Ana sayfa GENÇLİK STEAMPUNK VE YENİ VİKTORYEN ROMAN

STEAMPUNK VE YENİ VİKTORYEN ROMAN

50
0
PAYLAŞ

Steampunk (Türkçeye ‘buhar çılgınlığı’ olarak çevrilmiş) ve Yeni Viktoryen roman (Neo-Victorian Novel) özellikle romanlarda, animelerde, çizgi romanlarda, film ve dizilerde, hatta çağdaş sanatta sıkça rastlamaya başladığımız iki tür haline geldi. Ortaya çıktıklarından beri tanımlanmaları konusunda zorlanılan bu iki tür, benzer ve farklı unsurlarının sıralanması ile birbirlerinden ve diğer türlerden ayrılır. Bu unsurların en önemlisi melezlik (hybridity) olduğundan özellikle steampunk’ın biraz Viktoryen, biraz bilimkurgu, biraz da polisiye (kara polisiye – noir) özelliği taşıdığı söylenir. Ancak steampunk’ın, Yeni Viktoryen romanın bir alt türü olduğu kesin olarak kabul görmez (hatta Yeni Viktoryen romanı, Viktoryen steampunk adı altında steampunk’ın alt türü olarak kabul edenler vardır) ve genellikle bilimkurgunun alt türü olarak sınıflandırılır.

Bu türdeki romanlar bilimkurgu, belki biraz da distopyadan faydalanarak, sadece teknolojinin kötüye kullanımı nedeniyle bozulmuş bir sosyo-politik düzen ve kirlenmiş bir dünya tasarlamak için değil ayrıca günümüzde yaşanan ayrımcılık, ırkçılık ve iktidarın kötüye kullanılması gibi sosyal ve politik problemlere dikkat çeker. Diyebiliriz ki steampunk ve Yeni Viktoryen roman tarihsel ve güncel olanı, gerçek ve kurgusal olanı kullanarak bizimkinden çok da farklı olmayan alternatif bir dünya yaratır ve bu sayede günümüz problemlerine ışık tutmak için politik ve kültürel tavırlarımızı, değerlerimizi, inançlarımızı, gelenek ve yasalarımızı sorgulamamızı sağlar.

Steampunk ilk olarak 1960’ların sonu ile 1970’lerin başında ‘Yüksek teknoloji, düşük hayat standardı’ fikrini benimsemiş bir bilimkurgu alt türü olan ve sosyal düzenin bozulmuş olduğu distopik bir atmosfere sahip olan ‘cyberpunk’ (siberpunk) türüyle aşağı yukarı aynı zamanlarda ortaya çıkmış ve 1980’lerde birlikte varlık göstermiştirler. Siberpunk, 1982’de Ridley Scott tarafından filmi de çekilen Philip K. Dick’in Do Androids Dream of Electirc Sheep? (1968) isimli romanıyla özdeşleştirilmiştir. Bu görüşe göre steampunk 2000’lerde doğmuş yeni bir tür değildir. Yani büyük çoğunluğun The Matrix filminden sonra çıkan Animatrix’te yer alan animasyonlardan birinde (A Detective Story) fark ettiği steampunk aslında çok daha eski bir türdür.

Steampunk ve Yeni Viktoryen romanın ilk olarak hangi eserde karşımıza çıktığı konusu tartışmalı olmakla birlikte H. G. Wells (1866-1946) ve Jules Verne (1828-1905)’in romanlarından ilham alındığı kabul edilir. William Gibson ve Bruce Sterling’in birlikte yazdığı The Difference Engine (1992) romanı steampunk türünün ilk örneklerinden biri olarak kabul edilir. Perdido Street Station romanı ile büyü ve teknolojiyi bir araya getiren China Mieville ve Boneshaker romanıyla günümüzde çok revaçta olan zombileri devreye sokan Cherie Priest türün yaşayan en önemli temsilcilerindendir.

Steampunk ve Yeni Viktoryen roman arasında karakter ve mekân seçimi, kostüm, teknoloji ve spekülatif tarih anlatımı bakımından benzerlikler vardır. Spekülatif tarih anlatımıyla kastedilen, özellikle ve öncelikle sanayileşmiş, buhar gücünün hâkim olduğu Viktorya Dönemi’ni geleceğe ya da geleceğin teknolojisini geçmişe yansıtma fikridir. Steampunk ve Yeni Viktoryen romana ilişkin incelemelerde, aykırı eşzamanlılık (paradoxial simultaneity), spekülatif yenileme (speculative revision), alternatif geçmiş, paralel evren gibi tabirlere sıkça rastlarız. Adı geçen bu tekniklerle kurgusal alternatif bir tarih yazılmasına olanak tanınır. Steampunk aslında gerçek ve aynı zamanda gerçek olmayan, kurgusal bir tarihe işaret eder. Kurgusal hikâyelerde Thomas Edison, Nikola Tesla, Abraham Lincoln gibi gerçek şahıslara rastladığımız olur. Diyebiliriz ki bilimkurgudan faydalanan steampunk ve Yeni Viktoryen roman, zamanda yolculuk hikâyelerine özgü; ‘geleceği değiştirmek için geçmişi değiştirmeliyiz’ fikrini de benimser. Alternatif geçmişler yaratarak farklı bir gelecek tasarlamaya çalışır.

Genellikle mekân bakımından Viktorya Dönemi Londra’sını seçen Yeni Viktoryen romanlar, Viktoryen karakterler içerir ama tarihsel çarpıtmalar (alternatif tarih ve spekülatif tarihsel anlatım kullanılarak) yaparak 19. yüzyıl teknolojisinin ötesinde bir teknoloji kullanırlar. Eğer Yeni Viktoryen roman, tarihsel olarak Viktorya Dönemi’nde (aşağı yukarı 1830 ile 1900 arası) geçiyorsa dünyaya o dönemde olmayan gelişmiş fakat buhar gücüyle çalışan bir teknoloji hâkimdir. Eğer gelecekte geçiyorsa bu sefer kullanılan teknoloji 19. yüzyıl teknolojisidir. Yani, yine buhar gücü ile çalışan motorlar; nano teknoloji yerine, çarklar ve dişliler kullanılarak yapılmış aletlerle karşılaşırız. Bunlar her ne kadar Viktorya Dönemi teknolojisiyle çalışsalar da karşımızda gelişmiş bilgisayarlar, uçan taşıtlar (zeplinler), robotlar ve belki günümüzde bile sahip olmadığımız kadar gelişmiş fütüristik bir dünya vardır.

Viktorya Dönemi estetiğini benimsemiş bu dünyada daktiloya benzeyen laptoplar, buhar gücüyle çalışan bilgisayarlarla karşılaşırız. Steampunk ve Yeni Viktoryen romandaki en belirgin özellik Viktorya Dönemi buhar teknolojisi ile çalışan zeplinler ve çarklarla işleyen buhar motorlarıdır. Demiryolları ve buharlı lokomotiflerle sıkça karşılaşılır. Silahlar genellikle barutla çalışır. Karakterler de genellikle biliminsanları ve mühendislerdir.

Her romana uymamakla birlikte şöyle diyebiliriz: Yeni Viktoryen roman genellikle gelişmiş teknolojinin kullanıldığı, Viktorya Dönemi’nde geçerken; steampunk, gelecekte ama Viktorya Dönemi teknolojisinin kullanıldığı bir hayali dünyada geçer. Peki neden Viktorya Dönemi seçilmiştir?

Viktorya Dönemi, Sanayi Devrimi ile birlikte teknolojik atılımların ilk kez ortaya çıktığı dönem olduğundan her iki türe de uygun mekânı oluşturur. Bir diğer özelliği ise o dönemin teknolojisinin günümüz nano teknolojisine göre daha basit, çarklarla, dişlilerle işleyen mekanizmalara sahip olmasının romanlardaki karakterlerin bunları icat etmesi, tamir etmesi ve modifiye etmesini daha olanaklı kılmasıdır. Günümüzde teknolojik cihazlarımız neredeyse pillerini bile değiştiremiyor oluşumuzun böylece üstesinden gelinmiş olunur.

Adından da anlaşılabileceği gibi steampunk ‘buhar’ teknolojisinin kullanıldığı dönemde geçmekle birlikte bu dönem özellikle Viktorya Dönemi olmayabilir. Örneğin steampunk özellikleri taşıyan ve aslen 1965-1969 yılları arasında oynamış bir televizyon dizisi olan Wild Wild West filmi (1999) Vahşi Batı’da geçer ve Western türünün özelliklerini taşır. Bunun aksine The League of Extraordinary Gentlemen (2003) filmi bir grafik roman uyarlaması olarak Yeni Viktoryen roman türüne son derece uygun bir filmdir. Katsuhiro Ohtomo’nun Steamboy (2004) ve Hayao Miyazaki’nin Howl’s Moving Castle (2004) animeleri, son dönemde popüler olan televizyon dizisi Penny Dreadful, çizgi roman serisi (1993) olan ve sinemaya uyarlanan Hellboy (2004) steampunk ve Yeni Viktoryen roman eğilimi gösteren yapımlardan sadece bir kısmıdır.

Bugüne kadar bilimkurgu edebiyatının (Jules Verne) bilimkurgu sinemasının (Star trek) teknolojik gelişimi ne kadar etkilediğini düşünelim. Artık durum biraz tersine dönmüş gibi görünüyor. Özellikle son on, on beş yılın teknolojik atılımlarının edebiyata yön verdiğini ya da vereceğini söylemek yanlış olmaz.

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz