Ana sayfa KÜLTÜR Müze gibi Müze – Arter izlenimleri

Müze gibi Müze – Arter izlenimleri

344
0
PAYLAŞ

Dolapdere ciddi bir değişim yaşıyor, kimliği kaybettirilip yeni bir kimlik edindiriliyor. Vurgulamamdan anlamışsınızdır, dışarıdan bir müdahale bu, kentsel dönüşümün yeni bir modeli. Oto tamircileriyle dolu ana caddesi, kendine has yaşamı ile romanlara konu olan Dolapdere, turizm yatırımları teşvikleri kapsamında dönüştürülüyor. Sulukule ya da Tarlabaşı’nda olduğu gibi belki mahalle sakinleri göçe zorlanmıyor ama bu değişim tamamlandığında Dolapdere öyle değerlenecek ki oranın sakinleri de evlerini yüksek fiyatlara satıp başka mahallelere kendi rızaları ile taşınacak.

Pangaltı’dan Dolapdere’ye doğru inerken henüz tamamlanmamış bu değişimi gözlemlemek mümkün. Oteller çoğalmış, oto tamircileri azalmış. Ama otellerin gelmesi mahallenin alt yapısını etkilememiş. Yine kaldırımlar yok, yine caddeden yürürken ezilmemek için araçları kollamak zorundasınız.

Kaldırımların başlamakla kalmayıp genişlediği noktada Arter’in yeni binası var. Arter‘in İngiliz mimarlık ofisi Grimshaw Architects imzalı binası dış görünümüyle 70’li yıllardan kalmış hissi uyandırıyor bende. 70’li yıllarda Avrupa’da yapılmış bir modernist mimari örneği gibi. En üstteki sonradan eklenmiş gibi görünen camekanlı, büro katları olduğunu tahmin ettiğim bölüm hariç iddia edildiği gibi çevrenin, semtin mimarisiyle uyum sağladığını söyleyemeyiz. Zaten böyle bir arzu da olmaması gerekiyor, çünkü Dolapdere gecekondudan apartmana evrilmiş tipik bir çarpık kentleşme örneği. Arter mimari anlayışı ile gelecekte olması arzu edilen Dolapdere’nin görünümünü örnekliyor gibi.

Caddede yürümeye devam ederseniz Dolapdere’nin tam dönüşmüş halini görüyorsunuz. Arter’den sonrasındaki geniş kaldırımın kenarında lüks konutlar, beş yıldızlı oteller var.

Arter’in Dolapdere’yi dönüştüreceği konusunda herkes hemfikir. Zaten daha inşaat haberi duyulduğunda sanat çevrelerinin ilgisini çekmişti. Pilevneli, Dirimart, Tuna, Müze Evliyagil’in İstanbul şubesi ilk göze çarpanlar. Açılıştan sonra bu değişim hızlanacaktır.

Grimshaw Architects’ten Kirsten Lees, Arter’i şöyle tanımlamış: “İzleyicinin bakış açısına göre sürekli değişkenlik gösterebilen, çok katmanlı, iç içe geçmiş, disiplinler arası bir kamusal yapı.

İnternet sitesinden alıntılıyorum: “Toplam 18.000 m² kapalı alana sahip olan Arter’in ana fonksiyon alanları binanın kalbi durumundaki merkezi bir atrium etrafında toplanıyor. 6 kata yayılan 6 galeri ve teras yaklaşık 4.000 m²’lik sergileme alanı oluşturuyor.” Arter’de biri 168, diğeri 332 kişilik iki adet performans salonu da bulunuyor.

Arter kendisini müze olarak tanımlamıyor ama sergi alanları, toplantı ve gösteri salonları ve kütüphanesi, kitapçısı, kafeteryası, arka bahçesi ile ideal bir müze binası. Dünyadaki benzerlerinden eksiği yok, fazlası var. Türkiye’de de ilk, sanıyorum.

Arter’in koleksiyonu 2007’de oluşturulmaya başlamış. İnternet sitesinde “Arter Koleksiyonu çağdaş sanattaki yeni fikir, söylem ve eğilimlerle ilgilenir; alışılmış sınırların dışında kabul edilebilecek biçim, mecra ve yaklaşımları kapsamayı önemser. Uluslararası bir koleksiyon olarak kurgulanmış olmakla birlikte, Türkiye ve çevre coğrafyalardaki sanatsal ve kültürel üretimle özellikle ilgilenir” diye tanımlanmış. Koleksiyondan örnekleri Arter’in ilk sergilerinde görüyoruz. Arter Koleksiyonu’nda 1960’lardan bu yana çağdaş sanatın çeşitli ifade biçimlerini, farklı tavır ve pratiklerini örnekleyen, resim, heykel, fotoğraf, video, film, yerleştirme, ses, ışık ve performans gibi çeşitli mecralarda üretilmiş eserler bulunuyormuş. Yani Arter kendini bir çağdaş sanat müzesi olarak konumlandırıyor.

 

Giriş katındaki ve müzenin vitrinlerinden de görebildiğimiz “Kelimeler Pek Gereksiz” adlı sergiyi küratör Selen Ansen, Arter koleksiyonundan derlediği “jest, kalıntı ve iz temaları etrafında kurgula”mış. “Bir sanat kurumunun barındırdığı ve muhafaza ettiği maddi olan veya olmayan şeyler üzerine düşünmeyi öneriyor.” Derleme yabancı sanatçı ağırlıklı. Leyla Gediz, Ali Kazma, Sarkis, Mehtap Baydu gibi bildiğimiz isimlerin işlerini de görüyoruz. Galeri 3 ve 4’de de bir karma sergi var.

Arter koleksiyonundaki “zaman, mekân ve bellek kavramlarıyla ilişkilenen yapıtları bir araya getir”en “Saat Kaç?”ın kuratörlüğünü Emre Baykal ve Eda Berkmen yapmışlar. Sergide yerli ve yabancı 34 sanatçının 44 yapıtı yer alıyor.

1976’da kaybettiğimiz Altan Gürman’ın (d.1935) 1965’ten ölümüne dek üretmiş olduğu yapıtlarının büyük bir bölümü ve arşivi, eşi Bilge Gürman’ın girişimi ile Arter Koleksiyonu’na katılmış. Altan Gürman’ın eserlerinden derlenen ilk serginin küratörü Başak Doğa Temür. Altan Gürman’ın sanat yaşamına bir bakış, anımsatma olarak da değerlendirilebilir.

Beyazımtırak, Ayşe Erkmen’in 1970’lerden bu yana gerçekleştirdiği sanatsal üretim içinden retrospektif bir anlayışla seçilenlerle birlikte bu sergi için özel olarak tasarlayıp ürettiği yeni işleri bir araya getiriyor. Küratörlüğünü Emre Baykal’ın yaptığı sergi müzenin sergi mekanı olarak nasıl kullanılabileceğine, o mekana uygun sergilemenin nasıl yapılabileceğine iyi bir örnek. Ayşe Erkmen’in hem 50 yıllık emeğinden örnekleri hem de Arter’e özel yaptığı işleri içermesi açısından da ilgi çekici ve önemli.

Gizli Konferans, Rosa Barba’nın çeşitli müze depolarında çektiği, üç bölümden oluşan bir film serisi. Küratörlüğünü Başak Doğa Temür yapmış. Müze depoları ve arşivlerinde çekilen bu videolar yeni açılan bir müzenin ilk sergilerinden biri olarak hoş bir jest olarak algılanabilir. Önemine ise kuşkusuz sanat eleştirmenleri karar verecek. Beni özel olarak etkilemediğini söyleyebilirim.

Bir An İçin Durdu, İnci Furni’nin desenler, video performanslar ve nesnelerle oluşturulmuş mekânsal bir düzenlemesi. “Galeri mekânını ve bu mekâna yerleşim sürecini de yapıtlarının bir parçası haline getiren Furni, kişilerin mekânlarla, nesnelerle ve imgelerle ilişki kurma şekilleriyle ilgileniyor”muş. Küratörlüğünü Eda Berkmen’in yaptığı Bir An İçin Durdu, desenler, çizimler, video ve performansla birlikte üzerinde düşünülüp tartışılması gereken bir yerleştirme. Dolapdere’yle, ünlü pazarıyla ve halkıyla kurduğu ilişki, onlardan esinlenmeler de dikkate değer.

En alt katta Karbon salonunda Celeste Boursier-Mougenot’nun “offroad, v.2” geçici olarak yerleştirildikleri bir fiziki mekânın sınırları içinde, farklı hızlarda ve farklı yönlere doğru seyreden üç adet kuyruklu piyanodan oluşuyor. Dışarıdaki rüzgârın hareketine ve kendi aralarındaki etkileşime duyarlı bir elektro-mekanik sistem aracılığıyla hareket ediyor piyanolar. Arter gezimizi noktalarken belleğimizde kalacak bir hoşluk.

Koleksiyondan ve koleksiyon dışı çalışmalardan oluşturulan bu yedi sergi Arter’in nasıl bir müze olduğunu ve gelecekte neler yapmayı amaçladığını iyi bir şekilde örnekliyor. İyi bir müzenin hak ettiği gibi uzun uzun gezilecek, üzerinde düşünülüp tartışılacak sergiler ortaya çıkmış. Arter’in koleksiyonunda daha başka hangi eserler var merak etmemek elde değil. Güçlü bir koleksiyon olduğu anlaşılıyor.

Arter, Dolapdere’ye kattığı değer bir yana İstanbul’un, bir adım öteye gidersek Türkiye’nin övünç kaynağı olacak sanat merkezlerinden biri olmaya aday. Yakın gelecekte de Avrupa’nin en önemli çağdaş sanat merkezlerinden biri olarak anılmaya başlanacaktır.

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz