Ana sayfa DOSYA ”KÖY ENSTİTÜLERİNİN KISA TARİHİ’NE” BİR BAKIŞ…

”KÖY ENSTİTÜLERİNİN KISA TARİHİ’NE” BİR BAKIŞ…

257
1
PAYLAŞ

Yıllardır okuma listelerimi bozan tek konu köy enstitüleridir. Gene beklenen oldu Sn. Atilla Küçükkayıkçı’nın yeni çıkan kitabı sırayı bozan kitap oldu. Köy Enstitüleri sürecini; kolay okunur bir anlatım ve görsel desteklerle bir bütünsellik içerisinde ismine uygun bir şekilde ‘kısa tarih’ okura güzel aktarılmış… öncelikle yazarın kalemine, emeğine sağlık…

Kitabın kolay okunur yazımının yanında dikkat çeken özelliği ise; ülkemizin siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yaşamını da kısaca yansıtarak, eğitim atılımları sürecinde önder ve etkin/kurucu kadronun yaşamı ve eğitim hakkındaki düşünceleri, deneyimleri ile başarıları bir bütünlük içinde ele alınmıştır. Aynı şekilde; müdüründen usta öğreticisine kadar yönetici-öğretmen-eğitici kadronun genişçe verilmesi bildiğim kadarıyla bir ilk olan yaklaşım çok yerinde olmuştur!

Cumhuriyetimizin eğitim ve aydınlanma devrimlerini, kurtuluşa doğru başlığı ile Mustafa Necati Beyi başat yerine oturtarak başlatan yazar; millet mektepleri, halkevleri, eğitmen kursları, yeni tip öğretmen okulları, Köy Enstitüleri (KE) ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nün kuruluşları sırasıyla anlatır. Köy Enstitülerinin kuruluşuna giden sürecin koşullarını ve alt yapısı vurgulanan kitapta, Köy Enstitüleri Eğitim Sisteminin (KEES)kuruluş felsefesi, ilkeleri, uygulama… ve kapanış dönemlerine tarihsel bir bakış da katarak anlatılmıştır.

Çağdaş Türkiye’ye yöneliş için KEES’de; eğitim-öğretim, tarım hayvancılık ve teknik eğitim ile çalışma düzeni başlıklarına anı ve anlatımlara yer verilerek aktarılmıştır. Kapanış süreci ‘kısa tarih’ yaklaşımıyla bilinen tüm gelişmeler anıları da ihmal etmeden verilmiştir.

Cumhuriyetimizin en özgün eğitim, aydınlanma ve kırsal kalkınma projesi olan Köy Enstitülerinin amacı ve hedefleri; Köy Enstitüleriyle Toplumsal Değişim ve İş ve Üretime Dayalı Eğitim başlığı ile irdelenmeye çalışılmış, KEES’le benzerlikler bulunan UNESCO’nun ‘Yeni Eğitim Stratejisinde 21 Nokta’ ya yer verilmesi çok yerinde ve anlamlı olmuştur. Umarım okur ‘neleri kaybettiğimizi’ düşünme fırsatı bulur…

Kitabın bütünlüğü içerisinde aynı konuda yazılan kitaplardan ayırt edici özellikleri tekrar öne çıkmaktadır. Bir sonraki bölümde yapacağım eleştiri ve önerilerimin saklı kalması kaydıyla, yazım sırasına uymaya çalışarak bu noktaları belirtmeye çalışayım.

-Köy Enstitülerine giden yolun ilk eğitim atılımlarıyla önünü açan, ilk taşları döşeyen, ‘Kalemli-Kitaplı Kuva-yı Eğitimci’ Mustafa Necati Bey’in mücadelesi, çabası ve emekleri hakkıyla verilmiştir. Cumhuriyetimizin eğitim atılımlarında önemli katkıları olan diğer bakanların özellikleri de öne çıkarılmıştır. ‘Silahlı Kuva-yı Milliye’den Kalemli-Kitaplı Kuva-yı Eğitim’e’ evrilen yaşamlarının tüm alanlarında cehalet ve gericilikle savaşan ‘efe ruhlu’ kadronun aydınlanma destanının önemi yerini bulmuştur. Cumhuriyet’in Üç Fedaisi’nden (1) olan Dr. Reşit Galip’in yer verilen anılarda ödün vermez yiğitliği dikkat çekicidir.

-Kurtuluş savaşı sürerken yurtdışında gönderilen öğrencilerin ileride eğitim atılımlarına katkıları, mücadeleleri ve Ethem Nejat’ın günümüze yansıyan görüşleri net ifadelerle verilmiştir.

-1940 öncesi öğretmen okulları ve Gazi Eğitim Enstitüsü kuruluş ve gelişme süreçlerinin KE eğitim-yönetici kadrosuna olumlu etkisi vurgulanmıştır.

-Köy Eğitmen Kursları ve Köy Eğitmeni tanımı kurucu Bakanı Saffet Arıkan’da belirtilerek detaylı olarak anlatılmıştır. 1937 de başlayan uygulamada; ‘…kursiyerlerin köy enstitülerinin kuruluş sürecinde öğretmen ve öğrencilere çok katkıları olacaktır. Köylerine döndüklerinde, üç sınıflı okulların inşa edilmesini sağlayacaklar, fedakarca çok düşük maaşlarla yıllarca öğrenci yetiştireceklerdir.’ anlatımı eğitmenlere gösterilen bir ‘vefanın’ ifadesi olarak alınmalıdır. (KE’ne giden süreçte Köy Eğitmen Kursları deneyiminin küçümsenemeyecek etkisini birilerine özellikle belirtmek isterim.KE’de sağlanan fırsat eşitliğinde üç sınıflı okulların önemli işlevi olmuştur. Özellikle 1943 ten sonra kayıt olan öğrencilerin önemli kısmı eğitmenlerden abc öğrenmiştir.)

-Tonguç’un ifadesiyle ; ‘beyninin yarısı olan’, ‘kişiliğimi çalışma kavramında bulurum’ diyerek tanımlayan Ferit Oğuz Bayır’ın ‘gözünü arkada’ bırakmayan sorumluluk anlayışı vurgulanmıştır. ‘Yaşamı bir manifesto olan, Anadolu Eğitim Devriminin kahramanlarından biri’ olarak bilinen (2) İstiklal Madalyalı Ferit Oğuz Bayır’ın, ‘YÜCEL-TONGUÇ-BAYIR’ öncü kadrosu tekrar hatırlatılmıştır. (‘Ferit Oğuz Bayır bilinirde neden söylenmez’ uyarısına gerek kalmamıştır.)

 

-Okul müdürleri, öğretmenler ve usta öğreticiler dahil okul kadroları toplu olarak, bir kısmının ise kısa özgeçmişleri verilmiştir. Zor yıllarında yaşları 28-40 arasında görevlere atanan enstitü müdürlerinin ve kadrolarının varlığını ikincil görenler için en azında toplu bir döküm olmuştur. Yönetici kadronun önemli bir kısmının konularında yetkin olduğunu kitap/lar yazdığını da belirtmek isterim. 1940’lı yıllarda toplamı 700 ü geçen yaşamlarının sonuna kadar enstitülü olmanın bedelini ödeyen bu kadronun gereğince yansıtılmadığı, şimdilerde anılmadıklarını üzülerek belirtmeliyim. Bu açığın kitapta bir nebze kapatıldığını belirtmeliyim.

-Tonguç; Eskişehir’den başlamak üzere birlikte çalıştığı, görev yaptığı öğretmen ve öğrencilerle pozitif ilişkiler kurarak görev alanlarına uygun görevlere yönlendirerek , aidiyet, motivasyon ve sinerji yaratarak kurduğu kadro zor ve yokluk yıllarında enstitüleri var etmiştir. Kurumsal varlık sürecinde; Yücel ve Tonguç’un bu kadroyu tanıtması, öne çıkarması ve sahiplenmesi şimdilerde çok hedeflenen ‘biz kültürü ve ekip ruhunun’ çok özel bir yansıması olmalıdır. (3) Tonguç; tüm saldırı, engelleme ve karalamalara rağmen kaynakların ve olanakların kıt olduğu bir dönemde ‘ekibiyle’ zoru başararak bugün dahi etkisi ve yansımaları tartışılan, örnek alınan Köy Enstitülerini var etmiştir.

KEES’de; ‘özgüveni yüksek, analitik düşünce eğilimini benimseyen’ nesiller yetiştirmeyi amaçlayan sistemin öğrencileri enstitüye kabul aşamasından mezuniyete, mezuniyetten öğretmenliğe geçiş ve devamı süreçlerinin planlandığını görüyoruz. Enstitü yönetimi/öğretmen/öğrenci, Köy Öğretmeni, İl-İlçe-Köy İdaresi ve Maarif Vekaleti ilişkisi pozitif bir yaklaşımla kurgulanmış, okul-mezun-idare/kamu-çevre-halk ilişkisi toplumsal tabana yayılmaya çalışılmıştır.(3)

Cumhuriyetimizin en önemli ve özgün eğitim, aydınlanma ve kırsal kalkınma projesi tanımı genel kabul görmektedir. Bu tanım çerçevesinde ‘kısa tarih’ özeline de dikkat ederek görebildiğim eksikliklere değinmeye çalışarak öneriler yapmaya çalışacağım.

-Kırsal kalkınma kapsamına giren tarımsal ve teknik eğitim, kooperatif vb. uygulamalara değinilmiş, kırsala yansıyan uygulamalara yeterince girilmemiştir. Köy enstitülerinin olmazsa olmaz ayağının kırsal-tarımsal kalkınma olduğunu belirtmeliyim.

-Köy Enstitülerinin kurucu ve Milli Eğitimin efsanevi bakanı, kültür ve gönül adamı… Yücel’in, tasavvufa ilgisi ve mevlevilige bakışı diğerlerinde olduğu gibi bu kitabımızda da yer bulmamıştır. (Konu yazarın takdiridir. Ancak, bütünsel yaklaşım içerisinde her nedense uzak durulan bu eğilimin değişmesi gerektiği düşüncesiyle konu edilmiştir. Hasan Ali Yücel’in Tasavvufi Dünyası ve Mevleviliği/Ahmet Güner Sayar’ın kitabını önermek isterim. Türk Aydınlanma Dönemi’nin ve insanlığın olağanüstü güzel bir anıtı olarak sonsuza kadar gönüllerimizde yaşayacak büyük insan Hasan Ali Yücel’in bu yönü de bilinmelidir, düşüncesindeyim.)

-3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanununda, Köy Öğretmenleri Tekaüt Sandığı ve Köy Öğretmenleri Sağlık ve İçtimai Yardım Sandığı, 4357 sayılı yasa ile de İlkokul Öğretmenleri Yapı sandığı kurularak öğretmenlerin, çalışan ve öğrencilerin sağlık, yardımlaşma ve sosyal güvenlik hakları tanımlanır. Tonguç ve ekibinin ‘sosyal haklara’ yaklaşımı sınırlı tutulmuştur. (Günümüzdeki İlksen’in kurucusu Yücel ve Tonguç’tur.)

-Ladik KE’de de balıkçılık uygulaması yapılmıştır.

-Köy Enstitülerinin kurumsal varlık süreci 1940-1954 yılları arasındadır. 1954 yılı mezunları dahil enstitülü mezunu olarak genel kabul görmektedirler. Genel kabul gördüğünü düşündüğüm bu açıklama kapsamında ‘Köy Enstitülerinde Yetişenler’ listesinin tekrar gözden geçirilmesinde yarar gördüğümü zorunlu olarak önermek isterim.

Kapatılmalarının üzerinden 66 yıl geçmesine rağmen etkisi ve yansımaları tartışılan Köy Enstitülerinin önemi; ülkemiz eğitiminin tüm uluslararası değerlendirme kriterlerinde dibe vurduğu günümüzde her geçen gün daha da artmaktadır.

‘Dünyanın geçmeye çalıştığı IB modelinin temeli Köy Enstitüleridir. Türkiye dünyada pratiğe döken ilk ülkeydi… Köy Enstitülerindeki pratik bilgiye, uygulamalı bilgiye, hayatın bilgisine çocuklarımızı döndürmemiz gerekiyor’ (4) görüşünün 66 yıl ifade edilmesini tarihin bir cilvesi olarak mı değerlendireceğiz… kayıp yıllara mı yanacağız…

‘Gerçekten köy enstitülerinde yetişenler toplum içerisinde öz güveni yüksek ve etkin bir insan topluluğu durumuna gelirler ki bir üst yapı kurumu olan eğitim, alt yapı kurumu olan ekonomiyi ve onun oluşturduğu toplumsal örgüyü, uzantısı siyasal yapıyı etkilemeye, hatta sarsmaya başlar. Dünya eğitim tarihinde böylesi bir eğitim kurumu yoktur…’ ifadesiyle yazar kapanış sürecinin en önemli nedenini vurguladığı düşüncesindeyim.

Bu düşünceyle yoğun bir emek sonucu okuyucuyla buluşan ‘Anılarla ve Tanıklıklarıyla Köy Enstitülerinin Kısa Tarihinin’ kitaplığınızda bulunması gerektiğini belirtmek isterim.

Kaynaklar :
1)Cumhuriyet’in Üç Fedaisi/Özdemir İnce
2)Cumhuriyet/Ferit Oğuz Bayır bilinir de, neden söylenmez?/Orhan Nasuhoğlu/12.12.2018
3)Cumhuriyet/Tonguç’a Bugünden Bakabilmek/Sercan Ünsal/26.06.2019
4)Cumhuriyet-Pazar/Öğretmenler artık bilginin kralı değil/Prof. Dr. Selçuk Özdemir/01.03.2020

 

1 YORUM

  1. Sercan Ünsal’ın ‘Köy Enstitülerinin Kısa Tarihi’ kitabıyla ilgili olumlu ve tamamlayıcı eleştirilerini yerinde buldum.Yazar’ın daha önceki makalelerinde de titiz araştırmalarının örneklerini okuma fırsatımız olmuştu.Umarım yeni çalışmalarını da izleme olanağı buluruz.Köy Enstitüleri konusuyla ilgili değerli katkıları övgüyü hak ediyor.

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz