Ana sayfa KÜLTÜR Kısa Süren Bir Rüyanın Anımsanması

Kısa Süren Bir Rüyanın Anımsanması

129
0
PAYLAŞ

Pera Müzesi, normalleşme yönünde önemli bir adım attı. Gerekli tüm tedbirleri alarak açtıkları salonlarında yeni bir sergiye yer verdiler. Müzenin üçüncü katında ilginç ve benim için nostaljik bir sergi yer alıyor; Bir Rüyanın İnşası: Arnavutluk Sanatında Toplumcu Gerçekçilik.

Bir wikipedia anımsatması yapayım; “Balkan Savaşları sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılıp 1912’de bağımsız olan Arnavutluk, Prenslik, Cumhuriyet ve Krallık oldu. 1917-1920 arasında İtalyan himayesine girdi, II. Dünya Savaşı’nda 1939 yılında Faşist İtalya, 1943’te de Nazi Almanyası tarafından işgal edildi. 1944 yılında Enver Hoca ile Emek Partisi önderliğinde verilen kurtuluş savaşıyla Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti kuruldu. 1991 yılında sosyalist yönetim sona erdi ve çok partili yönetime geçildi.”

İtalyan ve Alman faşist işgalcilerine ve onların yerli işbirlikçilerine karşı bağımsızlık mücadelesinin önderi olan Enver Hoca’nın sosyalist yönetimi 48 yıl sürmüş. 48 yılın 41’inde Enver Hoca yönetimdeydi. Arnavutluk bağımsızlığına önem veren bir dış politika izledi. Stalin döneminde SSCB’yle yakın ilişkiler kuran Enver Hoca, SBKP XX. Kongresi sonrası Sovyetler Birliği’nde kapitalist restorasyonun önünü açtığına inandığı Kruşçev’i revizyonizmle itham etmiş. 1965’de SSCB’nin Çekoslovakya’ya girmesi üzerine Varşova Paktı’ndan çekilmiş. Mao Zedung’un ölümünden sonra da Çin’in yeni yönetimini revizyonizmle suçlamış. İki büyük sosyalist ülkeden bağımsız kendi politikalarını geliştirmiş. Arnavutluk’a has bir sosyalizm anlayışı oluşturmuş.

Bir Rüyanın İnşası: Arnavutluk Sanatında Toplumcu Gerçekçilik sergisi basın bülteninde belirtildiği gibi “dönemin gündelik hayatını, işçi sınıfı, lider portreleri, rejim temsilleri ve gelecek kuşaklara duyulan umut gibi çeşitli konuları ele alırken, aynı zamanda, uzun süre dünyanın geri kalanından yalıtılan Arnavutluk halkının kültürel kimliğini daha yakından tanıma fırsatı sağlıyor.”

Arnavutluk sanatındaki “Toplumcu Gerçekçilik” esinini Stalin döneminden alıyor. 1934’de yapılan Birinci Sovyet Yazarlar Birliği Kongresi’nde Jdanov toplumcu gerçekçiliği tek resmi sanat akımı olarak ilan etmişti. Ermir Hoca’nın sergi kataloğunda yer alan yazısında da belirttiği gibi “1. Proleter: İşçilerin hayatlarına temas eden ve onlar için anlaşılır olan, 2. Tipik: Halkın gündelik yaşantısından sahneler yansıtan, 3. Gerçekçi: İmgeye sadık temsiller üreten, 4. Partizan: Devletin ve partinin hedeflerini destekleyen bir sanat” isteniyordu.

Bu kriterlere uymayan tüm anlayışlar ezildi, sanat ve edebiyat eserleri engellendi, yasaklandı.

Sergide yer alan eserlere baktığımızda bu anlayışın sıkı bir şekilde hayata geçirildiğini görüyoruz. Mutlu, gülümseyen insanlar, çalışmayı seviyorlar, vatanları için can vermeye hazırlar ve liderleri Enver Hoca etrafında kenetlenmişler. Sanatçılar farklılaşmıyor, kimlikleri belirmiyor, aksine tek tipleşiyorlar. Bu dört prensibin içinden esas olarak da “Devletin ve partinin hedeflerini destekleyen bir sanat” anlayışı ağır basıyor. Sanat eseri propaganda aracı halini alıyor.

İlginç olan tek başınalığı savunan Arnavutluk’un toplumcu gerçekçi sanatının ürünlerinin dönemin diğer otoriter rejimlerinde üretilen sanat ürünlerinden pek de farklı olmaması. SSCB, Çin, hatta 1930’larda Türkiye, Almanya ya da İtalya’da üretilen, devletin ve devleti yöneten partinin hedeflerini destekleyen propaganda amaçlı sanat ürünlerine benziyor Arnavutluk’ta üretilenler de. Eserlerin üzerindeki tarihlere baktığımızda 1930’ların anlayışının 80’lere dek sürdüğünü yani sosyalist rejim yıkılana kadar değişmediğini görüyoruz. Arnavutluk toplumcu gerçekçi sanatı dünyadaki değişimlerden hiç etkilenmemiş.

Bir Rüyanın İnşası: Arnavutluk Sanatında Toplumcu Gerçekçilik sergisi benim için nostaljik bir anlam da taşıyor demiştim. Yıl 1979, Ankara’da üniversite öğrencisiyim. Şiire, edebiyata meraklı olduğum için de her cumartesi Kızılay’daki Zafer Çarşısı’na koşuyorum. Oradaki kitapçılardan yeni çıkan dergi ve kitapları alıyorum. Zafer Çarşısı’nda genişçe bir galeri de var. Sanıyorum Kültür Bakanlığı’nın yönetimindeydi bu sergi salonu. Yeni bir sergi varsa mutlaka girip geziyorum, zaten hemen çarşının girişinde, düzayak, kolayca gezilen bir salon. Yanlış anımsamıyorsam o salonda gördüğüm serginin adı “Arnavutluk Figüratif Sanat Sergisi”ymiş.

O dönemin hızlı devrimci rüzgârında 41 yıl sonra da olsa Jdanov’un sanat görüşleri “gerçek sanat anlayışı” olarak Türkiye’de tekrar piyasaya sürülmüştü. Biz de aramızda bu görüşleri tartışıyoruz. Edebiyat dışında belki birkaç film var örnek olarak ama başka sanatlara etkisini bilmiyoruz. İmdada bu sergi yetişiyor. Sergide partinin nasıl bir sanat istediğini de görsel olarak kavrıyorum. İstenilen propaganda için kullanılabilecek tek tip sanat ürünleri, özgün eserler değil.

41 yıl sonra Pera Müzesi’nde Bir Rüyanın İnşası: Arnavutluk Sanatında Toplumcu Gerçekçilik sergisini gezerken işte o günleri anımsadım. Bir Rüyanın İnşası: Arnavutluk Sanatında Toplumcu Gerçekçilik sergisi ele aldığı konuyu enine boyuna, kapsamlı şekilde inceleyen doyurucu bir sergi. Sadece Arnavutluk’un değil o dönemin tüm sosyalist ülkelerinde hayata geçirilen “toplumcu gerçekçilik” anlayışının sanata yansımasının nasıl olduğunu anlamak açısından da iyi bir fırsat. Sergi katalogunu edinmeyi de ihmal etmeyin, konuyla ilgili doyurucu makaleler var. Sergi 15 Kasım’a kadar sürecek.

Serginin pandemi nedeniyle kesintiye uğrayan sanat hayatının yeniden başlagıcında açılmış olmasının da ayrı bir önemi var. Bu sıcak yaz günlerinde Pera Müzesi’nin serin ve pandemiye karşı her türlü önlemin alındığı salonlarında bu sergiyi ziyaret etmenini öneririm.

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz