Ana sayfa DOSYA UNUTULAN YAZARLAR – 35

UNUTULAN YAZARLAR – 35

114
0
PAYLAŞ

İhsan Mahvî

    Unuttuğumuz Şâir ve Edebiyat Tarihçisi

Taner Ay

 

Esrâr Dede’nin yaşamı ve eserleri üzerine çalışan araştırmacılar için Fâtin Dâvud’un Hâtimetü’l Eş’âr‘ı ( İstanbul, 1271 ), Mehmed Tevfik’in Kafile-i Şuarâ‘sı ( İstanbul, 1290 ) ve Saadettin Nüzhet Ergun’un Türk Şâirleri‘nin 3’üncü Cildi’ndeki “Esrâr Dede” maddesi ( Ülkü Basımevi, 1945 ) temel kaynaklar olmuşlardır. Bununla birlikte, Saadettin Nüzhet Ergun’un “Esrâr Dede” maddesinin, İhsan Mahvî’nin basılmamış olan ve günümüz araştırmacılarının bulamadığı  kayıp bir eserinden yapılan alıntılara dayandığı bilinmektedir. Mahmud Kemal İnal’ın Son Asır Türk Şâirleri‘nindeki “İhsan Mahvî” maddesinde ise Mesnevî‘nin 18 beytini şerh ettiği ama basılmadığı, Esrâr Dede Tezkiresi’ne de bir zeyl yazmaya başladığı belirtilmektedir ( C. II, s. 702, 1969 ). 17’nci yüzyılın Mevlevîleri arasında önemli bir yeri bulunan Ağazâde Mehmed Dede de Mesnevî’nin ilk 18 beyitini, İsmail-i Ankaravî’nin eserinden alıntılar yapmak suretiyle şerhetmiştir.

 

İyi bir şâir, değerli bir edebiyat târihçisi, semâzen ve önemli bir mesnevihân olan İhsan Mahvî’nin ismi, maalesef Mahmud Kemal İnal’ın Son Asır Türk Şâirleri‘nindeki “İhsan Mahvî” maddesi ( C. II, s. 702 – 704, 1969 ),  Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi‘ndeki “İhsan Mahvî” maddesi ( Dergâh Yayınları, C. 4, s. 347, 1981 ) ile Bayram Ali Kaya’nın Tekke Kapısı: Yenikapı Mevlevîhânesi’nin İnsanları isimli eserindeki “İhsan Mahvî” maddesi ( s. 278, 2012 ) dışındaki kaynak eserlerde pek geçmez. Ama, Tâhirü’l Mevlevî’nin tanıdığı 24 şâirin hâl tercümelerini ve ölümlerine düşürdüğü târihleri içeren Şâir Anıtları isimli yazma eserinin 45’inci sayfasında İhsan Mahvî de yer almaktadır. Ana kaynak mahiyetindeki bu 6 Kânun-i Evvel 1944 tarihli ve  21 X 17 ( 15.5 X 10.5 ) ebadındaki ambalaj kâğıdıyla kaplanmış mukavva kapaklı 58 sayfalık eser, Ali Emîrî Kütüphânesi’nde  Şer’iye 1168’de kayıtlıdır. İhsan Mahvî’nin yaşam öyküsü için bana göre diğer bir ana kaynak da Ankara İstiklâl Mahkemesi’ndeki sorgu tutanağıdır. “Giresun Davası” olarak bilinen muhâkemenin 31 Ocak 1926 günlü 6’ncı celsesindeki sorgusunda doğum târihi ve yeri, baba ismi ve memûriyeti hakkında önemli bilgiler vermiştir. Onun sorgusunun metnini Ahmed Nedim’in hazırladığı ve 1993 yılında  İşâret Yayınları tarafından yayımlanan Ankara İstiklâl Mahkemesi Zabıtları 1926 isimli eserin 124’üncü sayfası ile 128’inci sayfası arasında da okumak mümkündür. İhsan Mahvî’nin sorgu tutanağında mahkeme üyelerinden birinin sorusu veya söylediğini “M”, İhsan Mahvî’nin verdiği yanıtıysa sanık olduğundan “S” ile kodladım.

İhsan Mahvî’nin Sorgusu 

İhsan Mahvî, yargılandığı davanın 8 Şubat 1926 tarihli celsesinde berâet eder. Oysa, aynı davada, İskilipli Atıf Hoca ile Ali Rıza Efendi idâma mahkûm olmuşlardır. İhsan Mahfî’nin 6’ncı celsede verdiği bilgilerin onun doğru bir biyografisinin yazımı açısından önem taşıdığı kanısındayım.

M: İsminiz?

S: İhsan.

M: Pederinizin?

S: Ali Rızâ.

M: Doğumunuz?

S: 307.

M: Nerelisiniz?

S: İstanbul Saraçhâne başındanım.

M: İstanbul’da kimin var?

S: Pederim ve birâderim var.

M: Sizin mesleğiniz nedir?

S: Orta öğretimde mümeyyizim.

M: Önceleri?

S: Asker idim.

M: Mümeyyiz nasıl oldunuz?

S: Köprülüzâde Fuâd Bey müsteşar olunca.

M: Sizi nereden tanır?

S: Edebiyatla meşgul olduğumdan tanır.

M: Asker iken ne vazîfede idiniz?

S: Redif Fırkası, 1’inci Piyâde Alayı, 2’nci Tabur hesâb memûru muâvini idim.

M: Askerlikten ne vakit çıktınız?

S: 340 Mart’ında istifâ ettim.

M: O zaman nerede bulunuyordunuz?

S: İstanbul’da.

M: Yâni Mütâreke senelerinde İstanbul’da idin?

S: Evet.

M: Askerlikten emekliliğin var mı?

S: Yok.

M: Neden?

S: İstifâ ettim.

M: Sen daha açık söyle, askerlikten atıldın mı?

S: Hayır efendim.

M: Biz künyenize bakacağız. Mütâreke senelerinde İstanbul’da ne yapardınız?

S: Yine asker idim. Kadıköy Muhâfız Taburu’nda idim. İngilizler’in işgali üzerine bizleri İstanbul’a naklettiler. Sonra İstanbul’da alay lağvedildi. Bir ay kadar açıkta kaldım. Sonra Meclis-i Ayârı Muhâfız Bölüğü hesâb memûrluğuna tâyin edildim. Oradan bendenizi 338’de Ankara Askerlik Şûbesi hesâb memûrluğuna tâyin ettiler.

M: Ne vakte kadar Meclis-i Ayân Muhafız Bölüğü’nde kaldın?

S: 338 Teşrînlerine kadar.

M: Arada 2-3 sene kadar fasıla var. Kuvâ-yı inzibatiye  alaylarından hangisine tâyin olundun?

S: Hiç tâyin olunmadım. Biz hazır kıt’a hâlinde Kadıköy’de idik. Benim inzibâtiyecilerle alâkam yokdur.

M: Açıkta mı durdun?

S: Evet.

M: Senin tarikata intisâbın var mı?

S: Mevlevî tarikatına var efendim.

M: Ne vakitten?

S: Efendim, küçük idim. Pederim tarafından intisâb ettirilmişim. Konya’da düğün varmış. Pederimi çağırdılardı. Ben de gittim. Yirmi gün kaldık.

M: Niçin gittiniz idi?

S: Pederim Karagöz oynatırdı. Orada düğüne gittik.

M: Buraya doğrudan doğruya mı mümeyyiz olarak tâyin edildin?

S: Hayır kâtip olarak.

M: Vekil kimdi?

S: Vâsıf Bey.

M: Kaç kuruş maaş alırsın?

S: 3000 kuruş.

M: Burada mücâdele senelerinde o kadar fedâkârlık edenler, çalışanlar aç kalırlar. Senin gibi pis, murdar bir adamı getirir oraya sokarlar. İstanbul’da kimlerle mektuplaşırsın?

S: Tâhir’ul-Mevlevî ile bir de Suûd’ul-Mevlevî ile tanışırım.

M: Suûd Beyle ne münâsebetle tanışırsın?

S: Ben Âyan dâiresinde hesâb memûru iken o da orada kâtip imiş o münâsebetle tanırım.

M: O da sizin tarikattan mıdır?

S: Evet.

M: Mektûblaşır mısınız?

S: 340 senesinde bir defa yazmıştım.

M: Bir defa mı yoksa?

S: Bir iki mektûb yazdığımı hatırlıyorum.

M: 340’dan sonra?

S: Ondan sonra yazmadım. Zîra fevkalâde meşguldüm. Onun için mektûb filan yazmaya, kimse ile görüşmeye vaktim yoktu.

M: Kimlerden mektûb alırsın?

S: Birçok muallimler işleri için mektûb yazıyorlardı.

M: Bir mektep müdürü Râsim Bey var o kimdir?

S: Bizim kalemde bir kâtip Râsim Bey vardı. Vona’ya leylî îbtidâi mektebi müdürü tâyin edildi.

M: Sana yazdığı mektûbta, “Haydar Bey şapka giydi mi? İktisadî ve dînî mahzûrlarla buna hücûm ediyor mu?” diyor. Bu Haydar Bey kimdir?

S: Orta öğretim dâiresinde müdür muâvinidir.

M: Bu mesele nedir?

S: Her hâlde aralarında daha evvelce bir münâkaşa geçmiş olacak ki, böyle yazıyor. Ben bilmiyorum. Bu Râsim Bey daha Şapka Kanûnu’ndan evvel şapka giymiş bir gençtir.

M: Sultan Reşad Türbedârı Mustafa Nuri Efendi ile nereden tanışırsın?

S: Evimiz Eyüp’tedir, o münâsebetle tanırım.

M: Sen ona Ankara’nın durumu hakkında ne bilgi verdin?

S: Yeni geldiğimiz zaman ev bulma sıkıntısından henüz yerleşemediğimden bâhsettim. Bir de evlenmek meselesi vardı. Onu yazdım.

M: Kaç senesinde evlendiniz?

S: 335′ de evlendim. Fakat 340’da eşimden ayrıldım. Ondan sonra beni evlendirmesi için bu zâta mürâcaat etmiştim. O da münâsib birşey buluruz demişti. Mesele budur.

M: 4 Teşrîn-i Sani 341 tarihli bir belge ile imzanız altında Gazi Paşa’ya Mevlevî tekkeleri hakkında birşey yazıyorsun, bu nedir?

S: Bendeniz bunu yalnız temize çektim. 340 Teşrînlerinde Konya’dan Abdülhalim Çelebi gelmişti, ziyâretine gittim. Orada Veled Çelebi Efendi de vardı. Abdülhalim Çelebi, “Konya’daki Mevlevî  arazileri hakkında Gazi Paşa Hazretleri’ne mürâcaat ettim. Kabul edildim” dedi.  Oysa kabul edilmediğini hissettim. Bu tezkereyi yazmış. Bize okudu. Bana senin yazın iyidir, şunu temize çek, dedi. Bendeniz de temize çektim.

M: İmza kimin?

S: Kendisinin.

M: Siz öteden beri bu Mevlevîlik için adam akıllı çalışıyor, uğraşıyorsunuz.

S: Uğraştığım yok efendim.

M: En son defa Suûd’ul-Mevlevî ile hangi târihlerde muhâberede bulundun?

S: 340 Ağustos’undan, Eylül’ünden sonra ne mektûb yazdım, ne de aldım.

M: Seni Maârif Vekâleti’ne gûya zamanın ihtiyacına göre Maârif makinesinin bir kısmını işletmek için koymuşlar. Hâlbuki sen kapkara tekke taraftarısın. Bütün yazışmaların bunu gösteriyor.

S: Benim vekâlete geldiğimden beri yenilik uğrunda çalıştığımdan bütün vekâletin bilgisi vardır.

M: Biz buna inanırsak aptallık etmiş oluruz. Size inanılmaz, bu zikzaklardan geçen katiyyen inkılâb adamı olmaz.

S: Beyefendi, bendenizin tekkelerin kalkması taraftarı olduğumu herkes bilir.

M: Abdulhalim Hilmi Efendi’nin vermiş olduğu şeyi niçin düşüncenin hilâfına yazdın?

S: Efendim orada bulunmuş oldum. Hatırını kırmamak için yazdım.

M: İnsan kanâatlerinden hatır için fedâkarlıkda bulunmaz.

M: Kâfi, çıkınız.

Hayâlî Ali Rıza Efendi’nin Oğlu 

İhsan Mahvî’nin İstiklâl Mahkemeleri’ndeki sorgusunda doğum târihi için verdiği 1307 târihi Rûmi takvime göredir. H. 16 Muharrem 1309 ve M. 22 Ağustos 1891 doğumludur. Şaraçhâne Başı’nda doğmuştur. Hayâlî Ali Rızâ Efendi’nin oğludur. Pederi Karagöz oynatıcısıydı. İlk tahsîline Amcazâde Hüseyin Paşa İbtidâisi’nde başlamıştır. Fatih Rüşdiyesi’nden sonra girdiği Vefâ İdâdîsi’nden mezûn olmuştur. Hoca Hâlis Efendi’den Arapça, Tâhirü’l-Mevlevî’den de Farsça öğrenmiş olan İhsan Mahvî, Yenikapı Mevlevîhânesi Şeyhi Mehmed Celâleddin Dede ile Mehmed Es‘ad Dede’den mesnevîhânlık icâzeti almıştır.  İbnülemin’in kaydettiğine göre memûriyet hayatına, 10 kuruş maaş ve 50 kuruş âidatla Evkaf Mahlûlat Kalemi’nde başlayan İhsan Mahvî,  memûrlara ilişkin yapılan düzenlemeler çerçevesinde kadro dışında bırakılmış ve bunun üzerine orduya girmiştir. Rumeli’ye gittiği ve bir süre eşkıya takîbi için dağlarda dolaştığı söylenir. Daha sonra tabur kâtibi muâvini ve hesap memûru olmuş, görevi gereği çeşitli savaş cephelerinde bulunmuş,  Hemedan’dayken Fars Edebiyatı eğitimi almaya çalışmıştır. Ankara’da Askere Alma Şubesi ve Meclis-i Âyân Dâiresi Muhâfızlığı hesap memûrluğunda çalışmaya başlamıştır. Ankara İstiklâl Mahkemesi’ndeki sorgusunda ordudan  R. 1340 yılında Redif Fırkası’nda 1’inci Piyade Alayı 2’nci Tabur Hesap Memûru Muâvini iken istifâ ettiğini belirtir. Köprülü Fuad Bey’in müsteşarlığı döneminde Dârülfünûn’da imtihana girmek sûretiyle Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği sertifikası almıştır. Bir süre Maârif Vekâleti Orta Tedrîsât Mümeyyizliği’nde bulunduktan sonra öğretmenlik mesleğine girmiştir.  R. 1335 yılında evlenen ve R. 1340 yılında boşanan İhsan Mafvî, kaynaklarda “son devrin en iyi semâzenlerinden biri” olarak gösterilir. İyi bir şâir olan İhsan Mahvî, şiirlerinde kendisine şâir Hamid Efendi tarafından verilen “Mahvî” mahlasını kullanmıştır. Hayatına dâir İbnülemin’e gönderdiği yazıda, kendi şâirlik derecesiyle ilgili olarak “Çağdaşları arasında belki dördüncü, beşinci derecede şiir söyleyebilen İhsan Mahvî, ünlü olamamış, ancak kemâl ve fazîlet erbâbının teveccüh ve iltifâtlarına mazhar olabilmiştir” kaydına yer vermiştir. Yine bu yazıdan hareketle, onun Mesnevî’nin ilk 18 beyitinin şerhine dâir basılmamış bir eserinin bulunduğunu, Esrâr Dede’nin tezkiresine zeyl yazmaya teşebbüs ettiğini, şiirlerinin bulunduğu bir mecmûasının olup, bunun Kerkük’te iken İngilizlerle meydana gelen bir çatışmada zâyi olduğunu öğrenmekteyiz. İbnülemin’in kitaplarının ve eserlerinin Büyük İstanbul Yangını’nda Fatih’teki eviyle birlikte yandığını belirttiği İhsan Mahvî, 30 Kanûn-i Evvel 1936 günü genç yaşta İstanbul’da vefât etmiş ve Karacaahmet Mezarlığı’nda ünlü Dîvân Şâiri Nedîm’in mezarının civârına defnedilmiştir. Nedim, Çiçekçi Durağı’nın arkasında, annesi Saliha Kadın’ın yanında 8’inci Ada Kısım A’da medfundur. Onların önündeki boş yeri de sağlığında “Nedim’in ayak ucunda yatmak benim kısmetim” diyerek İbrahim Hakkı Konyalı satın almıştı. Nedim’in mezarı eskiden Çiçekçi Kahvehânesi’ne nazaran târif edilir, onun karşısında olduğu belirtilirdi.

Vefât Haberi 

İhsan Mahvî’nin vefât haberi Cumhuriyet gazetesinin 31 Aralık 1936 günlü nüshasının 3’üncü sayfasında şu şekilde yer alır:

” Kadıköy Orta Mektebi muallimlerinden İhsan Mahvî dün ölmüş ve cenâzesi yüzlerce talebesinin gözyaşları arasında kaldırılarak defnolunmuştur.”

Cumhuriyet gazetesinin 3 Eylül 1932 günlü nüshasının 2’nci sayfasındaki habere göre, İhsan Mahvî, Ankara’daki Gazi Muallim Mektebi’nin Türkçe muallimliğinden Kadıköy Orta Mektebi’nin Türkçe muallimliğine atanmıştır. Ankara’daki vazîfesi esnâsında, 1927 yılında, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, İshak Refet Işıtman ve Halid Bayrı ile Anadolu Halk Bilgisi Derneği’nin kurucu üyelerinden olmuştur.

Vakfettiği Kütüphânesi 

İhsan Mahvî’nin kütüphânesindeki kitaplardan önemli bir kısmı mirasçıları tarafından 18 Eylül 1937 tarihinde Üsküdar’daki Hacı Selim Ağa Kütüphânesi’ne bağışlanmıştır. Bunun nedenini  İhsan Mahvî’nin Hacı Selim Ağa Kütüphânesi’nin müdürü Ahmed Remzi ile yakın dostluğu olarak düşünenler varsa da, Ahmed Remzi Akyürek bağıştan önce Eski Eserler Kütüphânesi’nde müşâvir olarak çalışmak için Hacı Selim Ağa Kütüphânesi’nden 1 Şubat 1937 günü istifâ ederek Ankara’ya gitmiştir. 20 Ekim 1955 günü Süleymaniye Kütüphânesi’ne nakledilen 309’u basma 8’i  yazma olmak üzere toplamda 317 adet olan bu kitaplar üzerindeki “Öğretmen / Merhûm / İhsan Mahvî Balkır’ın / Vakfıdır / 22 – 30 Aralık 1936” mührüne nazaran, İhsan Mahvî’nin ölümünü beklediği ve öldüğü gün dahi vakfettiği kitaplarını mühürlediği anlaşılmaktadır.

İhsan Mahvî’nin Eserleri 

Balkır soyismini alan İhsan Mahvî’nin asıl önemli eserlerinin bir kısmının cephelerde kaybolduğu ve bir kısmının da Fatih Yangını’nda kütüphânesiyle birlikte yandığı anlaşılmaktadır. Günümüze daha çok onun Mahfil dergisindeki şiirleri ve yazıları kalmıştır.

Mahfil, Zilkade 1338 ile Ramazan 1344 ( Temmuz 1920 ile Mart 1926 ) târihleri arasında 68 sayı yayımlanan bir dergidir. Tâhirü’l-Mevlevî, Ferid Bey ve Karahisarlı Ahmed Efendi tarafından kurulmuştur. Yazar kadrosu arasında Ferid ( Kam ), Aksekili Ahmed Hamdi, Suûd’ul- Mevlevî, İskilipli Mehmed Âtıf, Mehmed İzzet, Tokadîzâde Şekib,  Abdülbâki ( Baykara ), Muhiddin Râif,  Hüseyin Vassâf, Mîralây Abdurrahman, Bergamalı Cevdet, Reşid Mazhar, Ahmed Remzi, Ödemişli Muammer, İhsan Mahvî ve Mazhar Osman yer almıştır. Dağıtım yeri olarak  Bâb-ı Âlî Caddesi’nde İttihad-ı Ticâret Kütüphânesi’nin adresi verilmektedir. Mecmûanın ilk cildi olan ilk 12 sayıda “Dînî, ilmî, edebî, içtimaî ve şimdilik şehrî mecmûa-yı İslâmiyyedir” başlığı yer alır. 13’üncü ve 31’inci sayılar da dâhil 19 sayı boyunca “ilmî, edebî, içtimaî ve şimdilik şehrî mecmûadır” şeklinde yazılır. 32’nci ile 36’ncı sayılar arasındaki 5 sayıda “dînî, ilmî, edebî, içtimaî ve şimdilik şehrî mecmûadır” şeklinde yer alan başlık  37’nci ve 38’inci sayılarda “İslâmî” ibâresi eklenerek kullanılır. Birlikte ve aynı târihte yayımlanan 32’inci 33’üncü sayılarla 61’inci sayı da dâhil olmak üzere toplam 29 sayı boyunca “dînî” ifâdesi başlığa  yeniden eklenir. 62’nci sayıdan 68’inci sayıya kadarki 7 sayı boyunca “dînî”  ifâdesi çıkarılmış ve kullanılmamıştır. Mahfil, az sayıdaki fasıla dışında 67’nci sayısına kadar düzenli yayımlanmıştır. Sadece Tâhirü’l-Mevlevî’nin ve İhsan Mahvî’nin Ankara İstiklâl Mahkemesi’nce yargılandıkları dönemde yayımlanmamıştır. Berâetlerinin ardından 68’inci sayı ile birlikte derginin yayım hayatı son bulmuştur. 68’inci ve son sayıda  Arapça bir kelime olan “şehrî”  kelimesi yerine Türkçe bir kelime olan “aylık” kelimesinin  kullanıldığı görülür. Mahfil, Matbaa-i Osmaniyye ve Evkaf-ı İslâmiyye Matbaası’nda basılmıştır.

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz