Ana sayfa KÜLTÜR Ne Çok İstanbul Var

Ne Çok İstanbul Var

17
0
PAYLAŞ

Ne çok İstanbul var değil mi hayatımızda… Herkesin İstanbul’u farklı. Bu sadece bizim için geçerli değil. Tüm dünya için geçerli bir ütopyadan bahsediyorum. Şehir, gurbet, inci, mabet, fetih, Fatih, şan, Şöhret, sefalet, burjuvazi, gecekondu, rezidans, cami, kilise, deniz, köprü, trafik, sevda, aşk, ayrılık ve daha neler neler…

İçinin bu kadar dolu olduğu başka bir şehir yoktur herhalde. Türkiye sınırları düşünülünce zaten tamamen kısır bir döngüye takılıp kalır şehirler. Ankara başkent, İzmir Ege’nin incisi, Antalya turizm cenneti vs. Ama söz konusu İstanbul olunca bütün hayaller kırıp zincirlerini insanın ruh dünyasına bir anda hücum edebiliyor.

Önceleri Haydarpaşa’dan ya da Esenler’den başlayan şehri fethetme arzusu artık gelişen çağa ayak uydurdu ve havaalanının ışıltılı koridarlarında ete kemiğe büründü. İstanbul tekrar tekrar fethedilmeye devam ediyor.

Pendik Edebiyat Festivali içerisinde yer alan Şiirlerde İstanbul Paneli’nde konumuz İstanbul idi. Şafak Çelik’in yönettiği panelde Adnan Özer, Ercan Yılmaz, Raşit Ulaş ve ben vardım konuşmacı olarak. Bir saati aşan sürede elbetteki ana konumuz İstanbul’du. Şiirler, şairler, şehirler derken İstanbul sevdası ile doldu içimiz.

Adnan Özer’in dünya şehirleri ve İstanbul konuşması, Ercan Yılmaz’ın Yahya Kemal ve İstanbul değinileri, Raşit Ulaş’ın Mehmet Akif ve Tevfik Fikret bağlamında karşlılaştırmalı İstanbul tahlili geçmişten günümüze İstanbul’u gözlerimizin önüne getirmiş oldu. Ben de Cahit Külebi’nin İstanbul şiiri ile başlayıp Orhan Veli’nin İstanbul’unu anlattım.

Belki eski İstanbul’un anlatıldığı şaheser şiirler günümüzde yazılamayacak ama şu bir gerçek ki İstanbul her dönem cazibesini korumaya devam edecek.

Yeni Cami’nin yıllardır bitmeyen restorasyon çalışmaları örtü altında sürerken Yeni Cami’nin etrafında güvercinler aynı şevkle gezecek. Ayasofya mahzun mahzun baksa da Sultan Ahmet’e; unutulmaz pozlar verilecek geleceğe kalan.

Şehrin koşuşturması yorsa da herkesi, unutulacak sanılsa da İstanbul’un gelenekleri balık ekmek yiyerek Galata Kulesi’ne dalıp gidenler eksik olmayacak.

Bir gerdan gibi boğaza gerilen köprüler ihtişamından hiçbir şey kaybetmeyecek.

Denizin altından gitmek yerine biraz deniz havası almak için vapurla karşıya geçmekten vaz geçmeyecek İstanbul sevdalıları.

Bu şehri yenmek için gelen herkes zamanla yenilenen ruhlarıyla İstanbullu olmaya devam edecek.

İstanbul; “Fakat içimde şarkı bitti.” diyenlere rağmen dünyanın incisi olarak hayalleri süsleyecek tüm ışıltısı ile.

Ve biz sevgilimize kavuşur gibi koşacağız İstanbul’a her seferinde.

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz