaya çalışırdı.

Bizim türkülerle olan yakınlığımız bu topraklar kadar eskiye dayanır. Sözün yanına sazı katışımız, saza ve söz sahibine anlamlar yükleyip hürmet gösterme hallerimiz bizim tarihimizin ilk yıllarına kadar gidebilir. Sözün bittiği yerde sazın sözü alması, her derde tercüman olması daha çok rağbet görmüştür.

Bir duyguyu anlatabilmek için sıralanacak onlarca cümlenin karşısında bazen bir türkünün nağmesi fazla söze hacet bırakmamıştır. Karacaoğlan’ın sözlerinin her biri yaşadığımız topraklar kadar sıcak, bu coğrafya kadar bizdendir. Bir ayrılığı ve bu ayrılığın hüznünü anlamak için sayısız cümle kurmak yerine Karacaoğlan’ın bir şiirine sığınmak daha çok yeğlenir olmuştur. “Ala gözlüm, ben bu ilden gidersem, / Zülfü perişanım kal, melil melil.

Kerem et, aklından çıkarma beni; / Ağla gözyaşın sil, melil melil.” diyen ozanın neden ilden ile gezdiğini, kalbinin sesini arayıp durduğunu anlamak bu türküyü dinleyince daha da kolay olacaktır. Yolları tükettikçe ozan, derdi daha da büyür ve devam eder türküsüne. “Ağlayı ağlayı düştüm yollara /Karışayım bozbulanık sellere / Adı sanı bilinmedik illere / Gitmeyince gönül yardan ayrılmaz”

Gurbet denen acıyı yaşayanlar için gökte uçan kuştan, ılık esen rüzgâra kadar her şey bir haberci sayılabilir. Gurbet acıdır ve insan evini, sevdiklerini, doğup büyüdüğü yerleri, çocukluğunun geçtiği sokakları, yüzmeyi öğrendiği dereyi, altında soluklandığı ulu ağaçları ardında bırakırken kalbinin bir yanını da oralarda bırakarak gurbete çıkar. Yaşamak kaygısı, geçim derdi, daha iyi bir gelecek umuduyla yollara düşen her bahtı karanın kalbinin bir yanı hep hüzne ayarlıdır. “Benden selam söylen vefasız yare / Gurbet benim olsun sıla kendine/

Çekilmedik derdimizi bölüşek / Başlı ben alayım sıla kendine” der Aşık Veysel. İnsan geçmişte yaşadıkları kadar sevdiklerinden de ayrı düşer gurbete gidince. Unutulmak kaygısı en büyük acılardandır. İnsan her şeyi affedebilir ama unutulmak dendi mi söylenecek söz kalmaz. Sözü aşık söyler, sazı aşk çalar. “Dert ile mihnete dalmayan aşık / Ne yemiş ne doymuş eli bulaşık / Kınama Veysel’i fikri dolaşık / Ayrılmış yarinden yar diyarından”

Merhum Neşet Ertaş, türküler için “Sözün özü, kalbin gözüdür.” der. Türkülerin bu denli içli olması, bu denli kalbe tesir etmesi de kalpten kalbe bir yol açmasından olsa gerek. Hiçbir kaygı taşımadan, hiçbir beklentinin ardına düşmeden aşığın dilinden dökülenler kalp gözünün saza ve söze ulaşmasından başka bir şey değildir. Sözün bittiği yerde öyle bir ezgi düşer ki dile başka söze hacet kalmaz. “Garibim gurbeti gezdim / Kalem aldım derdim yazdım.”

Bıktım bu canımdan bezdim / Ölem dedim ölemedim” der usta ve her gönlü yaralının, gurbet acısı çekenin yarım kalmış sevdaları üstünde bu nağme dolanır durur.

Gurbet acısının ve türkülerin değişmez sembolü turnalardır. Bir türkünün mısralarının arasından süzülüp gelen turnalar ya sevgiliye haber götürür ya da sıladan haber getirir. İçinden turnaların geçtiği her türkü, acılı bir hikâyenin hüznünü de beraberinde taşır. “Gel, yağmur ol gel, gel rüzgâr ol gel / Bulutlar yoldaşın olsun, Allah’ım seni korusun / Yolun açık aydın olsun, turnalara tutunda gel.” diyerek turnaların yolunu gözleyenler de aynı ortak acıyı yaşamaktadırlar; “Katar katar olmuş gelen turnalar / Şu halime şu gönlüme bak benim / Şahin pençe vurdu tüyüm ağarttı / Kanadıma bir ok vurdu berk benim” diyenler de bir çift selam için bir an olsun gözlerini yollardan alamamaktadırlar.

Yol gözlemek, bir selamın özlemini duymak, bir çift kelâmın hasretiyle yaşamak günümüz insanının yaşadığı devasa yalnızlıkların bir sonucudur. Büyük şehirlerde kalabalıklar arasında yaşarken bile içindeki yalnızlığı susturamamak gibi bir talihsizlikle baş başa bırakılan günümüz insanı, kendisi için sığınacak limanlar arar. Elbette hiçbir liman insan sıcaklığının yerini tutamaz. Yalnızlığıyla baş başa kalır insan. Bir türkünün ezgisine tutunur ve hüznüne eş bir hüzne kaptırır kendini. Onurlu olmak, değerleriyle ayakta durmaya çalışmak, her türlü oyuna karşı direncini bilemek ancak insanın kendini bilmesiyle olacak bir şeydir. İnsan ayakta durdukça insanî değerlerini pekiştirir; direndikçe daha da büyük erdemler kazanır. Nimri Dede’nin dediği gibi; İkilik kinini içimden atıp / Özde ben bir insan olmaya geldim / Taht kuralı ariflerin gönlüne / Sözde ben bir insan olmaya geldim / Serimi meydana koymaya geldim.”

Bir türkü olsun kenarında tutmalı insan dar günler için. Sığınılacak bir gölge kalmayınca, düşülecek yollar bir bir kapanınca ve kimseler olmayınca yanı başında bir türkünün ucunu yakıp nerede biterse söz oraya kadar gitmeli. Bir kendine bir de ardında bıraktıklarına bırakıp en içli türküyü; yolcuya yol gerek deyip düşmeli yollara. Tâ ki kalbini bulana dek.

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz