Ana sayfa KÜLTÜR KÖY ENSTİTÜLERİ – SAĞLIK KOLU / Sağlık Memuru Süleyman ÖZERDEM

KÖY ENSTİTÜLERİ – SAĞLIK KOLU / Sağlık Memuru Süleyman ÖZERDEM

1287
11
PAYLAŞ

Pamukpınar Köy Enstitüsü (KE) 1947 yılı girişli, Hasanoğlan KE Sağlık Kolu’ndan 1951 yılında mezun olan Köy Sağlık Memuru Süleyman Özerdem, 1934 yılında Kayseri-Karaözü kasabasında doğmuştur. Babası Cafer Bey, İstiklal Madalyası sahibi İstiklal Savaşı gazisi olup, dedesi Emin Çavuş ise Sarıkamış Savaşı şehitlerindendir. 1940 yılında beşinci çocuğunun doğumuna 12 lira olan yol vergisinden kurtulduğu için sevinen baba Cafer Özerdem (Kelek), eski ve yeni yazıyı okuyup yazabilen, matematik bilen, dönemine göre kendisini yetiştirmiş, çevresinde sözü dinlenir bir şahsiyettir. Seferberliğin ve ardından Kurtuluş Savaşı’nın fakir düşürdüğü cefakâr anadolu insanının toparlanamadan yaşadığı 2. dünya savaşının olumsuz koşulları yaşam şartlarını ağırlaştırdığı yokluk yıllarıdır. Buğday ekmeği yiyip, yol ve köy vergisini ödeyenlerin ‘zengin olarak’ tanımlandığı o zor yıllarda köy erkeklerinin bir kısmının kışın Çukurova’ya çalışmaya gitmesi süreklilik kazanmış, halkın geçimine ufakta olsa katkı sağlamıştır. O zor yıllarını ‘arpa ekmeği ile bir tas katık bulamayan o kadar aile ve ev vardık ki onları bir bir bilirdik, ama gönlümüzce yeteri kadar yardım edemezdik. Çünkü herkes yoksuldu, çaresizdi…’ ifadesiyle dönemi anlatır Karaözülü Süleyman Özerdem. (1,2)

Cafer Özerdem ve ailesi (1938)
Cafer Özerdem ve ailesi (1938)

Halk Ozanımız Aşık Veysel’in ‘maarif özü’ dediği, hatta isminin bu şekilde değiştirilmesi çalışması yapıldığı söylenen Karaözü, şimdilerde mahalle statüsündedir. Kayseri’ye 80 km mesafede olan Karaözü’nde; Kızılırmak üzerinde Selçuklular tarafından yapılan ve halen kullanılan 8 gözlü Şahruh köprüsü bulunmaktadır ve önemli bir geçiş noktasıdır. Kayseri-Sivas demiryolu üzerinde bulunan köyde Karaözü İstasyonu da vardır. 1930’lı yıllarda açılan demiryolu için köye uğrayan dönemin Başvekili İsmet İnönü’nün köylüye isteklerini sorması üzerine; ‘biz okulumuzu yaptık, bize öğretmen gönderin’ isteği yapılır. Cevaba şaşıran İsmet Paşa; ‘Ben şimdiye kadar hiçbir yerde böyle bir istekle karşılaşmadım’ diyerek, ‘not alın’ talimatı verir. Öğretmenlerin tayini üzerine, 1930 yılında ilkokul açılır. Bu köy okulundan 1946 yılında mezun olan Özerdem’in, 4.-5. sınıf öğretmenleri aslen köylüleri olan 1944 Pazarören KE mezunu öğretmenlerdir. Ayrıca, üvey kardeşi Ziya Doğanay’da 1944’te mezun olmuştur. 1970 yılında da köylülerin katkısıyla köye ortaokul yapımına başlanmış, babası Cafer Bey de 500.-TL bağışta bulunmuştur. (3) 1978 yılında ise bakanlık emri ile lise açılır. Pamukpınar KE Müdürü Şinasi Tamer, Eğitim Başı Osman Yalçın ve Tarım Öğretmeni Ömer Yurdugül ile Aşık Veysel’in zaman zaman ziyaret ettiği Karaözü’nde, 60’ın üzerinde Pamukpınar ve Pazarören KE mezunu öğretmen bulunmaktadır. Bu öğretmenlerin yıllar süren gayretleri ve yönlendirmesiyle Karaözü’nde çok sayıda mesleklerinde başarılı olmuş ve yurdun dört bir yanında hizmet veren, görev yapan çeşitli meslek gruplarından yüksek okul mezunlarının sayısı dikkat çekicidir. Öğretmenlerin tümünün çocuklarının ve torunlarının yüksek okul mezunu olmaları yörede adeta övünç kaynağı olmuştur.

Cumhuriyetimizin aydınlanma felsefesi ve değerlerine bağlı Karaözü’nde; 2015 yılında Fikret Otyam Kültür Merkezi açılmış önüne de heykeltraş Metin Yurdanur’un yaptığı Fikret Otyam heykeli dikilmiştir. ‘Cumhuriyet Pınarı’ çeşmesinden geçilerek gidilen köy meydanında son yıllarda yapılan ‘Bahar Günleri’ etkinliklerine; Fazıl Say, Serenad Bağcan, Erdal Erzincan, Prof. Dr. İlhan Başgöz de değişik yıllarda katılmıştır. (3) Özerdem’in deyimi ile Cumhuriyet aşığı Karaözülülerin varlıklarını 1940’larda kurulan Köy Enstitüleri’ne borçlu olduklarını her zeminde unutmadıklarını rahatlıkla ifade edebiliriz.

Dönemin şartlarına göre Karaözülü bir çocuğun ilkokulu bitirmesinin çözüm olmadığını ifade eden Özerdem, önemli olanın ileride ekmek kapısını açacak, kendisini daha yukarılara götürecek bir okula gitmenin zorluğu vurgulamaya çalışır. Karaözülü olsa da bir köylü çocuğunun gidebileceği tek seçeneğin Köy Enstitüsü olduğunu özellikle belirtir. Önceki yıllarda bitirdiği ilkokulun müdürlerinin enstitüyle temasa geçerek mezunların sınavlarını takip etmeleri ve kazanmaları için çabalamaları öğrenci velilerince takip de edilmektedir. Kazanan öğrencilerin çokluğunun başarı sayıldığı, öğretmenlerin saygınlığının arttığı bilinir bir durum olmasına rağmen, 1946 yılında ise bir faaliyet fark edilmemiştir. Diğer arkadaşları gibi yaz aylarını havyan otlatmakla ve ailesine yardım etmekle geçiren Özerdem, kasım ayında mezun arkadaşlarının bir kısmının Pamukpınar KE’ne kayıt yaptırdığını duyması üzerine anne ve babasını ağlayarak sıkıştırır, kısa sürede olumlu sonuç almayı da başarır. Pamukpınar sınavına girmek amacıyla köyünden ilk defa ayrılarak trenle Yıldızeli’ne tek başına gelir. O yıllarda Gezici Başöğretmenlik yapan abisi Ziya Doğanay’ın girişimleriyle Kangallı 3 öğrenciyle birlikte girdiği sınavı kazanarak ‘ekmek kapısını’ aralamış olur. Köyüne dönerek gerekli evrakları hazırlar ve okula başlamak üzere posta treni ile Yıldızeli’ne geri döner.

Yıldızeli’ne 5 km mesafede bulunan Pamukpınar KE’ne gitmek üzere okulun arabacısı Ruşen Çavuş’un kullandığı atlı kızakta beklerken enstitüye yeni tayin edilmiş olan Müdür Ahmet Önertürk’te kızağa biner. Yücel ve Tonguç’un tasfiye edildiği, Köy Enstitülerinde ‘geriye sayımın’ başladığı ilk günlerde Pamukpınar’a adım atmış olur. Sınavı kazandığı 22.01.1947 tarihini; ‘meydan savaşı kazanmış bir komutanın gururlu ve mutlu olduğu gibi’ bir köylü çocuğu olarak yaşam boyu unutamaz. Yıllar sonra duygularını; ‘soyunun sopunun aç susuz, öksüz yetim, horlanarak, çiğnenerek beklediği ve sonunda Mustafa Kemal adındaki dünyada eşi olmayan Türk evladının kurduğu Cumhuriyet sayesinde kendisine, geleceğine açılmış kurtuluş kapısının aralandığını gören, o kapının tokmağını tutan bir köylü çocuğu için bundan daha güzel ne olabilirdi ki…’ ifadesiyle duygularını anlatmaya çalışır.

Evraklarını idareye teslim ederek kitap ve defterlerini, okul ambarından da giyim eşyalarını alan Süleyman Özerdem, 45 kişilik 1-C şubesine verilir, böylece okul günleri başlamış olur. Okula geç başlaması nedeniyle 1. sömestir sonuna gelindiği dönemde çok çalışarak arkadaşlarıyla arayı kapatarak, sınıfını geçer. Okula ilk kazmayı vuran ağabeylerinin (üst sınıf öğrencileri) anlatımı ile ‘Biz buraya geldiğimizde kupkuru düz bir yazı (boş arazi) vardı. Burada karga dahi yoktu. Şu gördüğümüz karga ve serçeler yeni yeni gelmeye, yuva yapmaya başladılar’ dediklerini anlatır Özerdem. Okula başladığı 1947 yılında artık Tarım Öğretmeni Ömer Yurdugül’ün ve ağabey öğrencilerin diktiği meyve ağaçları, kavak, söğüt, çam, asma … fidanlarının boy verdiğini, çevrenin yeşillendiğini, yeni öğrencilerinde aynı tempoyla çalışarak ‘3 göz toprağın altında 3 göz toprağın üstünde’ olmak koşuluyla yaptıkları fide kalemlerini toprakla buluşturup, can suyu vererek gide gele kontrol ettiklerini o günleri yaşayarak anlatır.

Dünyanın kan ağladığı 2. dünya savaşının yokluk yıllarında; vatanını kurtarmak için canlarını veren, sakat kalan insanların çocuklarının, torunlarının bir daha yıkılmamak, çiğnenmemek, el etek öpmemek için her türlü olumsuzluğa ve yokluğa rağmen zor koşullarda çalıştıklarını, okuduklarını ifade eden Süleymen Özerdem; sularını kendilerinin getirdiğini, çeşmelerini, dersliklerini, yatakhanelerini, yemekhanelerini, lojmanları vd. binaların hepsini öğrencilerin, eğitmenlerin ve öğretmenlerin yaptığını bıkmadan anlatır. Yemekhane ve diğer nöbet görevlerinden, çekilen toplu halaylardan, zeybeklerden, söylenen türkülerden, okuduğu kitaplardan … örnekler vererek coşkusunu paylaşmaya çalışır. Okulun ineklerini, çevre köylere de hizmet veren damızlık boğaları, aygırları, atları, sürü koyunlarını, tavuklarını, arı kovanlarını, üzüm bağlarını anlatmaktan, alınan ballardan, öğrencilerce yapılan yoğurtlardan, peynirlerden, pekmezden bahsetmeden duramaz Özerdem.

Pamukpınar yerleşkesinde üç önemli ana bina vardır. Sivaslılar binasında müdür, müdür yrd. ve öğretmenler odası ile idari birimler, Erzincanlılar binasında derslikler ve yatakhaneler bulunmaktadır. Üçüncü ana binada ise derslikler mevcuttur. Binalara yapan öğrencilerin memleketlerinin ismi verilmiştir. Kalorifer bulunmayan enstitüde tüm birimler soba ile ısıtılmaktadır, ancak ısınamadıklarını belirtmekten de geri duramaz. Değinilen üç ana bina merkez alınarak diğer binalar ve müştemilat (revir, atölyeler, yemekhane, hamam, çamaşırhane, ahırlar, marangozhane, fırın, elektrik santralı vd.) araziye konumlandırılmıştır. Enstitüde eski ve yeni olmak üzere Hasan Usta’nın (Rus Hasan) kullandığı iki adet kamyon (Volvo) ile Ruşen Çavuş’un kullandığı fayton ile kızak bulunmaktadır. Ayrıca, öğrencilerin nöbetlerinde kullandığı tek atlı bir çöp arabası bulunmakta olduğu, çöplerin günlük toplandığı belirtilmiştir.

Atölyelerde ve uygulamalı tarım derslerinde öğretmen ve usta öğreticiler nezaretinde çalışan öğrencilerin ilgili birimlerde (Örn.: süthane, ahırlar, kümes, üzüm bağları vd.) nöbetleşe çalıştıkları, sabah-akşam etütleri ile diğer derslerin bilinen usullerle yapıldığı belirtilmiştir. Kendi dönemlerinde okulda 60’a yakın kız öğrenci bulunduğu, yerleşkenin orta yerindeki büyük parkın yanında merdivenle çıkılan binanın kızlara ayrıldığı, kızların ders, etüt, yemek ve nöbet görevleri dışında bulundukları bu bölümde revirleri, dikiş atölyesi ile yatakhanelerinin bulunduğu belirtilmiştir. Kız arkadaşlarının kışın erkeklerin giydiği kalın boz kumaştan golf pantolon ve ceket ile gocuk giydikleri, kabaralı asker potini kullandıkları, tüm öğrenciler gibi ay yıldız kokartlı şapka taktıkları belirtilmiştir. Yazın ise siyah-lacivert renkte ayakkabıların üstünü örten çinti denilen şalvar giyildiği, üstte ise bluz, hırka kullanıldığı, saçların ise kısa kesildiği öğrenilmiştir.

Okulda sosyal etkinliklerin sürekli yapıldığını, her yıl en az bir defa kız ve erkek öğrencilerin birlikte rol aldığı tiyatro klasiklerinin sahneye konulduğunu, diğer etkinliklerle birlikte Sivas Halk Evi salonlarında tekrarlandığı ifade edilmiştir. Kral Oidipus oyununun Sivas’ta yapılan gösterisinin beğenilmesi üzerine dönemin valisinin iltifatlarını unutamadığını vurgulayan Özerdem, müzik etkinlikleri, halk oyunları ve piyeslerin aksatılmadığını belirtmiştir.

Dönemin M.E. Bakanı Reşat Şemsettin Sirer’in atadığı yeni Enstitü Müdürü Ahmet Önertürk işe birlikte Pamukpınar’a adım attığını belirttiğimiz Süleyman Özerdem’in, ‘enstitülerde geri sayım ve kapanış sürecini’ yaşayan enstitülülerden olduğu görülmektedir. Öğrenim döneminde ikmale kalmayan, anlatımlarından iddialı ve başarılı bir öğrenci olduğu görülen Özerdem ifadelerinde; 1947 yılında yönetimin yaklaşımı ve öğretmen kadrosundaki değişimle başlayan sıkıntıların izleri görülmektedir. Seçim bölgesi olması nedeniyle Bakan Sirer’in özel gözetiminde olan enstitüye Gazi Eğitim Enstitüsü’nü dereceyle bitiren Köy Enstitüleri Eğitim Sistemi’ne (KEES) karşı olan H. Fikret Kanat’a yakın öğretmenlerin tayinine öncelik verildiği belirtilir. Müdür Ahmet Önertürk’le uyumlu çalışan yeni öğretmen kadrosunu, ‘ekmek düşmanı’ olarak tanımlayan Özerdem, öğrenci kıyımına yer yer değinmiştir. Toplantılarda ‘vatanını yediği ekmek kadar sevdiğini’ (!) söyleyen Müdür Ahmet Önertürk’ün Kızılçullu KE’ne 1948’deki tayinine kadar öğrenciyi yönlendirmeyen, sahiplenmeyen, korumayan, öğrenci deyimiyle kimsenin gözünün yaşına bakmayan yaklaşımına vurgu yapılmıştır. 1946-47 yılında 45 kişi olarak başladıkları 1-C sınıfından toplam 15 kişi mezun olmuş diğer öğrenciler ise süreç içerisinde elenmişlerdir. Öğretmenlerin bir kısmının ‘kafasız herifler çalışmıyorsunuz’ önyargısıyla, suçlamasıyla sınıf-etüt kapılarını çarparak çıkmaları, ağabey öğrencilerden yardım alamamalarının sorunu büyüttüğüne değinmiştir. Karaözü’den Pamukpınar’a kaydolarak okuyan 19 kız öğrenciden ikisinin mezun olduğu, diğerlerinin ise tasdikname alması durumuna dikkat çekilmiştir. Tasdikname alan öğrencilerin çoğunluğunun son sınıf öğrencileri olması yoksul köy çocuklarının sahipsizliğine örnek gösterilmiştir. Süleyman Özerdem; enstitülerin kapatılmasına kadar olan süreçte Pamukpınar’dan 300’e yakın kız ve erkek öğrencinin önemli bir kısmının haksız bir şekilde tasfiye edildiğini düşündüğünü belirtmiştir. Eğitim Şefi Halis Tüzüngüç, Tarım Öğretmeni Ömer Yurdugül, Biyoloji Öğretmeni Ayten Altınbilek gibi ismini hatırladığı öğretmenlerin öğrencileri sahiplenmelerini bir vefa borcu olarak da belirtmiştir.

Pamukpınar mezunlarında Yıldızeli’nin ‘o katlanılması zor soğukları, Yıldız Dağı ve Çamlıbel’in tipi fırtınaları’ hafızalarında yer etmiştir. Yörenin bilinen soğuğuna, yatakhane ve sınıflarda sobaların yeterince yakılmaması eklenince öğrencilerin hastalanma vakaları artmıştır. Okul revirinin yetersizliği, zaman zaman doktor bulunmaması ve Sivas Devlet Hastanesi’ne yapılan sevklerde sorun yaşanması sonucu öğrenci ölümleri yaşanmıştır. Kendisinden üç yaş büyük hazırlık sınıfı öğrencisi abisi Kerim’in yani ‘Sarı Paşasının’, hastalanması sonucu vefatı ailede derin izler bırakmıştır. Anne Ayşe Hanım yıllarca oğlu Sarı Kerim’e ağıt yakmıştır.

Köy Enstitülerinde Sağlık Kolu açılması kararı 1943/4459 tarih ve sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır. Bu kararla Sağlık ve M.E. Bakanlıklarının işbirliğiyle enstitülerde ‘Sağlık Memuru Kolu ile Köy Ebesi Kolu’ oluşturulur. Hasanoğlan, Akçadağ, Pulur, Gölköy, Çifteler, Arifiye, Kızılçullu KE’nün bulunduğu 7 farklı enstitüde açılan sağlık koluna 3. sınıfı bitiren enstitülerin öğrencileri sınavla kabul edilmektedir. Okul doktorları Sağlık Kolu Eğitim Başı olurlar. Yeterli kız öğrenci bulunmadığı için ‘Köy Ebesi Kolu’ açılmaz. 1953 yılına kadar 10 yılda 5.000’er bin kız ve erkek öğrenci olmak üzere toplam 10.000 sağlık memuru yetiştirilmesi hedeflenmiştir. Ayrıca, sağlık memurlarına ev, arazi, araç ve gereçler verilmesi kararlaştırılmıştır. Ancak, 1951 yılında sonlandırılan 8 yıllık uygulamada 1599 mezun verilmiştir. Sağlık Memurluğu Kolu eğitim programında enstitüdeki genel derslerle birlikte mesleki, teorik ve uygulamalı tıbbi ve diğer sağlık bilgileri/mevzuatı verilmekte, hastane-revir-köy vb. staj uygulaması da bulunmaktadır. Meslek dersleri anatomi, fizyoloji, patoloji, mikrobiyoloji, epidemiyoloji, iç hastalıları, çocuk hastalıkları-bakımı, küçük cerrahi, hijyen, köy sanitasyonundan oluşmaktadır. (4) Köy sağlık memurları, ‘.. her ay belirli programla bölgelerindeki köyleri gezerek koruyucu sağlık hizmetleri yapacaktı… bulundukları köyün ihtiyar meclislerinin doğal üyeleri idiler. İlk kez bunların çalışmasıyla köylerde sürekli oturan sağlanmış oluyordu. Köy sağlık memurlarının inançlı ve bilinçli çalışmalarıyla köysel bölgelerin sağlık durumunda hızlı bir gelişme olmuştu. O günlerde hükümet ve sağlık müdürü olarak çalışanların çoğunluğu bu kanıda idi. Köylerde etkin ve tam bir sağlık hizmeti verebilmesi için gerekli, köylerde sürekli çalışacak hekimler yetiştirilemiyordu. Sirer’in işbaşına gelmesiyle verilen ayni yardımlar ve ek ödenekler kaldırılacak ve daha sonra sağlık kolları kapatılacaktı. Ama köylerde göreve başlamış köy enstitüleri sağlık çıkışlı sağlık memurlarının yıllar sonra bile köylerde sürekli oturan sağlık elemanları olarak görevlerini sürdürdükleri görülecekti.’ ifadesiyle süreci özetler Köy Enstitülerinin kuramcısı ve kurucusu İ. Hakkı Tonguç. (5) Cumhuriyet döneminde 1932 yılına kadar 305 sağlık memuru yetiştirildiği, kamu kuruluşlarında çalışan ebe sayısının 421 olduğu yıllarda tüm engellemelere rağmen 8 yılda ulaşılan sonucun ne kadar önemli ve etkin olduğu görülecektir.

Ankara Numune Hastanesi (1952)

Pamukpınar’da Sağlık Memuru Kolu sınavına müracaat eden aralarında Süleyman Özerdem’in de bulunduğu 30 öğrenciden 10’u sınavı kazanır. 1949-51 yılları arasında eğitimlerini tamamlayarak Sağlık Memuru olurlar. Süleyman Özerdem; sağlık memuru eğitimi için Hasanoğlan KE’ne gittiklerini, teorik eğitim programının bitimini takiben uygulamanın değiştiği belirtilerek öğrencileri kendi enstitülerine geri gönderdiklerini anlatır. Özerdem ve arkadaşları Pamukpınar’a geri dönerek 3 aylık stajlarının yarısını okul revirinde diğer yarısını ise Sivas Devlet Hastanesi’nde tamamlayarak, köy stajı yapmadan haziran ayında mezun olurlar. Diploma ile birlikte görev ve yetkilerini içeren ‘Köy Sağlık Memurları Yönetmeliği’ verilir. 1950-51 öğretim yılında peş peşe nefrit ve kabakulak hastalıkları geçirmesi nedeniyle sevk edildiği Ankara Numune Hastanesi’nde iki kez tedavi görür, hastalıklardan çok etkilenmesine rağmen mezun olmayı başararak köyüne döner.

Atamasını Karaözü’nde bekleyen Özerdem; hem köyünde dinleniyor, hem de komşularına yardımcı olmak amacıyla çağrılınca hasta bakmaya da gidiyordu. Bir gün Kızılçullu KE son sınıf öğrencisi Temam Taştan’ın yakını olan hasta çocuğa bakmaya çağırılır. Enstitülerde karma eğitimin sonlanması üzerine Pamukpınar KE girişli olan Temam Taştan, Kızılçullu KE’ne gönderilmiştir. Evlerine gittiğinde enstitüden tanıdığı kızı büyümüş, gelişmiş ve daha da güzelleşmiş bulur. Hastanın tedavi sürecinde evde ‘itibarlı misafir’ muamelesi gören, o güne kadar ‘hiçbir kızın elini tutmamış, gözünün içine bakamamış çiçeği burnunda yakışıklı bir delikanlı’ olan Özerdem’in ilgisi her geçen gün gelişir, karşılık bulur. Teman Hanım’ın ılımlı davranışlarından cesaret alarak ona, ‘okulundan mezun olduğunda benimle evlenir misin?’ teklifini yapar. Temam Taştan’ın da, ‘Sen de evlenmez gelecek yıl bu zamana kadar beni beklersen, seninle evlenirim’ cevabı vermesi üzerine aralarında sözleşirler. Ekmek kapısını açan Özerdem, bir de gönül kapısı açmış, hasretlik günleri de başlamıştır.Pamukpınar’da Sağlık Memuru Kolu sınavına müracaat eden aralarında Süleyman Özerdem’in de bulunduğu 30 öğrenciden 10’u sınavı kazanır. 1949-51 yılları arasında eğitimlerini tamamlayarak Sağlık Memuru olurlar. Süleyman Özerdem; sağlık memuru eğitimi için Hasanoğlan KE’ne gittiklerini, teorik eğitim programının bitimini takiben uygulamanın değiştiği belirtilerek öğrencileri kendi enstitülerine geri gönderdiklerini anlatır. Özerdem ve arkadaşları Pamukpınar’a geri dönerek 3 aylık stajlarının yarısını okul revirinde diğer yarısını ise Sivas Devlet Hastanesi’nde tamamlayarak, köy stajı yapmadan haziran ayında mezun olurlar. Diploma ile birlikte görev ve yetkilerini içeren ‘Köy Sağlık Memurları Yönetmeliği’ verilir. 1950-51 öğretim yılında peş peşe nefrit ve kabakulak hastalıkları geçirmesi nedeniyle sevk edildiği Ankara Numune Hastanesi’nde iki kez tedavi görür, hastalıklardan çok etkilenmesine rağmen mezun olmayı başararak köyüne döner.

Pamukpınar Reviri (2016)

Sağlık Memuru Süleyman Özerdem’in tayini ekim ayında, Sivas/Yıldızeli ilçesinin Yavi Nahiyesine bağlı Halkaçayır Köy grubuna çıkmıştır. Pamukpınar’a başladığı gün, geleceğine açılmış kurtuluş kapısını araladığını gören, o kapının tokmağını tutan, mezuniyetiyle ekmek kapısını da açan köylü çocuğu Süleyman Özerdem’in üzerinde hala enstitünün verdiği elbise ve kabaralı potinler vardır. Göreve başlamadan önce; kendi tabiri ile kendisine ‘memura yakışır bir çeki düzen vermek’ amacıyla babasının verdiği iki çuval unu Kayseri pazarında satarak diğer ev eşyası vb. ihtiyaçlarıyla birlikte giyim kuşamını düzeltmeye çalışır. Bu alışverişte ‘doktor çantası gibi gösterişli ve sağlam meşin’ bir çanta alır, 13 yıl kullandığı çantayı gülümseyerek dostlarına anlatır… Eşyaları ile birlikte zorlu bir yolculuktan sonra babası Cafer Bey ile birlikte gittiği Halkaçayır köyünde görevine başlar. Sağlık Memurluğu’nun merkez köyü olan Halkaçayır’da köye yakın yaklaşık 80 m2 lik çatılı ve kiremitli lojman mevcuttur. Çerkezlerin Abaza boyuna mensup olan köyün dönemine göre bakımlı ve temiz olduğunu belirten Özerdem üç gün köy muhtarının misafiri olduktan sonra lojmana yerleşir. Göreve başladığında ise henüz 17 yaşındadır. Babası Cafer Bey, bir hafta sonra Karaözü’ne dönmek için köyden ayrılır. Ayrılmadan önce oğlunu dizinin dibine oturtarak, ‘Bak oğul, beni iyi dinle, burada söylediklerimi hayatın boyunca unutma. Şu gördüğün ve göreceğin köyler var ya … hepsi yoksul ve fukara. Doktorluk edeceğim diye bunları soyma. Bunlardan alacağın para ne seni zengin eder ne de hayır getirir’ diyerek ve iki yanağını öperek vedalaşır. İstiklal Savaşı gazisi babasının sözlerini unutmayarak ömür boyu uygulayan Özerdem; gururla ‘yere sağlam bastığım, açık vermediğim için olacak bana kızsalar bile kimse ısıramadı’ ifadesiyle baba öğüdünü anlatır.

Kendisine bağlı köy grubundaki 11 köyden 3’ünde ilkokul bulunmaktadır. Vakit geçirmeden köyden Tahsin Sarı rehberliğinde bağlı köyleri gezip, güzergahları öğrenmeye, muhtar ve diğer görevlilerle tanışmaya başlar. Tüm köyleri gezerek muhtar ve ilgililere görevlerini, nasıl çalışacağını, yapacağı aşılamanın faydalarını vd. konuları anlatarak ilişkilerini geliştirmeyi sürdürür. Takiben ilk etapta en yakın köy olan Sarıkaya’ya yaya olarak aşılama için gider. Çantasına 5 kilo kadar aşı, ilaç, pansuman vb. malzemeleri alır. Muhtar ve köylülere tüm köyün aşı olması gerektiğini, aşıların kendilerini, çocuklarını hangi hastalıklardan koruyacağını, faydalarını anlatarak aşılamaya başlar. Büyüklere tifo, tifüs karma aşı, küçüklere çiçek aşısı yapar. Daha sonrası ziyaretlerinde de diğer aşıları (boğmaca, difteri, tetanoz…vb.) tamamlar. Köy ziyaretlerinde muhtar ve köylülere varsa öğretmenlere gezileri haricinde çıkacak salgın hastalık, acil vakalar vb. durumlarda bekçi vasıtasıyla haberdar edilmesini önemle tembih eder. Okulu bulunan köylerde bir kısmı enstitülü olan öğretmen ve eğitmenlerin sağlık konusu dahil tüm işlerde ve ilişkilerde yardımcı olmalarına, dayanışma göstermelerinin yararını gördüğünü özenle belirtir.

Aylık maaşı 94 liradır, 10 lirada at bakım parası almaktadır. O yıllarda ilçe hükümet tabibinin köylere gidebileceği motorlu vasıta olmadığı, tabiplerin köylere gitmediğini, köylünün ise ilçeye hasta götürmesinin çok zor olduğunu belirterek köylerdeki hastaların teşhis ve tedavilerinin zorunlu olarak sağlık memurlarına kaldığını ifade eder. Sağlık memurlarının ‘acil vakalar hariç’ yasal olarak hasta tedavi yetkileri olmamasına rağmen, inisiyatif kullanarak ‘çaresiz’ hastalara yardımcı olmaya çalışır. Resmi görevi dışında inisiyatif kullanarak yaptığı tedavilerden bir olumsuzluk sonucu yapılacak şikayetlerde ağır cezada yargılanma ihtimali de vardır. Süreç içerisinde yargılanan arkadaşları da olur. Ancak dönemin koşullarında çaresiz ve yoksul köylüleri sahiplenmeden geri duramaz. 20 yıllık mecburi hizmetli olarak fiilen yaptığı 13,5 yıllık köy sağlık memurluğu döneminde hata yapmamak için mesleki bilgi ve deneyimini arttırmak, daha faydalı olmak için gayret gösterir. Uzman doktorların kaynak kitap olarak kullandıkları ‘Teşhisten Tedaviye’ gibi kitapları edinerek satır satır okur, kendisini geliştirir. Meslek içi eğitimlere katılmayı hedefler. 1966 yılında girdiği Eczacı Teknisyenliği kursunu bitirmesi sonucu, sağlık memurluğunun ağır sorumluluğundan ancak kurtulur.

Sağlık Memurluğu sorumluğunu Köy Enstitülü olmanın verdiği görev bilinci ve disipliniyle yapmayı hedefleyen Özerdem; 1952 yılında mezuniyetini takiben öğretmen Temam Taştan’la nişanlanır. Annesi Ayşe Hanım (Aişe/Ede’nin kızı), Karaözü şartlarına göre çok şatavatlı, davullu zurnalı bir nişan yapar, babası da hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz, köylülerini ağırlar. Nişanlısı Teman öğretmenin tayini Suşehri/Ezbider Nahiyesi Şeyhnigar köyüne çıkmıştır. Talebi üzerine Süleyman Bey’in ataması Ezbider’e yapılır ve aynı yıl Temam Hanım’la evlenirler. Lojman bulunan Ezbider’de 1958 yılına kadar görev yapar. 1962 yılında Ezbider’in ismi Akıncılar olarak değiştirilir ve 1990’da da ilçe olur. Sağlık memurluğuna bağlı 10 köy vardır. Yöre köylerinin önemli bir kısmı 1928 yılı Selanik muhaciridir. Bölgeye göre ziraat ve ticarette nispeten gelişmiş olan Ezbider’de köylülerle olumlu ilişkiler kurar, DP iktidarı döneminde gelişen bazı olayları ise sorunsuz bir şekilde çözmeyi başarır. 1956 yılında bölgesindeki Ağrakos Köyünde mısır tarlasına giren ayının müdahale eden çocuk ve çobanlara saldırması üzerine jandarma ekibi ile birlikte olay mahalline intikal eder. Jandarma ekiplerince ayının vurulmasını takiben yaralıların pansumanlarını yaparak kuduz tehlikesi nedeniyle hastaneye sevk işlemlerini yaparak, aşı olmalarını sağlar. Aynı zamanda kuduz ihtimalini dikkate alarak ayının derisini almak isteyen köylülere müdahale eder, açılan çukura gömülmesini sağlayarak önlem alır. Ayrıca, 1950 verilerine göre Suşehri ilçesinde bulunan frengi vb. jinekolojik bulaşıcı takip kayıtlı 30 hastanın tedavisinde İlçe Hükümet Tabipliğine destek verir. Nahiye Müdürlüğünün bir bölümünü muayene odasına dönüştürerek bu tür hastaların ilaçlarının tatbik edilmesini sağlayarak, kontrol altına almaya çalışır.

1958 yılı haziran ayında askerlik hizmetini yapmak için İzmir Sıhhıye Yedek Subay Okulu’na teslim olur. Sorunsuz geçen öğrencilik döneminde yapılan İzmir Nato Karargahı Komutanlarının da katıldığı 10 Kasım Atatürk’ü anma töreninde komutanlarından izin alarak öğrenciler adına bir konuşma yapar. ‘Size Mustafa Kemal Atatürk’ü üç başlıkta anlatmak istiyorum … asker Atatürk, devlet kurucusu devrimci Atatürk, Halkçı Atatürk…’ ifadesiyle konuşmasına başlayarak, B. Kemal Çağlar’ın Mustafa Kemal’siz yaşamak yaşamak degil’le biten şiirini coşkuyla okur, alkışlanır, komutanları tebrik eder. DP dönemi koşullarında takibata uğramaz! Diplomalarını alıp, rütbelerini taktıktan sonra İzmir/Narlıdere Sıhhiye Er Eğitim Merkezi’ne depo tayini yapılır. Asteğmenlik dönemi bilinen askerlik koşullarında sürerken, kışlada bulunan İstihkam Eğitim Merkezi’nde açılan ”Ali Okulu’nda” yetkin öğretmen asteğmenler bulunamaması üzerine Köy Enstitülü sıhhiye asteğmenleriyle birlikte görevlendirilirler. Askerliklerinin bitimine 3 ay kala Köy Enstitülerinden aldıkları eğitimin gücüyle Ali’lere keyifle okuma yazma öğretirler.

Terhisinin yaklaştığı günlerde Sağlık Bakanlığı’na müracaat ederek Sivas ili emrine tayinini talep etmesi üzerine Sivas’a tayini çıkar. İl içi tayinin 1959 yılının kasım ayında Şarkışla/Ağçakışla Nahiyesine yapılması üzerine tekrar görevine başlar. Lojmanı bulunan nahiyenin bütün köylerinden sorumludur. Normal programının dışında ihtiyacı olan hastaların yardımına da koşar. Aylar geçip giderken 27 Mayıs 1960 ihtilali olur. İhtilalden birkaç ay sonra nahiye müdürünün emekli olması üzerine bir müddet vekaleten görev yapar. Kaymakamlığa vekalet eden ilçe jandarma komutanıyla uyum içerisinde asayiş, arazi ve diğer sorunların çözümünde tarafsız davranarak bu dönemi sorunsuz geçirir. 1961 yılında ise aynı ilçenin Ortaköy nahiyesine tayinini yaptırır. Lojman bulunmayan köyde kiraladığı bahçeli bir evin bir bölümünde sağlık hizmetlerini yürütür. Köy grubunun merkezi olan Ortaköy halkının önemli bir kısmı geçim sıkıntısı nedeniyle güz hasadından sonra ailesi ile birlikte Adana’ya zor şartlar altında çalışmaya gitmektedirler. Aile fertleri perişan olan, çocuklarını okutamayan köylüleri kalıcı ve güvenceli iş bulmak amacıyla Ankara’da çalışmaya yönlendirmesinin olumlu sonuçlarını zamanla görmekten mutlu olur. Ancak, DP döneminde ocak başkanı olan AP’li köy muhtarının kendisini asılsız iddialarla dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e şikâyeti üzerine hakkında soruşturma açılır. Hükümet tabipliğince sürdürülen soruşturma sürecinde Ortaköy halkından köy ihtiyar heyetinin iki üyesinin de bulunduğu 250 imzalı ‘iddiaların mesnetsiz olduğunu’ belirten dilekçe Başbakan Süleyman Demirel’e gönderilir. Bu girişim sonucu soruşturma durdurulur. Köylülerle olumlu ilişkiler kuran Özerdem’in onlarca sahiplenmesinden mutlu olur. 1964 yılında çocuklarının ilkokulu bitirme dönemi gelmesi nedeniyle Sivas merkez köy gruplarına tayin talepleri İl Sağlık Müdürlüğü’nce olumlu değerlendirilmez. Bu arada ilçede her vatandaşa karma aşı, çocuklara da çocuk felci aşı kampanyası başlatılır. Başkanlığında kurulan aşı ekibinin nüfus sayımı listeleri esas alınarak yapılan kampanyada başarılı olması İl Sağlık Müdürünün takdirini kazanır.

Süleyman Özerdem’in Köy Sağlık Memurluğu görev döneminde genel olarak mesleki çalışma sistemi ve deneyimleri aşağıda kısaca tanımlanmaya çalışılmıştır.

– Ülke nüfusunun %85’inin kırsalda bulunduğu 1940’lı yıllarda yaygın olan salgın hastalıklar ile diğer sağlık sorunlarıyla kırsalda mücadele etmek amacıyla kurulan sağlık kolu, sağlık alanında önleyici sağlık hizmetleri/halk sağlığı kapsamında atılmış önemli bir adımdır. Köy Enstitüleri’nde 1947 yılına kadar öğrencilere ‘ilk yardım ve şırınga kullanımı’ öğretilmiş, mezuniyetlerinde ise iğne vurmak için ‘şırınga takımı’ verilmiştir. Enstitü mezunu öğretmenler ile eşlerinin önemli bir kısmının zamanla şırınga kullanma deneyimlerinin artmasının yararlarının enstitülülerin anı ve anlatımlarında sık sık görülmektedir.

– Köylerde tifo, tifüs aşılarından başka kış gelmeden boğmaca, difteri, tetanoz aşıları yapılarak kışa girilir. Çiçek aşısı ise her zaman kullanıma hazır bulundurulur. Procain ve penicilinin yaygınlaşması ile tedavilerin yaygınlaşması ile sağlık hizmetlerinin etkinliği görülür. Takipli hastaların tedavileri kontrol ve takibini yapılır.

– Hükümet Tabipliğince köydeki hastalara vermek veya dağıtmak için verilen ilaçlar, muhtar ve öğretmenler aracılığı ile de dağıtılır. Sıtma için kinin tablet, atebrin tablet, yaz ishalleri içinde sulfaguanidin tablet verilir, teslim tutanakları muhtarlara mühürletilir. Tifo, dizanteri, kuş palazı, grip vd. hastalıklarda takip edilir, o yıllar çocuk ishallerine ve kızamık hastalığına özel önem vererek köylerde öğretmenleri bilgilendirerek teşhis, tedavi ve takiplerde ciddi gelişme sağlamıştır.

– Genel sağlık hizmetleri içinde her eve kapalı tuvalet yapılmasının ve çevre temizliğinin onları birçok hastalıktan koruyacağını halka anlatmaya özel önem verir. Öğretmenlerle, muhtarlarla birlikte yaygın olan haşere ve parazitlerden korunmak, temizlik için yapılması gerekenler üzerinde sürekli halkı bilgilendirir, uyarır ve önlemler almaya çalışır.

– Köyde gerçekleşen doğum ve ölümleri tespit edip, muhtara mühürleterek her ay sonunda aylık mesai raporuyla birlikte ilçe hükümet tabipliğine verilir.

– Faydalı olamayacağı ağır hastaların hastaneye gitmeleri için yakınlarını uyararak, ikna etmeye gayret göstermiştir. Teşhis ve tedavi sürecinde hasta yakınlarını gerekirse korkutarak sorumluluklarını hatırlatmasının etkili olduğunu belirtmiştir.

– Okulu olmayan köylerde muhtara ve köylülere okul yapmalarını, çocuklarını mutlaka okutmalarını sürekli telkin eder, örnekler vererek gayret gösterir.

– Köyler arası seyahatlerde zaman zaman ciddi güvenlik sorunları yaşar. Özellikle köpeklerin saldırıları sonucu tabanca almaya mecbur kalır, kendi güvenliğini sağlamaya çalışır. Yoğun kar yağışının olduğu dönemlerde köyler arası gidiş gelişlerde ciddi sorunlar yaşar. Konakladığı köylerde ahır sekilerinde yattığı, bitlendiği dönemler olmasına rağmen, enstitü idealinden güç alarak çalışır.

– Aşı çalışmaları dışında da hasta için pusula veya bekçi gönderen köylülere kış kıyamette de olsa ulaşmayı hedefler. Akçeli işlerde disiplinli davranarak taviz vermez. Bu tutumu ve gayretleri sonucu köylülerin güvenini kazanması işlerini kolaylaştırır. Sorumluluk alarak sorunları çözmesi takdir görür.

– Doktor yüzü görmeyen köylerin sağlık hizmetlerinin köy sağlık memurlarınca üstlenildiği adeta köylülerin adeta doktoru olduklarını rahatlıkla söylemeden duramaz.

Şarkışla’ya bağlı çalıştığı grup merkezlerinde fırsat buldukça enstitülü arkadaşlarıyla birlikte Aşık Veysel’i ziyareti ihmal etmezler. ‘Aşık baba sazından sözünden güzel yüzünden nasip almaya elini öpüp duanı almaya geldik, kısmetimize ne düşerse razıyız’ deyişiyle misafiri olurlar. Vedalaşırken Aşık Veysel’in üzerinde mührü bulunan 2 adet değişik pozda fotoğraf hediye etmesinden çok mutlu olurlar.

Tüm tayin girişimlerinden sonuç alamaması üzerine şehir merkezinde görev yapmasını sağlayacak 6 aylık meslek içi eğitim programına Sivas Numune Hastane’sinde başlar. Kurs bitiminde şehir merkezlerinde çalışma hakkını kullanmak amacıyla Sağlık Bakanlığı’ndan tayin talebinde bulunması üzerine tayini Mersin il emrine çıkar. Tayin emrini tebliğ etmeden Mersin’e giderek çocuklarının eğitimine uygun ilçe seçimi girişimleri yapmasına rağmen Anamur ilçesine verilir. Bu gelişme üzerine Ankara’ya giderek bakanlık nezdinde girişimlerde bulunur. Görüştüğü yetkililer; tayinini yeni sosyalizasyon bölgesi olan Erzurum il emrine yapmayı önerirler. Erzurum’da en az 3 yıl çalışması koşuluyla maaş kadar tazminat alacağı, 6 ay içerisinde de teknisyenlik kursuna çağırılarak, kurs bitiminde tedavi kurumlarına bağlı çalışacağı belirtilir. Sorunlarının çözüleceği düşüncesiyle öneriyi kabul ederek Erzurum’a gider. Ancak, mazeretini belirtmesine rağmen il içi tayini Çat İlçesinin Yavi Köyü Sağlık Ocağı’na yapılır. Ailesini Yavi’ye getiremez, lojmana yerleşir. 1965 yılının ekim ayında doktoru olmayan, ebe ve sıtma savaş memuru bulunan sağlık ocağında çalışmaya başlar. Sosyalizasyon bölgesi olması nedeniyle ilaç ve tıbbi malzeme sorunu yaşamaz. Bir müddet sonra ebenin tayininin çıkması üzerine sağlık ocağında 6 ay kadar tek başına çalışır. Akabinde teknisyenlik kursuna katılma taleplerinin İl Sağlık Müdürlüğünce bakanlığa sevk edilmemesi üzerine bakanlık nezdinde girişimlerde bulunur. Akabinde 1966 yılı nisan ayında Ankara Hastanesi’nde ‘eczane teknisyenliği’ kursuna çağrılması üzerine Yavi’den ayrılır. Katıldığı kursu başarıyla bitirerek yaşamında yeni bir sayfa açar.

Yavi Sağlık Ocağı’nda 2 yıla yakın görev yapan Özerdem; bölgenin ağır kış şartlarında yaptığı seyahatlerde hayati tehlikeler atlatmasına rağmen diğer grup merkezlerinde olduğu gibi özverili çalışmasını sürdürmüştür. Yoğun yağmurlardan çok etkilenen sağlıksız toprak damlı eski ev ve ahırların olduğu, tuvaletin bulunmadığı köyde, öğretmen, jandarma komutanı, muhtar ve imamın desteğiyle tuvalet yapılmasını ve damların sağlamlaştırılmasına öncülük ederek halk sağlığı için önlemler almaya çalışır. Hayvancılığın ana geçim kaynağı olduğu köyde öğretmenle işbirliği içerisinde köylüyü kalkındırmak amacıyla ‘suni tohumlama istasyonu’ kurulması için girişimlerde bulunmayı görev sayar.

Karaözü’nde bahçesinde (2010)

Kurs bitiminden sonra Eczane Teknisyeni olarak tayininin Erzurum Numune Hastanesi’ne yapılması üzerine tekrar Erzurum’a dönerek göreve başlar. 1966 yılı öğrenim döneminde Temam Öğretmenin tayininin Erzurum’a yapılması sonucu aile tekrar bir araya gelir, çocuklarının okul sorunu da çözülmüş olur. Erzurum’da 1966-72 yılları arasında Numune ve Doğumevi Hastanelerinde çalıştıktan sonra gene çocuklarının üniversite döneminin gelmesi üzerine Ankara’ya tayinini ister. 1972 yılında tayin olduğu Onkoloji Hastanesi’nde emekli olduğu 1987 yılına kadar 15 yıl çalışır. Temam Öğretmenin tayini de Ankara’ya yapılır. Sağlık memurluğunun görev ve sorumluluğu ile çalışma koşullarından farklı olan eczane teknisyenliğine kısa sürede adapte olan Özerdem’in kurduğu servis sistemleri ve iş çalışma disiplininin kabul görmesi genellikle huzurlu bir çalışma ortamını sağladığını belirtir. Kendi tabiri ile ‘bir kazaya belaya kurban gitmeden’ 37 yıl kadar çalıştıktan sonra emekli olur. 6 çocuğu bulunan Özdemir çiftinin emeklilik dönemlerinde de hedefleri çocuklarına kabiliyetlerine göre çok iyi bir eğitim aldırabilmektir. 1980 öncesi üniversite ortamının olumsuz koşullarında çocukları ODTÜ, SBF ve Gazi Üniversitesi’ni bitirerek çeşitli mesleklerde kariyer yaparlar. Kardeşler arasında inşaat mühendisi, uzman tıp doktoru, eğitim psikolojisi doçent doktoru, kambiyo müdürü-avukat ve genel müdür bulunmaktadır. Özerdem çiftinin altıncı ve en küçük çocukları Prof.Dr. Uğur Özerdem ise, Hacettepe Ünv. Tıp Fakültesi (İng.) bölümünü bitirerek, aynı üniversitede göz hastalıkları uzmanlığını alarak, ABD’de retina ihtisası yapmıştır. Takiben, patoloji ihtisasını bitirmiştir. ABD Bilim Akademisi üyesi olup YALE Üniversitesi ve hastanesinde çalışan öğretim üyesidir. 100’den fazla makale ve ödülleri bulunmaktadır. Özerdem çifti; torunlarının da mesleki kariyerlerinin de ülkemiz sınırlarını aştığını keyifle paylaştıklarını belirtelim.

İstiklal Savaşı Gazisi Cafer Bey ile Edenin Kızı Ayşe (Aişe) Hanımın dört çocuğunun 1938 yılında çekilen fotoğrafı ile oğlu ve gelini Temam-Süleyman Özerdem’in 6 çocuğuyla çektirdiği fotoğraf incelendiğinde; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hedeflediği Çağdaş Türkiye’yi simgeleyen anlamlı bir görüntüyle karşılaşırız. Bir yıl boyunca ekmek bulabildiğine şükreden bir köylünün torununu, ülke sınırlarını aşarak YALE Üniversitesi’ne, ABD Bilim Akademisi üyeliğine taşıyan gücün Köy Enstitüleri olduğunu bir vefa ve insanlık görevi olarak gururla belirtir Özerdem’ler…

2020 yılında başlayan Corona günlerinde dikkat çekilen ‘gıdaya ulaşım sorunu’ ile günümüzdeki ‘hijyen, aşı ve aşılama’ olgusundaki dışa bağımlılık tartışmaları dikkate alındığında; Cumhuriyetimizin en önemli ve özgün eğitim, aydınlanma ve kırsal kalkınma projesi olan KEES’nin ‘Sağlık Kolu’ uygulamasının anlamını ve önemini bir kez daha vurgulamak isteriz. Her fırsatta Köy Enstitülerini karalamaktan geri durmayanlara; aşılamada yaya kaldığımız Corona günlerinde enstitülü sağlık memurlarının 1940’lı yılların zor koşullarında yayan köy köy dolaşarak aşılama yaptıklarını hatırlatmak anlamlı olur düşüncesindeyiz.

Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) 1969 yılında başlattığı ‘Büyük Öğretmen Boykotu’ sürecinde Erzurum’da tanıdığım baba dostu ve okuldaşı Özerdem’lerin, 12 Mart’ın karanlık günlerinde öğrenmen dayanışmasında gösterdiği fedakarlıkların hafızamda yer ettiğini anlamlı bir anı olarak belirtmek isterim.

İlkokuldan mezun olduğu 1946 yılında ekmek kapısını açmak, daha da yükselmek için tek seçeneği olan Köy Enstitüleri’ne girerek kimsesizlerin Cumhuriyeti’nin aydınlık yüzü olan Temam Öğretmen’ime ve Süleyman Amca’ma sağlıklar diliyorum.

Kaynakça:

1) Süleyman Özerdem/Köy Enstitüsü’nün Sağlık Kolu/2015 yılı yayınlanmamış çalışması
2) Süleyman-Teman Özerdem’le 24.06.2020 tarihli görüşme
3) Karaözü Ortaokulu Yar. ve Yaş. Der. makbuzu/29.04.1972
4) Şefik Kahramankaptan/www.sanattanyansımalar.com – 07.09.2014
5) Muhsin Civelek/Arifiye Köy Enstitülü Sağlık Memurunun Anıları/Y.K.K.E.D.Yayını
6) Engin Tonguç/Bir Eğitim Devrimcisinin Anıları-İ.Hakkı Tonguç/Y.K.K.E.D. Yayını

11 YORUMLAR

  1. Rahmetli babamın da Sivas-Yıldızeli Pamukpınar Köy Enstitüsü 1949 yılında mezun olduğu Köy Enstitüleri hakkında rahmetli babamın bana anlattığı okul hakkındaki birçok aynısından başka, bu yazıda okuduğum Sayın Süleyman Özderdem’in, Köy Enstitülerinin bünyesinde sonradan açılan Köy Enstüleri Sağlık Kolundan Köy Sağlık Memuru olarak mezun olup muhtelif yerlerde başarılı bir şekilde çalıştığını anlatırken, öğrencilerin gerek okuldaki her türlü faaliyetleri ve mezuniyetten sonraki çalışmalarında yaşadıklarından okullar hakkında bilmediğim birçok konudada aydınlanmış oldum.
    Ayrıca Süleyman Özderdem’in kendi biyoğrafisi ve çalışma hayatında yaşadıkları zorluklara rağmen okuldan aldığı eğitimde kendisine verilen meslek sevgisi ve kararlılığı sayesinde gittiği her yerde çalışmalarını hiç aksatmadan köylülerin hizmetinde olması, ancak bir Köy Enstitüsü mezunu öğretmenden beklenebilirdi zaten. Çünkü onlar bu kararlılık ve inançla yetiştirilmişlerdi.
    Ayrıca bütün çocuklarını en iyi okullarda her dalda okumalarını sağlayıp, ülkemize yararlı başarılı birer birey olarak yetiştirmiştir.
    Son olarak Köy Enstitüsü mezunu rahmetli babamın sık sık söylediği bir üzüntüsünü yazarak bitireceğim. Babam derdiki “Köy Enstitülerinin kapatılması her zaman içimde bir yara olarak kalmıştır”. Saygılarımla

    • Nabi Kardeş… ilgi ve yorumlarına teşekkür ederim… Kadir Öğretmenim ışıklar içinde olsun.. bugün Süleyman Özdemir Amcamı evinde ziyaret ettim.. pandemi koşullarında fazla kalmak istemedim.. bana gönül koyarak biraz kalmamı istedi.. Evladım; rahmetli babanın dediği gibi ‘Köy Enstitülerinin kapatılması içimdeki bir yaradır’ otur iki laf edelim.. ne tesadüf.. yarım saat oturdum.. bana Aşık Veysel’le olan muhabbetini anlattı.. Ülkesini seven her yurttaşın içinde kanayan bir yaradır enstitüler.. İlgine tekrar teşekkür ederken kollektif çalışmamız olan Eğitim Pınarı Pamukpınar çalışmamıza katkılarını bekliyorum… Demirci ailesine esenlikler diliyorum…

  2. Sercan Bey kalemine yüreğine sağlık.
    Bu güzel çalışmayı gün yüzüne çıksrdığınız için de Köy Enstitüleri sever biri olarak teşekkür ve tebrik ediyorum…
    Bu çınarlarımuz hayatta iken bunların yaptıkları her şeyi önemli basit ayrımı yapmadan kayıt altına alınmadı taraftatyım.
    Zaman ve salgın ortamı aleyhimize geliştirmektedir.
    Zamanın teknolojisi kullanılarak uzaklar yakın; zorluklar sşılsbilir kılınabilir. Yeter ki işe sdepte olalım.
    Sağlık kolu alanındaki bir boşluğa kstkılarınızdan dolayı da insanlar size minnettar kalacaklardır.
    Belki de bu çalışma bilemediğimiz baxılarını harekete geçirerek şu da verdi, buda vardı dedirtecek ve birşkerşni harekete geçirecektir…
    Kim ki Köy Enstitüleri değirmrnine su talırsa bizim nezdşmizdeki yeri keri katıksız bir vatansever olduğu yönündedir…
    Saygılarımla…

    • Sevgili Salih,
      İlgi ve değerli görüşlerine teşekkür ederim.. Kırsal Kalkınma çalışmalarımda halk sağlığı/koruyucu sağlık hizmetleri/sosyalizasyon hizm. çalışmalarının bu kapsamda olduğunu görünce bu çalışmayı yaptım.. iyi de olduğunu görüyorum.. İnsanlar kullan at enjektörden bizim çocukluğumuzun ‘kutsal şırıngasını’ hatırladılar… Sağlıklar dilerim…

  3. Sercan Bey kalemine yüreğine sağlık.
    Bu güzel çalışmayı gün yüzüne çıkardığınız için de Köy Enstitüleri sever biri olarak teşekkür ve tebrik ediyorum…
    Bu çınarlarımuz hayatta iken bunların yaptıkları her şeyi önemli basit ayrımı yapmadan kayıt altına alınması taraftarıyım.
    Zaman ve salgın ortamı aleyhimize geliştirmektedir.
    Zamanın teknolojisi kullanılarak uzaklar yakın; zorluklar aşılabilir hale getirilebilir . Yeter ki işe adepte olalım.
    Sağlık kolu alanındaki bir boşluğa doldurma katkılarınızdan dolayı da insanlar size minnettar kalacaklardır.
    Belki de bu çalışma bilemediğimiz bazılarını harekete geçirerek şu da verdi, bu da vardı dedirtecek ve birilerini harekete geçirecektir…
    Kim ki; Köy Enstitüleri değirmrnine su taşırsa bizim nezdimizdeki yeri katıksız bir vatansever olduğu yönünde olacaktır… Bu bizden sonraki kuşaklara bir kültür aktarımıdır…
    Saygılarımla…

  4. Köy Enstitüsü Sağlık Kolu mezunu Süleyman Özderdem’in, okul hayatını tanıtımı ve uzun yıllar mücadeleli geçen başarılı çalışmalarını sonuna kadar ilgiyle okudum. Kendisine sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum.

  5. Nabi Kardeş… ilgi ve yorumlarına teşekkür ederim… Kadir Öğretmenim ışıklar içinde olsun.. bugün Süleyman Özdemir Amcamı evinde ziyaret ettim.. pandemi koşullarında fazla kalmak istemedim.. bana gönül koyarak biraz kalmamı istedi.. Evladım; rahmetli babanın dediği gibi ‘Köy Enstitülerinin kapatılması içimdeki bir yaradır’ otur iki laf edelim.. ne tesadüf.. yarım saat oturdum.. bana Aşık Veysel’le olan muhabbetini anlattı.. Ülkesini seven her yurttaşın içinde kanayan bir yaradır enstitüler.. İlgine tekrar teşekkür ederken kollektif çalışmamız olan Eğitim Pınarı Pamukpınar çalışmamıza katkılarını bekliyorum… Demirci ailesine esenlikler diliyorum…

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz