Ana sayfa DOSYA UNUTULMUŞ YAZARLAR – 25

UNUTULMUŞ YAZARLAR – 25

378
1
PAYLAŞ

Niyazi Akıncıoğlu
“Ekmek Parası Bu, Avukatlık Ediyoruz İşte”

Kırklareli Ağır Cezâ Mahkemesi’nde derdest bir muhâkeme nedeniyle 1994 ile 1999 arasında her ay İstanbul’dan Kırklareli’ye giderdim. Celsenin saatini beklerken, fiilen en az 30 yıldır cezâ avukatlığı yapan meslekdâşlarıma hep M. Niyazi Akıncıoğlu’nu sorduğumu anımsıyorum. Maalesef onu tanıyan bir meslekdâşıma hiç tesâdüf etmedim. Oysa, M. Niyazi Akıncıoğlu, 1950 yılından 1954 yılına kadar 71 sicil numarasıyla Edirne Barosu’na, 1954 yılından vefât ettiği 1979 yılına kadar da 20 sicil numarasıyla Kırklareli Barosu’na kayden cezâ avukatlığı yapmıştı.

Niyazi Akıncıoğlu, 1939 ile 1948 arasında, Yürüyüş, Ses, Uyanış, İnsan, Sokak, Yeni İnsanlık ve Meydân gibi “Toplumcu Gerçekçi” dergilerde yayımlanan şiirleriyle tanınmış, 1948 yılından sonraysa hiçbir dergiye şiir göndermemiş bir şâirdi. Onun ismini 1974 ile 1986 arasında Rıfat Ilgaz’dan okuduklarımdan ve Arif Damar’dan dinlediklerimden biliyordum.

Arif Ağabey, oyıllarda, Niyazi Akıncıoğlu’nun şiirlerinin kitaplaşabilmesi için çok uğraşıyordu.

Kadîm ahbâbımdan Orhan Alkaya, 11 Temmuz 2020 günü, Arif Damar’ın bu vefâkârlığı husûsunda bana şunu anlattı:
” Arif Damar ile tanışmam, Niyazi Akıncıoğlu’nun şiirleri nedeniyle oldu. O zamanlar Adam Yayınları’nda çalışıyordum. Bir gün kapıdan içeriye Arif Damar girdi. Kendisini hemen tanıdım, buyur ettim. Meğer o da beni arıyormuş. Bana M. Niyazi Akıncıoğlu için geldiğini söyledi. Arif Damar 1940 Kuşağı’nın bu unutulmaz şâiri husûsunda çok hassâstı. Birkaç gün sonra da Arif Damar’ı Moda’daki evinde ziyârete gittim. Bana, kendisi tarafından daktiloya çekilmiş, M. Niyazi Akıncıoğlu’nun şiirlerinden verdi.”

Niyazi Akıncıoğlu ismi, kimilerine göre, bugün “unutulmuş” sayılmayabilir ama, 1974 ile 1986 arasında onun şiirlerini çok az kimse biliyordu. Ayrıca, 1986 yılından sonra bile M. Niyazi Akıncıoğlu’nun hayatı ve şiirleri husûsunda bazı hatalı bilgilendirmelerin ve değerlendirmelerin yapılmaya devâm ettiği de âşikârdır.

Ailesi ve Tahsîli

Niyazi Akıncıoğlu, şiirlerini imzâlarken, isminin başına M harfini koyuyordu. Hüseyin Karakan’a 1957 yılında yazdığı mektûbunda şöyle der:
” İsmim Niyazi. İsmimin başındaki M ise, babamın isminin baş harfidir. Ben babamın ismini kendi ismimden önce kullanırım.”

Bütün resmî kuyûdda R. 1335 doğumlu görünüyor, ama aslında R. 1334 doğumludur. R. 1334, M. 1918 yılına tekabül ediyor. Kırklareli’nin Pınarhisar kazâsının Kurudere köyünde dünyaya gelmiştir. Pederi Muharrem Sezai Bey ve vâlidesi Zühre Hanım Balkan muhâcirîndendirler. Muharrem Sezai Bey’i 1970 yılında, vâlidesi Zühre Hanım’ı ise 1986 yılında kaybettik. Niyazi’nin Şerafettin ve Yıldız isimlerinde iki kardeşi daha vardır. 1983 yılında vefât eden birâderi Şerafettin Bey de şâirdi.

Muharrem Sezai Bey, dârülmuallimîn mezûnu olup, uzun yıllar Kurudere ve Kara Halil köylerinde öğretmenlik yapmıştır. Niyazi, üç sınıflı Kara Halil İlkokulu’ndan sonra Pınarhisar Bölge Yatılı Okulu’na devâm eder. Bazı kaynaklara göre, beşinci sınıftayken bölge yatılı okullarının kapatılması üzerine, kaydı Kırklareli’ndeki Koca Hıdır İlkokulu’na alınır ve 1932 yılında oradan mezûn olur. İlkokulun son sınıfındayken, Şaban Ağa Hanı’nın bir odasında tek başına kalır. Ardından lise tahsîli için Edirne’ye giderse de, 1936 yılında lisenin ilk sınıfındayken, bugün hâlâ tam olarak açıklığa kavuşturulamamış bir nedenden dolayı, okuldan alınması istenir. Bir rivâyete göre şarap içerken okul müdürüne yakalanmıştır, diğer bir rivâyete göre de okul müdürünün çekmecesine canlı karga koymuştur.

Şerif Bozkurt, şunu söyler:
” Niyazi Akıncıoğlu ile biz berâber okuduk lisede. Akıncıoğlu’na 1919 doğumlu derler. Ama,  Niyazi Akıncıoğlu, makara ipliği gibi uzunca, ince bir çocuktu. Benden bir iki yaş daha büyük olmalıdır. Geç kaydolmuş olabilir. Evet ya geç kayıt oldu, ya da  köyden geliyordu. Babası köy öğretmeniydi. Bir han vardı. Ona oradan oda tutulmuştu,” ( Folklor / Edebiyat Dergisi, C. V, S. 18, 1999 ).

Kaynaklarda Niyazi Akıncıoğlu’nun Edirne Lisesi’nde okuduğu yazılıdır ama, Şerif Baykurt Edirne Erkek Muallim Mektebi’nde okumuştur. Şerif Baykurt “lisede berâber okuduk” dediğine göre, Niyazi de Edirne Erkek Muallim Mektebi’ne gitmiş olmalıdır. Karışıklık ise, muhtemelen, Edirne Erkek Muallim Mektebi binâsının bir ara Edirne Lisesi’ne devredilmesinden kaynaklanıyor.   

Onun Bursa Erkek Lisesi’ne kaydını yaptıran ise amcası Yunus Bey’dir. Amcası araya nüfûzlu  adamlar koyarak, yeğenini 19 Aralık 1936 günü Bursa Erkek Lisesi’nin 4-B sınıfına 532 numarayla kaydettirmeyi başarır.  Bursa Erkek Lisesi bir edebiyat mahfilidir. Nihal Atsız, Nihat Sami Banarlı, Orhan Şaik Gökyay ve Namdar Rahmi Karatay okulda hocadırlar; Suphi Taşhan, Emin Ülgener, Hilmi Büyükşekerci, Celâl Vardar, Ali Balık ve Hüseyin Bekâr ise öğrencidirler. Hilmi Büyükşekerci liseden arkadaşı M. Niyazi Akıncıoğlu’nu şöyle anlatacaktır:
” Lise birdeydim. Bir yıl sonra da Suphi Taşhan geldi bizim liseye. Niyazi Akıncıoğlu bizden bir üst sınıftaydı. Aslında o da Edirne’den şâir olarak gelmişti Bursa’ya. Bir serhat genciydi. Urumeli’nde çok söylenen yiğitlemelerin, kaleli, Tunalı türkülerin dolusuydu,” ( Adam Sanat, S. 37, s. 48, Aralık 1988 ).

Niyazi Akıncıoğlu Bursa Erkek Lisesi’nde iken Turancı’dır; Bursa’da yayımlanan Haykırışlar ( Ankara Kitapevi, 1938 ) isimli şiir kitabı da bu döneminin eseridir. Bursa Erkek Lisesi’nden 1938 yılında mezûn olur. Kara Halil köyüne döner, 29 Eylül 1938 günü Türkçe, Tarih ve Coğrafya yardımcı öğretmenliği için Kültür Direktörlüğü’ne mürâcaât eder. Kültür Direktörlüğü 4 Teşrîn-i Sânî 1938 günlü cevabî yazısında, yardımcı öğretmen nâmzedleri arasına alındığını bildirir. Ama, 1939 – 1940 döneminde İstanbul Hukuk Fakültesi’ne girer.    

İstanbul Yılları

Niyazi Akıncıoğlu, İstanbul Hukuk Fakültesi’nden 1943 – 1944 döneminde mezûn olur. Sonradan, “üniversite hayatı, bana ârzûladığım fikir ve sanat muhîtâtını açtı” diyecektir. Onu artık her gün Rusçuk Köftecisi’nde, Küllük’te, Marmara Kırâathânesi’nde, Nisuz’da veya Lambo’nun Meyhânesi’nde görmek mümkündür. Turancı düşüncelerini bırakmış, “Toplumcu Gerçekçi” bir şâir olmuştur.

Rıfat Ilgaz, arkadaşı Niyazi Akıncıoğlu’nu şöyle anlatır:
” Niyazi’yle, sanatoryumda dost olduğum Bursa Lisesi’nden Hüseyin Bekâr aracılığıyla tanışmış, Niyazi’yle birlikte o liseden yetişmiş tüm üniversitelilerle içli dışlı olmuştum. Emin Ülgener, Celâl Vardar, Hilmi Büyükşekerci ve Suphi Taşhan da onlardandı,” ( Yokuş Yukarı, s. 10, 1996 ).

Rıfat Ilgaz, bir önceki sayfadaysa şunu belirtir:
” Niyazi Akıncıoğlu, bir arada, barış içinde yaşamaya en yatkın arkadaşlarımın başında gelirdi. Eli açık mı açıktı. Faruk Toprak’ın insanı deli eden hesâplılığına karşın, Niyazi kuşağımızın en savurgan kişilerindendi. Öğretmen olan babasından para geldi mi, sanatçı dostlarını hemen toplar, gelen paranın tümünü bir gecede harcardı,” ( Yokuş Yukarı, s. 9, 1996 ).

Niyazi Akıncıoğlu, arkadaşlarına rağmen, bir Temmuz gecesinde geldiği İstanbul’u bir türlü sevemez, “İstanbul” şiirinde “Anladım, / ben bu şehrin insanı değilim; / ekmeği dilim dilim / ve suyu miskal miskal, / aslan ağzında” diye yazacaktır. Kalbi taşradadır. 1943 yılında, pederinin müdürlük yaptığı Kara Halil İlkokulu’nda  öğretmen olan Şaziye Hanım ile evlenir. Bu evlilikten 1944 yılında Tevfik Altan, 1946 yılında Zeynep ve 1949 yılında da Eflatun Cüneyt dünyaya geleceklerdir. Şaziye Hanım’ı 2011 yılında kaybettik.

” 1943 – 1944 ders yılı sonunda Hukuk Fakültesi’nden mezûn olduktan sonra, Kara Halil köyüne döndüm. Babam o köyde otuz yıldan beri öğretmendi. Orada büyümüştüm. Anam ve kardeşlerim de oradaydılar. 1946 yılına kadar köyde babamın yanında kaldım. Askere gitmedim. Bu arada evlendim. 1945 yılında askere gittim. Ancak tebdîl-i hevâ alarak yine köye döndüm.”

Ankara’da Askerî Hâkim

Niyazi Akıncıoğlu 1948 yılında askerliğini Ankara’da, Hava Savunma Kumandanlığı’na bağlı 12’nci Şube’de askerî hâkim olarak yapar. Mesâî saatlerinin dışında Celâl Vardar ile Kürdün Meyhânesi’nde ya da Palabıyığın Meyhânesi’ndedirler. Mehmed Kemal, Pulsuz Tavla ( Koza Yayınları, 1976 ) isimli eserinde, şöyle yazar:
” Niyazi asker olmuş, gurbete düşmüştü. İçerdi, parasının hesâbını bilmezdi. İçince, her şâir gibi kendini kapıp koyuverebilirdi. Yalnızdı, korunmak isterdi. Yolsuz kalabilirdi. Bütün bunları düşünen Celâl, kimseye çaktırmadan, Niyazi’yi bir başına komaz, yanından ayrılmazdı.”

Niyazi’nin yedek subay maaşı ve Celâl’in parası tükenince, Kürdün Meyhânesi’nde görülmezlerdi, arayan onları Palabıyığın Meyhânesi’nde bulurdu. Meyhânenin sâhibi Aslan Baba, Celâl gibi Arnavut asıllıydı. Meyhâne de ismini Aslan Baba’nın heybetli bıyıklarından almıştır. Bazı kaynaklarda Büyük Palabıyık veya Rakılı Palabıyık olarak da isimlendirilen bu meyhâneyi, karşı sıradaki Küçük Palabıyık veya Şaraplı Palabıyık ile karıştırmamak gerekiyor. Mehmed Kemal’e göre, Niyazi’nin ve Celâl’in, meteliksiz olsalar bile Palabıyığın Meyhânesi’nde kredileri vardır.  O yıl Meydân dergisinin 15 Mayıs 1948 günlü sayısında “Kuş Kanadından” isimli bir şiiri yayımlanır.

Niyazi Akıncıoğlu’nun Ankara günlerinin niçin Mehmed Kemal’in Pulsuz Tavla‘sından başka bir yerde anlatılmadığını merâk edenler vardır. Ben de merâk ediyordum. Sanırım 1984 sonu veya 1985 başıydı, askerlik yaptığım Isparta’dan yeni gelmiş ve bir kadeh domuz sıkısı Kulüp içmek için Bostancı’daki Hatay Restoran’a girmiştim. Babamı  Mehmed Kemal ile demlenirken gördüm, Mehmed Kemal ise beni aşağıya inerken yakaladı ve masalarına davet etti. Kıramazdım, oturdum. O ân nedense aklıma M. Niyazi Akıncıoğlu gelmişti. Mehmed Kemal’e M. Niyazi Akıncıoğlu’nun Ankara günlerinin anılarda niçin pek geçmediğini bilhâssa sordum. Epey bir müddet sustuğunu anımsıyorum. Sonra, meâlen şunu söylemişti:
” Niyazi, Turancılık’tan gelip, İstanbul’da Toplumcu Gerçekçi olmuştu. Ankara’ya geldiğindeyse, artık Demokrat Partili’ydi. Suphi Taşhan başta olmak üzere, Kürdün Meyhânesi’ndeki herkes Demokrat Parti’nin muhâlifiydi ve Demokrat Partililer’den de pek hoşlanmazlardı. Kürdün Meyhânesi’nin havasından olsa gerek, ben bile çok sevdiğim Niyazi’ye biraz mesâfeli davranıyordum. Senin anlayacağın, bir nev’î yok sayarak cezâlandırma yöntemi…”

Mehmed Kemal, Kürdün Meyhânesi’nde arkadaşına biraz mesâfeli davranmış olabilir ama, Niyazi avukatlıktan iyi para kazandığı yıllarda İstanbul’a veya Ankara’ya gittiğinde, ilk aradığı ahbâbı Mehmed Kemal ile Rıfat Ilgaz olur.

Kayıp Yıllar

Niyazi Akıncıoğlu’nun 1946 yılında Demokrat Parti’ye a’zâ olduğu doğrudur, kendisini de hep “1946 Demokratı” olarak tanımlayacaktır. 27 Mayıs’tan sonraysa, eski Demokrat Partililer’in kurduğu Yeni Türkiye Partisi’nin Kırklareli İl Başkanlığını yapacaktır.

Her zaman alkole mübtelâ biri olmasına rağmen, M. Niyazi Akıncıoğlu’nun hayatındaki asıl savrulmanın 26 Mart 1953 günü başladığını söylemek, hatalı olmayacaktır. O gün Niyazi’nin aile meskeni ve bürosu polis tarafından basılır. Savcı Hüseyin Tarhan’ın huzûruna çıkarılır. Hüseyin Tarhan, ona aralarında Feyzullah Aktan’ın, Numan Bayazıt’ın, Hamdi İlker’in, Hasan Özkan’ın ve Zeynel İlhan’ın da bulunduğu esâmîyi okuyup, isimleri geçen eşhâsı tanıyıp tanımadığını sorar. Niyazi de meskeninde ve bürosunda niçin arama yapıldığını merâk etmektedir. Hüseyin Tarhan ona isimleri zikredilen eşhâs ile birlikte  yabancı bir devlet hesâbına çalıştıklarına ve o devletten para aldıklarına dâir kuvvetli kanıtlar bulunduğunu söyler. Hayret içindedir. Hüseyin Tarhan, “kuvvetli kanıtlar bulunduğunu” ifâde etmesine rağmen, o gün kendisi hakkında tevkif işlemi yapılmaz. Serbest kaldıktan dokuz gün sonraysa, 4 Nisan 1953 günü, Zafer Kırâathânesi’nde arkadaşlarıyla prafa oynarken, polis memûru Emin Aday içeriye girip, kendisini Sulh Cezâ Hâkimliği’ne götüreceğini söyler. Masadan kalkıp, giderler. Öğleden sonra saat 13.30 sularında tevkif edilir.  Memlekette kurulu iktisadî ve sosyal düzeni komünizm yoluyla devirmek amacıyla gizli bir cemiyet kurmak suçu ile ithâm edilmektedir. Hüseyin Tarhan’ın elindeki listede esâmîsi yazılanlar içeridedirler ama, muhâkemeleri hayli şenlikli olur. Kırklareli Ağır Cezâ Mahkemesi’nin 1953 / 102 E. sayısına kayden açılan davâ, esâs itibâriyle  Nazif Karaçam’ın ve Ali Abbas Bartan’ın tanıklıklarına dayanmaktadır. Nazif Karaçam, mahkemede, polisin Kırklareli’ndeki sol temâyüllü eşhâş için kendisini görevlendirdiği, bu görev nedeniyle onların arasına girerek ma’lûmât-ı zarûriyye topladığını; Ali Abbas Bartan da, istihbârat ajanı olduğunu ve Emniyet Müdürü Adnan Çakmak’ın şehirdeki sol temâyüllü eşhâsın “analarını bellemek için” kendisini görevlendirdiğini beyân ve ikrar edeceklerdir. Olayın bütünüyle komplo olduğu sarâhat kazanmıştır. Sol temâyüllü eşhâsa karşı komplo, Adnan Çakmak, Kemal Cantimur, Hüseyin Tarhan ve İsfendiyar Baruönü tarafından tasarlanmıştır. O yıllarda Kırklareli Emniyet Müdürü olan Adnan Çakmak, Mareşal Fevzi Çakmak’ın yeğenidir.

Mahkeme, M. Niyazi Akıncıoğlu ve arkadaşları haklarında 11 Aralık 1954 günü berâat kararı verince tahliye edilirler. Demokrat Partili Akıncıoğlu, 4 Nisan 1953 ile 11 Aralık 1954 arasında haybeden içeride yatmıştır.

Bu komplonun asıl maksadının Köy Enstitüleri’nin kapatılmasına bahâne arayışı olduğu sonradan anlaşılacaktır. Adnan Menderes bu nedenle Tevfik İleri’ye talîmât vermiştir. O yıllarda  kaymakamlık yapan Orhan Hançerlioğlu vaktiyle Köy Enstitüleri için övgüler düzmüş olan Tevfik İleri’nin sıkıntısına hemen bir çâre bulur:
” Ben şimdi bahâne yaratmak maksadıyla uydurma bir Köy Kalkınma Derneği kurarım, inan bana, Köy Enstitüsü mezûnîni bu oltaya balık gibi takılırlar. Fevzi Çakmak’ın yeğeni Adnan Çakmak da Kırklareli Emniyeti’nin başında. Ona derneğin bir şubesini Kırklareli’nde açtırmasını söylerim, aralarına birkaç ajan katarız, iş olgunlaşınca, ortaya mahkûm olmuş komünist enstitülüler çıkar. Bahâne mi arıyorsunuz, işte size bahâne!”

Kaymakam Orhan Hançerlioğlu, bir isim benzerliği değil, bildiğiniz yazar Orhan Hançerlioğlu’dur.

Numan Bayazıt ve Nazif Karaçam bir mektûb yazarlar. Mektûbun muhâtabı “R. B. E.” ama, bunun açılımını sanıklardan bilen yok. Meğer bu “R. B. E.”,  Rus Büyük Elçiliği manâsına geliyormuş. Şâyet, kendilerine para yardımı yapılırsa, komünizme hizmet edeceklermiş. Cühelâ Rusya diye bir ülke olmadığını bilmiyor, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği var. Lüleburgaz’dan Bizim Sesimiz dergisini çıkaran Feyzullah Aktan, Kırklareli’nden şâir Niyazi Akıncıoğlu ile kardeşi, resim öğretmeni ve hikâye yazarı Zeynel İlhan ile kardeşi Hamdi İlker ve de  Hasan Özkan gibi esâmînin yer aldığı bir liste hazırlanıp davâ açılır. Sanıkların ekseri Köy Enstilüler’dendir. Muhtemelen şüphe yaratmaması için aralarına M. Niyazi Akıncıoğlu gibi sol temâyüllü birkaç isim daha katılmıştır. Akıncıoğlu’nun 26 Mart 1953 günü serbest bırakılması bu olasılığı hayli kuvvetlendirmektedir. Kırklareli’ndeki komplodan sonuç alamazlar ama, Demokrat Partililer’in Köy Enstitüleri’ni  kapattırmak ârzûsu nihâyetinde gerçekleşir. Adnan Çakmak başarılarından dolayı Bursa Emniyet Müdürü olarak atanır, Kepirtepe Köy Enstitüsü mezûnu olmasına rağmen polise çalışan Nazif Karaçam ise, Cumhuriyet gazetesinin muhâbiri olur. Nazif Karaçam 19 Ağustos 2018 günü vefât etmiştir. Adnan Çakmak’ın ismiyse önce 1959 yılındaki “Uşak Hâdisesi”, ardından da 1971 yılındaki “Bomba Davâsı” yüzünden çok sık duyulacaktır.

Kırklareli Ağır Cezâ Mahkemesi’nin 1953 / 102 E. sayısına kayden açılan davâda birlikte yargılandığı Hasan Özkan şöyle diyecektir:
” … Niyazi Akıncıoğlu’nu bu davâ yedi işte. Vurdu ondan sonra içkiye!”

Mehmed Kemal de şöyle yazar:
” … Evet, Niyazi Akıncıoğlu bütün yaşamı boyunca içti. İnâdına içti. Hapislikten ona kalan anı ‘komünist avukat’ ya da ‘sarhoş avukat’ isimleriydi,” ( Cumhuriyet gazetesi, s. 8, 24 Şubat 1985 ).

Arif Damar ise şunu belirtir:
” … rakıya sabahtan başlıyor, hiçbir şey yemeden içiyordu,” ( Milliyet Sanat Dergisi, S. 311, s. 14, 19 Şubat 1979 ).

Niyazi Akıncıoğlu’nun tahliyesinden sonra daha fazla içtiği muhakkaktır; ama onun alkolle asıl dansının “1946 Demokratı” olduktan sonra başladığı kanısındayım. Demokrat Parti’ye a’zâ kaydedilince, birkaçının dışında, eski ahbâbı tarafından dışlanır. Yok sayılarak cezâlandırılması, şiirini de etkiler, kırgınlıktan dolayı artık eskisi gibi yazamaz. 1975 yılından itibârense sağlık sorunları ortaya çıkar, alkol mübtelâlığı yüzünden paranoid bozukluklar ortaya çıkar. 1979 yılında alkol mübtelâlığından kurtulmak için Ankara’ya gider ve bir psikiyatri kliniğine yatar. Orada tedâvîsi devâm ederken kalbiyle ilgili sorunlar yaşamaya başlar. Büyük oğlu Tevfik Altan o sıralar Sosyal Sigortalar Kurumu Dışkapı Hastahânesi’nde doktordur. Babasını hastahânesine yatırırsa da, 1 Şubat 1979 günü vefât eder. Cenâzesi Kırklareli’ne getirilir ve 3 Şubat 1979 günü Kırklareli Şehir Mezarlığı’na defnedilir. Haberdâr olunmasına rağmen cenâze namâzına 1940 Kuşağı’ndan hiçbir arkadaşı katılmaz. Unutulmak diyemesek bile, yok sayılarak cezâlandırmanın kanûn-i tabîatı bu olsa gerek. Bir ağacın gölgesindeki mezar taşında “Şâir ve Avukat Niyazi Akıncıoğlu Rûhuna Fâtiha” yazıyor.

Umut şiirleri

Arif Damar’ın bütün çabasına rağmen Niyazi Akıncıoğlu’nun şiirleri ancak Umut Şiirleri ismiyle 1986 yılının Kasım ayında Hacan Yayınları tarafından kitaplaştırılacaktır. Hacan Yayınları’nın sâhibi Ömer Can’ın ve Hüseyin Atabaş’ın kıymetdâr yaklaşımlarını takdîr ediyorum. Umut Şiirleri‘nin 2’nci baskısını ise, yeni bir kapak tasarımıyla 1996 yılının Kasım ayında Saypa Yayınevi yapacaktır. 192 sayfalık kitapta M. Niyazi Akıncıoğlu’nun 95 şiiri derlenmiştir. Ömer Can’ın önsözünden, Umut Şiirleri isminin keyfî bir tercih olmadığını öğreniyoruz. Hüseyin Atabaş ile birlikte M. Niyazi Akıncıoğlu’nun arşivinde yaptıkları çalışmada, şâirin kitaplaştırmak istediği şiirlerine “Kuş Kanadından” veya “Umut Şiirleri” ismini vermeyi düşündüğünü öğreniyoruz.

Niyazi Akıncıoğlu’nun şiirleri, maddî imkânsızlıklar nedeniyle olsa gerek, en ucuz kâğıda “taşra işi”  baskılarla gerçekleşebilmiştir. Günümüzün büyük yayınevlerinden Umut Şiirleri‘nin 3’üncü baskısını ârzûluyorsam da, Metin Celal’in yazdığı aklıma geliyor:
” …  artık yayıncılık sinema, televizyon dizileri ve müzikle birlikte kültür endüstrisinin bir parçası. Bu üç ana sektörün görevi okura ve sanatsevere kolay tüketilebilen ürünler sunmak. Sürekli tükettirerek yeni ürünler aldırmak. Nitelik değil nicelik önemli. Eserinizin kalitesi değil kaç adet sattığı önemli. Yayıncılık sektörü de bu yapıya uygun olarak üretim yapıyor.”  

1 YORUM

  1. merhaba
    akıncıoğlu’nu detaylı olarak yazdığınız andığınız için teşekkürler. üç kısa not:
    1-dr. ali polat “yazılmadık bir şarkı m niyazi akıncıoğlu” adlı bir kitap yazdı. kitabın ana konularından birinin akıncıoğlu’nun “demokratlığı”
    2-bilkent’te akıncıoğlu konulu bir yüksek lisans tezi yapıldı: TÜRKÇE ŞİİRDE LİRİK VE İDEOLOJİ OKUMALARI. VE. MARKSİST BİR ARA KONUM: NİYAZİ AKINCIOĞLU. GÜNEŞ SEZEN.
    3-akıncıoğlu, yaklaşık 10 yıl önce kırklareli’nde eğitim sen organizasyonuyla ilk kez anıldı. 5-6 yıl önce edirne tabip odasında da bir akıncıoğlu toplantısı yapıldı. edirne’deki toplantıda Güneş Sezen de konuştu… birkaç sene önce kırklareli’nde birçok yerel oluşumun organizasyonuyla 3. bir anma yapıldı

    google’a göre 2009 yılında ankara’da da bir anma gerçekleşmiş: Milli Kütüphane’de, Vehbi Koç ve Ankara Araştırmaları Merkezi (VEKAM) ve Milli Kütüphane’nin ortaklaşa düzenlediği “Şiir Günleri” kapsamında, “Doğumunun 90. Ölümünün 30. Yıldönümünde 40 Kuşağının Bir Şairi: Niyazi Akıncıoğlu” adlı etkinlik, bugün saat 16.00’da. Etkinlikte yazar Mustafa Şerif Onaran Akıncıoğlu’nun şiirleri üzerine bir söyleşi gerçekleştirecek, tiyatro oyuncusu Rüştü Asyalı da Akıncıoğlu’nun şiirlerini yorumlayacak. https://www.cumhuriyetarsivi.com/katalog/4234/sayfa/2009/2/27/15.xhtml

    tekrar teşekkürler selamlar
    mevlüt yaprak – edirne

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz