Ana sayfa KÜLTÜR Kitap Terbiyecisi

Kitap Terbiyecisi

25
0
PAYLAŞ

Müdürün odasında oturuyordum. Aslında, okula gelen yazışmaları imzalatmak için gelmiştim. O sırada Edebiyat öğretmeni içeri girdi ve bayramda okunacak şiirleri gösterdi. Müdür şiirlere baktı bir şiiri aldı üstünden bir kelimeyi çizdi.“Bu kelimeyi çıkarın buradan.” dedi. Edebiyat öğretmeni şiire baktı, “Nasıl olur müdür bey?” dedi. “Bu çok önemli bir vatan şairimizin şiiri, nasıl kelimeyi çıkartabiliriz.” “Üstelemeyin.” dedi müdür, “Ben çıkartın diyorsam çıkartın. O kelime hiç oraya uymamış şiirin ritmini bozuyor.” Edebiyat öğretmeni kızara bozara çıktı. O sırada kafamda şimşek çaktı. Okulun kütüphanesinden alıp okuduğum roman geldi aklıma. Sonunu hiç beğenmemiştim. Adam henüz toyken, evli ama kocasından ayrı yaşayan bir kadına âşık oluyor, daha sonra ünlü ve zengin oluyor, gel zaman git zaman kadınla yolları İstanbul’da kesişiyor tam mutlu son derken adam kadından vazgeçiyor, iyi ama neden bir insan deli gibi âşık olduğu birine bu kadar kaba davransın ki? İntikam için mi? Aşk zayıflık demek mi? Kitabı okuduğumda kitabın sonunu hiç beğenmemiştim. Sonu böyle bitmemeliydi. Mesai bittikten sonra biraz daha çalışmayı bahane edip hemen çıkmadım. Hemen okulun kütüphanesine gidip çok eski baskı olan bu romanı buldum. Hemen son bölümünü yırtıp attım. Tıpkı müdürün dediği gibi gereksiz bir sondu. Bu kadar güzel yazılan bir romana hakaretti. Kitap şimdi daha düzgün bir hal almıştı. Bir sonu yoktu ama okuyucu bu sonu kendisi tasarlayabilirdi. Öykü tadında bir roman. Daha sonra başka bir roman aldım. Hiç adını duymadığım Polonya’lı bir yazarın kitabıydı, romanın ortasında adamın kafasına nereden esmişse iki üç tane hikâye eklemiş, hikâyelerin romanın konusuyla hiçbir ilgisi yok. Hepsini yırttım attım. İşte kitap şimdi huzura kavuştu, daha bir anlamlı oldu, bir bütünlük kazandı. Bunu başka kitaplar izledi tabi. Kendimi bu kötü yazılmış kitapları düzeltmeye adadım. Bu sefer de Çekya’lı bir yazar buldum; o kitap ta bir karamsar bir karamsar… Resmen içim kapkara oldu. Neyse kitabın ortalarına doğru roman kahramanı düze çıkıyor ama sonra yine işler kötü sarmaya başlıyor. Yine karamsarlık, yine şansızlık. Her taraf kötülerle, kıskanç insanlarla dolu. Hepsinin cezasını verdim. Kitabın ortasını söktüm attım hoop doğru çöpe. Bu orta Avrupalıların derdi ne? Zevk mi duyuyorlar böyle karamsar olmaktan? Bu okumalar sırasında müdür birden kütüphaneye giriverdi; “Ben çıkıyorum.” dedi “Ne yapıyorsun?” “Hiç…” dedim “Kitaplara bakıyorum biraz, iyi bak. Okulu sen kapat o zaman dedi.” anahtarları bana verdi. “Tamam.” dedim “Ben sonra çıkarım.” Bir gün okurken Edebiyat öğretmeni geldi, “Az daha unutuyordum,” dedi okuduğu kitabı rafa yerleştirdi alaylı alaylı “Kitap okuduğunu bilmiyordum Adil.” Dedi. “Sadece okumuyorum.” Dedim. “Ne?” dedi anlamayarak, sonra lafı düzeltip “evet,” dedim, “ara sıra okurum.” Kitabı yerleştirip çıktım. Okulun kütüphanesinde epey kitap okudum tabi çoğunu düzelttim sevdiğim yazarların hepsini aynı rafa topladım kendime özel bir raf yaptım. Sonra aklıma dâhiyane bir fikir geldi okulun alt katında İlçe Kütüphanesi vardı oradaki kitapları da düzeltmem gerekiyordu bu bir görev. En iyisi dedim okulun kütüphanesindeki ince kitapları düzelteyim, bunların çoğu eski baskı hikâye kitaplarıydı. İlçe kütüphanesinden de sadece romanları düzeltmeye karar verdim. İlk önce okul kütüphanesinden düzelttiğim romanları aldım onlardaki gereksiz sayfaları hemen yırttım bir hafta sonra kitapları geri verdim, kütüphanede çalışan memur “ne çabuk okudunuz Adil bey?” dedi. “Bir haftada üç kitap bravo valla.” “Ne yapayım?” dedim “Canım sıkılıyor, kitaplar da güzel olunca haliyle çabuk okunuyor.” Okulun işleri olmadığı sürece kitapları odamda düzeltmeye başladım bir öğretmen ya da müdür girince hemen çekmecenin gözüne atıveriyordum. Okul kütüphanesindeki rafım gitgide çoğalmaya başladı umarım tayinim çıkana kadar çoğunu düzeltirim. Yaptığım işle gurur duyuyordum. Artık pasif bir okuyucu değildim. İyi bir okuyucu olarak kitabı istediğim gibi okumaya hakkım var. Kitap okunmak için yazılır, yazar kitabını yazdıktan sonra artık onun işi bitmiştir. Bundan sonra okura kalmıştır ve iyi bir okur bir yazar gibi davranarak kitabı istediği gibi şekillendirme hakkına sahiptir. Asıl olan metindir.

Sene sonuna doğru düzelttiğim bir kitabı kütüphaneye bırakırken bir baktım Edebiyat öğretmeni ve bir grup öğrenci kütüphanede harıl harıl çalışıyor. “Hayrola?” dedim, “Kitapların sayımını yapıyoruz.” Dedi. Sonra öğrencinin biri masaya bıraktığım kitabı alıp “Hocam, bu kitabın da sayfalar yırtılmış.” Birden rengim attı “Ne demek istiyorsun?” dedim, “Hiç” dedi edebiyat öğretmeni “Bu raflardaki kitapların hepsinin sayfaları yırtılmış. Ya son bölüm yok ya da tamamen ortasında yırtılmış. Siz hangi raftan almıştınız kitabı?” diye sordu onların henüz kontrol etmediği kendi raflarımdan birini gösterdim. “O zaman o kitaplar da yırtıktır.” dedi bilmiş öğrenci ve rastgele bir kitap çekti ve öğretmene gösterdi bakın yırtık, bu da yırtık. Öğretmen okunan kitap listelerine baktı; “O kadar söylüyorum size, kütüphane nöbeti tutarken şu kitaplara bakın diye.” Sonra, “tuhaf…” dedi “Yırtılan kitapların hiçbiri bu listede yok, yani öğrencilerin okuduğu kitaplar değil bunlar.” Soran gözlerle bana baktı ben de hemen; “Yırtık mırtık, hiç olmazsa kitapları okuyan geri getirmiş, ya okuyup geri getirmeseydi o zaman daha kötü olurdu.” “Bu bir kitap kurdunun işi olamaz.” dedi Edebiyat öğretmeni “Yapsa yapsa bunu bir kitap faresi yapar.” Birden sinirlendim “Ne demek kitap faresi? Yeni yeni terimler uydurmayın lütfen.” Sinirlerime hâkim olamayıp bağırmaya devam ettim: “Hiç kimse, iyi bir kitap okuruna böyle hitap edemez.” Keşke sinirlerime hâkim olsaydım, öğretmen anlamlı anlamlı yüzüme baktı “Size ne oluyor Adil bey?” dedi, “Neden bu kadar sinirlendin? Her kimse bu kişi, tam bir kitap düşmanı; resmen kitapları yırtarak onları sakat bırakmış, onlara acı çektirmek istediği besbelli.” Kitap düşmanı ha iyice delirdim kapıyı hızla çarparak dışarı çıktım.

Yaptığım hatanın bedelini ağır ödedim bizim Edebiyat öğretmeni aşağıdaki kütüphaneye gidip diğer kitapları kontrol etmiş. O da bilmediğini söylemiş sonra okunan kitapların bazılarını istemiş sonra da benim düzelttiğim kitapları bulmuş. Kütüphane memuru; Bunları Adil bey de okudu ama yırtık olduğunu söylemedi.” Demiş. Söylemez tabi diye bağırmış. En çok da son okuduğum romana kızmış, roman postmodernizmin öncüsü sayılan bir yazarın kitabıydı, kitabın bütünlüğünü bozan şiir ve destan bölümleri dâhil olmak üzere tam yüz yirmi sayfayı yırtıp atmıştım. Olay müdürün kulağına gitti. Hemen beni çağırdı “Doğru mu Adil?” dedi önce kemküm ettim. Sonra kabul etmek zorunda kaldım. Kıpkırmızı oldu, ya Belediye kütüphanesindekiler? Onlar da senin marifetin mi?” “Evet” dedim. “iyi ama neden yırtıyorsun oğlum kitapları?” “Yırtmıyorum düzeltiyorum.” dedim. “Siz nasıl şiirdeki bir kelimeyi çizdiyseniz ben de gereksiz sayfaları yırtıyorum, böylece roman ve hikâyeler daha güzel oluyor. Ben iyi bir okurum müdür bey ve iyi bir okur olarak kitaplara müdahale hakkım var.” Dedim. “Yav sen deli misin Adil?” dedi “Şiirdeki bir kelimeyi çizmekle kitapların sayfalarını yırtmak arasında nasıl bir benzerlik var? Bunlar devlet malı ve zimmetli, hakkında devlet malına bilerek zarar vermekten suç duyurusu yapsam memuriyet hayatın biter.” Başım önde susuyordum biraderimi arasam o da aynı şekilde bağıracak biliyorum. Birden aklıma yırttığım kitapların kimsenin okumadığı çok eski baskı yıpranmış kitaplar oldukları geldi. “Kitaplarda dedim zaten Nuh nebiden kalmış, hepsi çok eski baskı.” Düşündü biraz “Evet,” dedi eski kitapları kitap listesinden silebiliyoruz dediğin gibiyse hepsini süreleri doldu diye silebiliriz.” Hemen edebiyat öğretmenini çağırdı. Alttan alttan bana bakıyordu. “Kitapların dökümünü yaptınız mı?” diye sordu. “yapıyoruz.” Müdür bey dedi. “ Daha henüz bitmedi.” “Tamam, bak şimdi dinle; o yırtık kitapların hepsini süresi dolduğu için listeden sil, bu işte böyle kapansın. Eğer ilçe milli eğitim müdürünün kulağına giderse sen de ben de hepimiz yanarız anladın mı? Sadece o değil kütüphane sorumlusu olarak sen de kündenin altına girersin.” Edebiyat öğretmeni yine renkten renge girdi “Hemen yapayım öyleyse.” Dedi “Tamam.” Dedi müdür; “Öğretmenler odasında da bu konudan bahsetme sakın.” Bana da dönüp sen de sağda solda ağzından kaçırma sakın. “Ben kaçırmasam da kütüphane memuru çoktan söylemiştir?” dedim. “Ne?” dedi hiddetle yoksa yoksa “Evet.” dedi “İşgüzar edebiyat öğretmeni, “Oradaki kitapları da yırtmış.” “Yırtmadım.” Diye bağırdım “Sadece birkaç tanesini düzelttim. Eğer sen burnunu sokmasaydın onun da haberi olmayacaktı.” “Ne?” dedi müdür iyice köpürerek “Ne yaptın sen oradaki kitapları da mı kontrol ettin?” “Ben sadece bu işi kimin yaptığını bulmaya çalışıyordum, Adil de şüpheli davranınca onu okuduğu kitapları sordum.” “İyi marifet yapmışsın.” Dedi müdür. “Şimdi ne yapıcağız ya kültür müdürü bu adamı şikâyet ederse ne olacak?” “Bilmiyorum.” dedi edebiyat öğretmeni, “Onu baştan düşünseydi. Okulun memuru kendi işini yapsaydı.” Akşam olmuştu “Şimdi belediyede kimse kalmamıştır. Yarın hemen kültür müdürü ile konuşmak lazım. Haydi, iş başına.” dedi müdür. Edebiyat öğretmeni bütün eski kitapları -başta benimkiler olmak üzere- kitap listesinden çıkardı. Ne olacak bütün bu kitaplar?” dedim, “Elinin körü olacak” dedi “Ne olacak doğru çöpe gidecek.” “yazık.” Dedim “O kadar emek harcadım onlar için, sizin düşündüğünüz gibi rastgele yırtmadım tek tek okudum ve belli sayfaları yırttım. Yoksa manyak mıyım ben gelişi güzel kitapların sayfalarını yırtayım?” Yüzüme baktı “Haberin yok mu?” dedi “Neden?” dedim “Manyak olduğundan.” Alttan aldım “Neyse,” dedim “Sen bu kitapları çöpe atma bana ver. O kadar emek harcadım onlar için şöyle gönlüme göre kendime ait kitaplarım olsun.” “Tamam, al.” dedi “Ama gizlice, azar azar al. Bu sefer de adın kitap hırsızına çıkmasın.” “Bak,” dedim “doğru konuş lafına dikkat et.” “Tamam.” Dedi “Ne halin varsa gör, buradan kurtardın bakalım, belediye kütüphanesini nasıl kurtaracaksın. “Hafiyelik yapmasaydın onun da haberi olmayacaktı neyse yaparız bir şeyler.” dedim.

O akşam biraderimi aradım durumu anlattım. Kızmadan sordu “Neden böyle bir şey yaptın?” dedi her zamanki gibi önce meseleyi anlamak istiyordu sonra açıkladım Gademer’in yorumsamacı felsefesinden bahsettim. Sonra da kendimden gayet emin Gademer’in meşhur lafını söyledim: “Asıl olan metindir.” “Haberin yok değil mi?” dedi “Neyden?” dedim az daha manyak olduğumdan mı diyecektim son anda kendimi tuttum. “Başın belada.” Dedi. Çok mu?” “Evet çok, bu sefer çok.” “Belediye hangi partinin elinde?” dedi “Muhafazakâr partinin dedim.” “Bak bu iyi.” dedi. “Peki, şu düzelttiğin kitapların yazarları içinde Yahudi olan var mı? “Evet.” dedim “Bir tanesi Yahudi.” “Bu da iyi.” dedi “Pek içlerinde komünist olan var mı?” dedi “Yok.”dedim “Olsun yine de var dersin.” “Bu kitapların birinde müstehcen sayfalar var mı peki?” “Evet, vardı dedim.” “Onları da yırttın mı?” “Evet, yırttım.” “Aferin.” dedi “Süper.” “Tabi süper” dedim. “Ben boşuna yırtmadım o sayfaları.” Bir ara sustu, derin bir nefes aldı. “Buraya kadar iyi, peki o yüz yirmi sayfa yırttığın yazar da bunlardan biri var mı?” “Yoktu.” dedim “Az da yırtmamışsın… Yüz yirmi sayfa yırtılır mı? Çok sıkıldın o kasabada bu tuhaf işleri yaptın?” “Hayır, öyle icabetti.” Dedim. “Peki, bu sayfalarda dikkat çekici bir şey var mıydı sana tuhaf gelen bir cümle.” “Evet, vardı.” dedim. “Bir sayfada roman kahramanı Hazreti İsa ile konuşuyordu. Ama sadece bir mısra.” “Olsun.” Dedi onların kalkıp kitabın aslını okuyacaklarını mı sanıyorsun? Ulan gene kedi gibi dört ayağının üstüne düştün.”dedi. “Nasıl yani?” dedim “Seni büyük ihtimalle kültür müdürü çağırtır. O memur, çoktan bu olayı ona rapor etmiştir. Şimdi kulağını aç dinle. Birincisi bu yazar için bana kızmanıza değer mi diyeceksin? Bu adam Yahudi Siyonistin teki diyeceksin…” “Nasıl böyle bir şey derim, ben ırkçı değilim. Onların neci olduğu benim için önemli değil, ben yazdıklarına bakarım.” “Oğlum devlet malına zarar vermişsin hala hümanistlik yapıyorsun. Lafımı kesme. Sonra diğer yazar için sapık, toplumun ahlakını bozuyor diyeceksin tamam mı?” sustum asıl olan metindir dediysem de işlerin bu noktaya kadar geleceğini düşünmemiştim. Öbür taraftan bağırdı “Tamam mı dedim? Susma öyle kararlı olmazsan sonuçlarına katlanırsın. Diğer yazar içinse Hristiyanlık propagandası yapıyordu dersin, bunlar muhafazakâr adamlar, böyle konuşursan yırtarsın. Öbür türlü devlet malına zarar vermekten seni içeri tıkarlar, devlet memurluğunu da kaybedersin.” “Olurum daha iyi.” dedim “Bol bol okurum.” “Emekli maaşı ve kira ile nasıl geçineceksin? Kitap yırtarak mı? Bu kadar basit değil bu işler.” “Tamam.” dedim. “Bu uzak kasabada yalnızlıktan bunalıma girdim falan desem, sinirlerim bozuldu falan…” “Sakın ha!” dedi sonra akli dengesi yerinde değil diye malulen emekli olursun maaşının üçte bir gider ikramiyeni de eksik alırsın.” “Tamam.” dedim, “Dediğin gibi yaparım.” Ertesi gün müdürden izin alıp doğru kültür müdürüne gittim durumu açık açık anlattım bunu bir görev duygusu ile yaptığımı söyledim. Biraderimin dediği kadar fazla atıp tutmadım. Bir kitapta müstehcen sayfalar olduğunu, diğerinin de çok karamsar olduğunu, okuyucuları bunalıma sokabileceğini söyledim, diğer kitapta ise akıl sağlığı bozuk bir adamın hazreti İsa ile konuştuğunu bu yüzden yırttığımı söyledim. Allahtan müdür sakin bir adamdı. “Ya diğer kitaplar?” dedi “Onlar da mı böyleydi?” “Evet.” dedim, “Aşağı yukarı onlar da aynıydı.” “ Ee normal, sonuçta insan eseri. Kusursuz olan tek kitap bizim kutsal kitabımızdır, diğerleri faso fiso. Kusura bakmayın ama biz de sizi ayyaş bir adam biliyorduk, oysa ne kadar da duyarlıymışsınız. Yaptığınız işi takdir ediyorum Adil Bey.” dedi. “Çok saygı değer bir iş, siz sadece kitapları düzeltmiyorsunuz onları terbiye ediyorsunuz. O vahşice yazılmış sayfaları yırtarak onların medenileşmelerini sağlıyorsunuz. Bu sayede kitaplar medeniyetin bir parçası haline dönüşüyor.” Vay canına hiç de böyle düşünmemiştim. Sonra devam etti; “Ama sonuçta bunlar devlet malı, bir kontrol olduğunda ne cevap verebiliriz?” “Ben bu kitapların aynısını satın alayım.” “Hepsini mi?” dedi. “Evet.” dedim “Hepsini.” “Tamam, o zaman.” dedi “Siz bir an önce kitapları satın alın, yırttığınız kitapları kendinize alırsınız.” “Olur.” dedim.“Siz nasıl uygun görürseniz. Böylece dünyanın ilk medeni kütüphanesine sahip olmuş olurum.” “Bundan sonra kamu malına zarar vermeyin lütfen. Kendi satın aldığınız kitaplarınızı istediğinizi yapabilirsiniz, hatta o sonunu beğenmediğiniz kitaba yeni bir son yazabilirsiniz ama kamu malına zarar vermeyin lütfen” Bir şeyler eklemek… Bu harika bir fikir nasıl da düşünemedim. “Tamam, efendim, merak etmeyin.” dedim. “Son bir soru.” dedi “Bütün kitaplara böyle müdahale ediyor musunuz?” “Hayır.” Dedim. “Bazıları o kadar güzel ki, mutluluktan sabaha kadar gözüme uyku girmiyor.”

Kültür müdürü benim iyi niyetli bir okur olduğumu anlamıştı, ilçede yapılacak olan hikâye yarışmalarına jüri üyesi olarak katılmamı istedi. Okula gelen evrakları almak için Milli Eğitime uğradığımda müdür beni odasına davet etti. Okulda sıradan bir memur olarak çalışan birinin okumayı bu kadar çok sevmesinden mutluluk duyduğunu belirtti ve o da okullarda yapılacak olan şiir ve hikâye yarışmalarında jüri üyesi olmamı istedi. “Şiirden pek anlamam efendim.” dedim. Sonra bizim okuldaki şu kütüphane sorumlusu edebiyat öğretmenini tavsiye ettim, hatta biraz ileri gidip iyi bir şair olduğunu söyledim. Bunu öğrenince edebiyat öğretmeni çok memnun oldu. Bundan sonra okul kütüphanesine ve belediye kütüphanesine hiç girmemeye karar verdim. En iyisi, büyük şehirlerdeki kütüphanelerde çalışmak…

 

Kemal Çavuş, 1964 yılında Malatya’da doğdu. 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi. 1994 yılında Felsefe Grubu öğretmeni olarak göreve başladı. 1998 yılında istifa edip bir müddet yurt dışında yaşadı. Üç yıl sonra dönüp tekrar göreve başladı. İlk öykülerini göreve başladığı 1994 yılında yazmaya başladı. Öykülerinden bazıları Notos, Eliz Edebiyat, Mavi Yeşil, Sarnıç, Vapur Edebiyat gibi dergilerde yayımlandı. 2018 yılı Aralık ayında “Sen Bir Şarkısın” adlı öykü kitabı Vapur yayınları tarafından basıldı. Halen Çatalca Anadolu Lisesi’nde Felsefe grubu öğretmeni olarak görev yapmaktadır.

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz