Ana sayfa KÜLTÜR José Robles Pazos Olayı

José Robles Pazos Olayı

120
0
PAYLAŞ

Ernest Hemingway İspanya’ya doğru yol alırken, John Dos Passos da pasaportunu yeniletme işlemleriyle uğraşıyordu. Kuşkusuz, İspanya’da çekimlerine katılacağı filme ve çalıştığı dergiye göndereceği İç Savaş yazılarına büyük önem veriyordu ama, John Dos Passos için bunlardan daha önemli olan şey José Robles Pazos’tu. Zengin ve milliyetçi bir ailenin solcu evlâdı olan José Robles Pazos’un, Valencia’da Stalinistler tarafından tutuklandığını öğrenmişti. Ona göre, bu tutuklamada bir hatâ olmalıydı. Çünkü, José Robles Pazos, tutuklanmadan önce, “Sancho” kod isimli Vladimir Efimoviç Gorev’in tercümânı olarak, Stalinistler’in hizmetindeydi. Bu nedenle, John Dos Passos, araya girerek, hatâyı düzeltebileceğini ve José Robles Pazos’u kurtarabileceğini düşünüyordu.

John Dos Passos pasaport işlemleriyle uğraşırken, bir gece, karısı Katy ile birlikte Margaret de Silver’ın evine yemeğe giderler. Sohbet esnâsında, José Robles Pazos’un konusu geçince, Margaret de Silver’ın sevgilisi olan anarşist gazeteci Carlo Tresca, John Dos Passos’u şöyle uyarır:

” Stalinistler bir adamı İspanya’da istemezlerse, hemen o ânda vururlar.”

John Dos Passos’u uyaran Carlo Tresca, 11 Ocak 1943 günü, polis takîbinde olduğu hâlde, New York’ta sokak ortasında, yanına yanaşan siyah Ford’dan inen bir suikastçı tarafından, kafasının arkasından vurularak öldürülecektir. Suikastçının bir NKVD ajanı olduğuna ilişkin iddiâlar da bulunmasına karşın, olay aydınlatılamamıştır.

Acaba, Carlo Tresca’nın korktuğu Stalinist katiller, kendisini New York’ta istemediklerinden, vurup öldürmüş olabilir miydi?

Bilinmiyor. 

John Dos Passos, Hotel Florida’ya Valencia’dan doğru gelir. Lucien Vogel ve Philippe Lamour ile birlikte seyâhat etmişti. Otelin lobisinde, eprimiş beresi, kirli pantolonu ve pejmürde ceketiyle Ernest Hemingway karşısına çıkar. Martha Gellhorn da yanındadır. Kısa ama tuhaf bir panik yaşanır. Sanki Hemingway’in ve Martha’nın gizledikleri ilişkileri açığa çıkmış gibidir. Philippe Lamour, Martha Gellhorn’un Bertrand de Jouvenal des Ursis’le ilişkisinin en yakın tanıklarından biriydi. John Dos Passos ise, politik tercîhlerinde çatışsalar bile, Hemingway’in karısı Pauline Pfeiffer’ın dostluğuna önem veriyordu. Ama, John Dos Passos, o gün kafasını Martha ile meşgul edecek hâlde değildi. Hep José Robles Pazos’u düşünüyordu. Bavulları odasına taşınırken, Hemingway’e ısrârla José Robles Pazos’u sorar. “Papa”, eski dostunun bu ısrârcılığa sinirlenir ve “Dos, şu Robles işine burnunu fazla sokma; burada her gün birilerinin ortadan kaybolmasına artık alıştık,” der.

Kabalığının farkına varınca da, John Dos Passos’un gönlünü almak ister.

“Bir düşün, senin şu profesör kaçıp, düşmân tarafına geçmişse, ne yapabiliriz?”

John Dos Passos ise bu yanıta şiddetle itirâz eder.

“Böyle bir şey mümkün değil Hem. Ben o adamı yıllardır tanıyorum.”

Bu yanıtın üzerine, Dos ile Hem’in arasına Martha Gellhorn girip, John Dos Passos’u  azarlar:

” Unutma, senin bu soruların bizi burada sıkıntıya sokabilir.”

Susarlar. Birkaç kadeh içki içip, hep birlikte Gran Via’ya akşam yemeğine giderler. “Madrid Kasabı” Pepe Quintanilla da oradadır. Pepe’nin ve Dos’un yıllar önce birlikte dağlara tırmandıkları biliniyordu. Pepe, Dos’u görünce, çok sevinir. Yemekten sonra, onu bürosuna davet eder. John Dos Passos, ilk fırsatta Pepe’ye José Robles Pazos’u sorar. “Madrid Kasabı”, Stalinistler’in kentteki gizli polis şefi olduğundan, José Robles Pazos’u sorabileceği en doğru adamdır. Quintanilla, José Robles Pazos’tan bilgisi olmadığını, ama araştıracağını söyler.

Birkaç gün sonra, Martha ile Ernest, Pepe’nin Casa de Campo’ya bakan muhteşem dairesine yemeğe giderler. İspanya halkları açlıktan kırılırken, Pepe’nin dairesinde servis yapan uşak, kristal avizeler, “Savonnerie” halıları ve “Limoges” porselenleri, sanki gerçek ötesi bir atmosferdir. Sözü hemen José Robles Pazos’a getirir. Söyleyeceğini bir ân önce söyleyip, bu konuda bir daha hiç konuşmamak ister gibidir. Pepe’nin, “Dos şu José Robles Pazos’tan hemen vazgeçsin. Yoksa başına iş açacak!” uyarısını ne Ernest ne de Martha unutabilecektir. O gün yemek mi yoksa fırça mı yedikleri belli değildir. Lokmaları boğazlarına dizilmiştir.

Bir gün, şafak vaktinde, faşist topçuların iki atışı Hotel Florida’ya isâbet eder. John Dos Passos, ayakları çıplak, ekoseli bornozuyla koridora çıkar. Film çekimine gitmeye hazırlanan Ernest Hemingway, John Ferno ve Virginia Cowles, merdivenlere koşuştururlar. Onların ardından, geceliğinin üstüne alelacele bir manto geçirmiş olan Martha Gellhorn odasından fırlar. Josephine Herbst’in dudak kıvrımlarında, korkudan, anlamsız bir gülümseme vardır. Claud Cockburn’un beti benzi atmıştır. Merdivenin basamaklarından birinde, parlak mavi ipekten ropdöşambırıyla dikilen Antoine de Saint-Exupéry, yanından geçenlere greyfurt isteyip istemediklerini sormaktadır. Paniği ilk atlatan “Papa” olur. Josephine Herbst’e brendi içmeyi teklîf eder. Aslında “Papa”, Dos’a  José Robles Pazos’un peşini bırakmasının söylemesi işini  Josephine’e yıkmak istemektedir. Josephine Herbst, elindeki kadehi bırakır ve “Adam öldü Hem. Quintanilla bunu Dos’a çoktan söylemeliydi,” der. “Papa” şaşırmıştır; suratı öfkeden kızarır. Josephine’in ve Pepe’nin José Robles Pazos’un öldürüldüğünü başından beri bildiklerini anlamıştır. Adamın öldürülme nedeniyse bilinmiyordu. Bu da Hotel Florida’dakilerin arasında çirkin dedikodulara neden olacaktır. Oysa, Vladimir Efimoviç Gorev’e tercümânlık yapan José Robles Pazos da, SSCB’nin sırlarını ve NKVD’nin İspanya’daki kirli faâliyetlerini bildiği için, “zamanı gelince” ortadan kaldırılmıştı. Aldea’daki yemekte, Hemingway, José Robles Pazos’un öldürüldüğünü Dos’a söyler. Dos, en ufak bir tepki vermez. Daha önce öğrendiğini de belli etmez. Sadece, Hemingway’le Ruslar’ın içli dışlı muhabbetlerini izler.

Bu olaydan sonra, John Dos Passos’un hayâl kırıklığına uğramış yorgun bir adam olduğunu Hotel Florida’daki herkes gözlemlemiştir. İspanya İç Savaşı’na, sosyalizme ve Ernest Hemingway’e inancını yitirmiştir. Hotel Florida’dakilerle birlikte olmak istemez. Birkaç gün sonra da, kimseyle vedâlaşmadan, Madrid’den ayrılır. Kısa bir süre Barcelona’da kalır. Bir gece oteldeki odasına Liston Oak gelir. Oak,  Stalinistler’in kendisini “Troçkist” olduğu gerekçesiyle vurmalarından korkuyordur. Bu nedenle o da  İspanya’dan ayrılmaya karar vermiştir. Oak’ın anlattıkları, aslında, John Dos Passos’un da tanığı olduğu şeylerdi. Cephede yaralandığı için Barcelona’da bulunan George Orwell da, John Dos Passos’a, Stalinistler’in vurmak için Troçkist bulamadıklarında, sıranın partili olmayanlara geleceğini söyler.

John Dos Passos ve Liston Oak, Barcelona’dan birlikte çıkıp, Cerbère’den sınırı sorunsuz geçerler. Perpignan’da ise yolları ayrılırlar. John Dos Passos, Antibes’te karısı Katherine Foster  ile buluşup, orada birkaç gün dinlenmek ve ardından da Paris’e geçmek niyetindedir. Oak ise bir an önce ABD’ye dönebilmek için doğruca Paris’e gider.

Passos’un Madrid’den ayrılmasından iki hafta kadar sonra, “Papa”, Dos ile Katherine’i, Cherbourg trenine binerlerlerken, Saint-Lazare Garı’nda yakalar. “Katy”, Hemingway’in gara onları uğurlamaya geldiğini düşünür. Ama, yanılmıştır. “Papa”,  merhaba bile demeden, Dos’a José Robles Pazos konusunda ne yapacağını sorar. John Dos Passos ise, kırgınlığını belli eden bir soğuklukla, eğer bir ideal insanın yaşam haklarını ortadan kaldırıyorsa, o ideal için savaşmanın bir anlamı olmadığını, bu nedenle de gerçeği gördüğü gibi anlatacağını söyler. “Papa” bu yanıta çok öfkelenir, “Bırak şimdi bu insan hakları zırvalığını. Bizimle misin, yoksa değil misin, sen onu söyle,” der. John Dos Passos sadece omuz silker. Ardından da  Hem ve Dos susarlar. Ama, trene binecekken, Dos, birden eski dostu Hem’e döner ve son sözünü söyler:

” New York’taki o kitâb eleştirmenleri, seni modası geçmiş birine nasıl dönüştüreceklerini çok iyi bilirler. Onları görüp, kendilerinden bunu yapmalarını isteyeceğim.”

Ardından “Katy” de, Hem’i İspanya’daki rezîl fırsatçılığa sesini çıkartmamakla ithâm eder. Hemingway bir yanıt veremez. Geri dönüp, onlara bakmadan, garın çıkış kapısına doğru yürür.

 Aslında, John Dos Passos, eski dostunun José Robles Pazos olayına yaklaşımını, üzüntüsü nedeniyle biraz abartmıştı. Ernest Hemingway de, Hotel Florida’daki herkes gibi, Stalinist terörden korkuyordu. Bu yüzden çok temkînliydi. José Robles Pazos’un öldürüldüğünü öğrendiğinde, “Papa” da üzülmüş ve özellikle Pepe’ye çok kızmıştı. Bu yüzden, John Dos Passos’un Madrid’den ayrılmasından sonra, Gran Via’da, Pepe’yi Virginia Cowles  ve Josephine Herbst ile tanıştırırken, Pepe için “Madrid’in  Cellâdı” ifâdesini kullanmıştır. Ayrıca, Hemingway’in, Gran Via’daki herkesin duyacağı bir ses tonuyla, infâzlara ilişkin soruları da Pepe’yi çok rahatsız etmişti. Hemingway, çalışmak bahânesiyle masadan kalkmaya hazırlanırken, Pepe, “Vurulduğun zaman bir işin olmayacak,” diye onu şakayla karışık bir şekilde tehdîd eder. Ama, John Dos Passos’un bundan hiç haberi olmayacaktır.

Dos ile Katherine’in Paris’ten ayrılmalarından sonraki gece, “Papa”, aralarında George Seldes’in de  bulunduğu birkaç meşhûr gazeteciyle birlikte yemeğe gider. Ama, bütün gece kafasının İspanya ve John Dos Passos ile meşgul olduğu muhakkaktır. Bir ara, davâdan hayâl kırıklığına uğradığını belli eden bir ses tonuyla, George Seldes’e şöyle der:

” Ne yazıktır ki, sizlerin tarafında olduğuma inanasınız diye, İspanya’ya gitmek zorunda kaldım!”

 *

Not: Bu yazıyı birkaç yıl önce Vapur dergisinin son sayısı için hazırlamıştım. Ancak, dağıtımcıların sorun çıkarması nedeniyle dergi Adnan Özer’in bütün çabalarına rağmen dağıtılamamıştı ve yazım da okurlara ulaşamamıştı. Bu nedenle, İspanya İç Savaşı üzerine yazılarımı sürdürdüğüm Kalabalık Cadde’de yeniden düzenlenmiş hâliyle yayımlanmasını yararlı buldum.  

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz