Ana sayfa KÜLTÜR UNUTULMUŞ YAZARLAR-3

UNUTULMUŞ YAZARLAR-3

89
0
PAYLAŞ

Burhan Cahit Morkaya
Bir Millî Romancının Asker Kaçağı Olarak Portresi

Vâ-Nû’nun karısı Meziyet Hanım 21 Ekim 1939 gecesi Ortaköy Şifa Yurdu’nda çok genç yaşında vefat etmişti ( Cumhuriyet gazetesi, s. 3, 22 Ekim 1939 ). Teselliyi Müzehher Hanım’ın arkadaşlığında arar. Vâ-Nû, bir gece Tepebaşı’ndaki Çardaş Lokantası’da Müzehher’e evlenme teklifinde bulunur ( Müzehher Vâ-Nû, Bir Dönemin Tanıklığı, s. 13, 1997 ). Müzehher de kabul eder. O sıralar bütün ülke “Refah Şilebi Hâdisesi” ile meşgûldur. Mersin’den 23 Haziran 1941 günü saat 17.30’da hareket eden şilepte, saat 22.30 sularında, Kıbrıs’ın tahminen 10 mil kadar açıklarında,  korkunç bir patlama olmuş ve 168 kişi hayatını kaybetmiştir. Vâ-Nû bu olay üzerine yazdıklarıyla, Müzehher’e göre “iktidarı kızdırır” ve ceza olarak Konya’ya askere gönderilir. Konya’da 1942 yılının başında evlenirler. Nikâh şahitleri Mevlâna’nın torunlarından Muhammed Bâkır Çelebi ile Şevket Yazman’dırlar. Vâ-Nû, Muhammed Bâkır Çelebi’nin, Şevket Yazman’ın, emniyetten İhsan Sabri Bey’in, Rakım Çumralı’nın ve Dr. Naci Ceylan’ın sayesinde “rahat bir askerlik” yapar. Onun 1.5 ay fazla askerlik yaptığı anlaşılınca derhal terhis edilir.

Terhisinden sonra Müzehher ile Beyoğlu’nda bir pansiyona yerleşirler. Bir ev ararlar. İkisi de Kalamış’ı pek sevdiklerinden Vâ-Nû yazılarıyla uğraşırken Müzehher de bu sayfiye semtinde kiralık bir ev aramaya başlar.

” O devirde Kalamış’ta Todori’nin sırasında ve hemen karşı köşesinde bir tek kasap, bir manav ve bir tek bakkal vardı. Kararmış, ahşap dükkânlar, o kadar,”  (Müzehher Vâ-Nû, Bir Dönemin Tanıklığı, s. 28, 1997).

Bakkal Hakkı Bey’e sorar; o da Müzehher’e “Fuat Paşa Arsaları” olarak bilinen yerin hemen karşısına yeni inşâ edilmiş bir apartmanı gösterir. Deniz manzaralı dairenin kirası 85 liradır, ayda ellerine geçen paraysa ancak 300 liradır  (Müzehher Vâ-Nû, Bir Dönemin Tanıklığı, s. 28, 1997). Karartma ve vesika yıllarıdır. Ne yapacaklarını bilemezler. Ama,  Ali Naci Karacan o daireye geçmelerinde ısrarcı olunca, tutarlar. Tefrişini Beyoğlu’ndaki Ada Mağaza’sından yaptıkları bu evde tam 7 yıl orada otururlar. Dostlarınıysa genellikle Todori’de ağırlarlar.

“Bizim dar bütçemizi bile sıkıştırmayacak kadar ucuz bir yerdi. Dostlarımızı birer ikişer oraya rahatça davet davet edebiliyorduk,” ( Müzehher Vâ-Nû, Bir Dönemin Tanıklığı, s. 34, 1997).

Todori’nin meyhanesi aslında  “Kalamış Aile Çay Bahçesi” olarak geçiyor. Sahibi Todori Çarkas’tı. Todori’nin Istavro isminde bir oğlu ve Sotiriya isminde bir kızı vardı. Sotiriya, Kleanti Yosifidis ile evliydi. Todori’nin meyhânesi daha çok Selahattin Pınar’ın 6 Şubat 1960 günü vefat ettiği yer olarak bilinir. Aslında polis kayıtlarına daha önce birkaç defa geçmiş ve 1948 yılında meyhânede bir cinayet bile işlenmişti. Feneryolu’nun ünlü eczacısı Şevket Korol’un oğullarından Fadıl, arkadaşlarıyla birlikte Kadıköyü’nün şöförlerinden Mehmet Ali Tektaş’ı döverler. Ama, aradan birkaç gün gün geçer, Fadıl ve arkdaşları Todori’de içerlerken, Mehmet Ali Tektaş içeriye girer ve Fadıl’ı sol göğsünün altından vurarak öldürür ( Müfid Ekdal, Bizans Metrolünde İlk Türk Köyü Kadıköy, s. 20, 1996 ). Bu olay gazetelerde “Kalamış Cinayeti” olarak geçer ( Cumhuriyet gazetesi, 14 Kasım 1948 ve 25 Kasım 1948 ). Mehmet Ali Tektaş cinayetten ve hakaretten ceza alır. Mehmet Ali Tektaş’ın ismine basında 14 Temmuz 1950 günü yeniden tesadüf edilir. Milliyet gazetesinin 14 Temmuz 1950 günlü günlü nüshasının 2’nci sayfasında “Hapishânede Arbede” başlığıyla şu haber yer alır:

” Üsküdar’daki Paşakapısı Ceza ve Tevkifevi’nde kanlı bir hâdise olmuş ve savcılık tahlikata başlamıştır.

Katil suçundan mahkûm Mehmet Ali Tektaş ve arkadaşlarıyla yine katilden mahkûm Hayri ve arkadaşları henüz anlaşılamayan bir sebepten dolayı kavgaya tutuşmuşlardır. 15’e yakın mahkûm bıçaklarını çekerek birbirine girmiş ve bu arada Mehmet Ali Tektaş 9 yerinden vurularak yere serilmiştir. Hâdiseyi müteakip hastahâneye kaldırılan Mehmet’in durumu ümitsizdir.”

Milliyet gazetesi Todori Çarkas’ı 8 Şubat 1968 tarihli nüshasının 6’ncı sayfasında Selahattin Pınar’ın vefatının yıldönümünde bile “o meş’um gece” için konuşturmuştur. Oysa, Todori Çarkas  1954 yılında vefat etmiştir ( Cumhuriyet gazetesi,  s. 4, 25 Haziran 1954 ). Konuşan aslında oğlu Istavro olmalıdır.

Vâ-Nû’nun ve Müzehher’in  Todori’de Yahya Kemal ile Burhan Cahit Morkaya ve karısı Sâmiye Cahit Morkaya’yı sık sık ağırladıkları anlaşılıyor. Konya’dan 3 bavulla ve bir de tekir kedi yavrusuyla gelen Vâ-Nû ailesinin  Burhan Cahit Morkaya ile dostlukları beni hep şaşırtmıştır. Vâ- Nû’lar kedileri severlerken, Burhan Cahit Morkaya kedilere düşman bir adamdı.

” Burhan Cahit’in kötülüğü yalnız çiçek bahçesini alt üst eden ve dadandırdığı kuşları yakalayıp yiyen kedilerdi. Miyavlamalarına aldırmaz vururdu silahla kedileri,” ( Müzehher Vâ-Nû, Bir Dönemin Tanıklığı, s. 48, 1997 ).

Kedileri seven biri Burhan Cahit’i asla evine sokmaz ama, Vâ-Nû’nun Bâb-ı Âli’nin  fukara yazarlarından ziyâde patron kısmına daha hoşgörülü olduğu bilinir.

Burhan Cahit, “otomobilli ve köşklü bir muharrir” olmasına karşın, Vâ-Nû’lar dışında düzenli olarak görüştüğü pek kimse yoktur. Mustafa Ragıp’ın Akşam gazetesinin 18 Kânun-i Sani 1930 günlü nüshası için Sâmiye Hanım ile yaptığı söyleşiden, bilhassa Sâmiye Hanım’ın sosyeteden uzak durduğu anlaşılıyor. Bu söyleşi gazetenin 2’nci sayfasındaki devamında şöyle biter:

” Sâmiye Hanımefendi bizde ciddî şartlarla teşekkül etmiş bir sosyete olmadığını söylüyor. Ve bu toplanışlara eli sıkılmaya lâyık olmayan kimseler iştirak ettiklerinden, fikrî ve edebî muhasebeler yerine, aile, boşanma, sevişme ve evlenme dedikodularıyla vakit geçirildiğinden şikâyet ediyor.”

Sâmiye Hanım ve Burhan Cahit o yıllarda Emirgân’da oturmaktadırlar.

Burhan Cahit 1937 yılında şunu söyler:

” … çocukluğumun ve gençliğimin azîz hatıralarını saklayan Boğaz’ın hasretini daima çekiyordum. Bu hasret nihayet 6 yıl evvel bana Boğaz’da bir yuva kurmak zevkini tattırdı. Şimdi mes’ut ölmek için arzın vu en güzel parçasında, Emirgân tepelerinde manolya kokularını teneffüs ederek mukadder akıbeti bekliyorum,” ( Boğaziçi Mecmuası, C. III, S. 13, s. 6, İlk Teşrin 1937 ).

Müzehher Hanım’a göre onlar bir malikânede yaşıyorlardı ve çocukları olmadığı için evleriyle oynuyorlardı.

“Gerçekten malikâneydi burası. Bina bilmem kaç dönüm korunun düzlüğüne oturtulmuştu; aşağı yukarı her yıl ve bazen yılda iki kez değişikliğe uğrardı. Bakarsınız İngiliz stilinden bir çeşni getirilmiş, bakarsınız İtalyan Rivyerası’ndaki beton, balkonları denize fırlamış beyaz boyalı yazlıklardan birine benzemiş. Ama hangi üslûba girerse girsin mermer esirgenmemiş. Aklımda kaldığına göre, salonlarının, oturma odalarının, çalışma ve yemek odalarının, hatta yatak odalarının yerleri bile mermerdi,” ( Müzehher Vâ-Nû, Bir Dönemin Tanıklığı, s. 48 ve 49, 1997 ).

Burhan Cahit yaşamının son yıllarını Emirgân’daki köşkte değil, Harbiye’deki dairelerinde geçirmiştir.     

Burhan Cahit ile Samiye

Burhan Cahit olarak bildiğimiz meşhur romancı ve gazeteci 1892 yılında Silivrikapı’da doğmuştu. Babası Silivrikapı’daki Bâlâ Tekkesi şeyhlerinden Ömer Fahrettin Efendi, annesiyse Havva Lütfiye Hanım’dır. Câzibe ve Câlibe isimlerinde 2 kızkardeşi vardır. Asıl ismi Ali Bürhannetin olduğu, sonradan askerlik hizmetinden kaçak amacıyla Cahit ismini aldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin soruşturmasında ortaya çıkmıştır. İlk tahsilini Bâlâ Mektebi’nde, lise tahsilini ise Mercan İdadîsi’nde tamamladı. 1912 yılında Mekteb-i Mülkiye’yi bitirdi. Mülkiye numarası 778’dir. 5 Haziran 1920 günü Samiye Hanım ile evlendi. Yazı hayatına Mekteb-i Mülkiye’de öğrenciyken Yeni Gazete‘de başlamıştı. Bir süre Karagöz gazetesinin yöneticiliğini yaptı. Bu gazeteden ayrılmasının ardından 1928 yılında Köroğlu‘nu çıkardı. 1923 ile 1925 arasında Vatan gazetesinde yazdı. Vatan‘ın kapanmasının ardından 1925 yılında Millet isimli 98 sayı ömrü olan bir günlük gazete çıkardı. 1926 ile 1928 arasındaysa 1005 sayı çıkan Milliyet‘te çalıştı. 1942 yılına kadar tefrika olarak kalanların dışında  Aşk Bahçesi ( Burhan Cahit ve Şürekası Matbaası, 1341 ), Coşkun Gönül ( Akşam Matbaası, 1926 ), Gönül Yuvası ( Burhan Cahit ve Şürekası Matbaası, 1926 ), Kızıl Serap ( Vatan Matbaası, 1926 ), Ayten ( Burhan Cahit ve Şürekası Matbaası, 1927 ), Harp Dönüşü ( Burhan Cahit ve Şürekası Matbaası, 1928 ),  Hizmetçi Buhranı ( Hamid Matbaası, 1928 ), Komşumun Romanı ( Burhan Cahit ve Şürekası Matbaası, 1929 ), Aşk Politikası ( Muallim Ahmet Halit Kitaphânesi, 1930), İzmir’in Romanı ( Kanaat Kütüphânesi, 1931 ), Şeyh Zeynullah ( Köroğlu Kütüphânesi, 1931 ), Yüzbaşı Celal ( Köroğlu Matbaası, 1933 ), Köy Hekimi ( İkbal Kitaphânesi, 1932 ), Bir Çatı Altında ( İkbal Kitaphânesi, 1932 ), Gazi’nin Dört Süvarisi ( Kanaat Kütüphânesi, 1932 ),  Düğün Gecesi ( Akşam Kitaphânesi, 1933 ),  İhtiyat Zabiti ( Kanaat Kütüphânesi, 1933 ), Yalı Çapkını ( Akşam Kitaphânesi, 1933 ), Cephe Gerisi ( Kanaat Kütüphânesi, 1933 ), Gurbet Yolcusu ( Kanaat Kütüphânesi, 1934 ), Kır Çiçeği ( Kanaat Kütüphânesi, 1934 ), Dünkülerin Romanı ( Kanaat Kütüphânesi, 1934 ), Patron ( Kanaat Kitabevi, 1935 ),  Sevenler Yolu ( İnkilap Kitapevi, 1937 ), Nişanlılar ( İnkilap Kitapevi, 1937 ), Yaprak Aşısı ( Köroğlu Matbaası, 1939 ) ve Köydeki Dost ( Köroğlu Matbaası, 1940 ) isimli romanları kitaplaşmışlardı.    

Sâmiye Hanım, Şuadettin Efendi ile Hatice Müveddet Hanım’ın kızlarıydı. O da Burhan Cahit gibi Silivrikapı doğumluydu. Yedikule Alman Mektebi’nde okumuş, Tanburî Cemil Bey’den kemençe dersleri almıştı. Sâmiye Hanım yalnızca otomobil kullanan ilk kadın sürücülerimizden biri değildi, ilk kadın otomobil yarışçımızdı da. İstanbul’da “Harbiye, Emek Apartmanı, No. 1” adresinde ikamet ederken, 5 Eylül 1931 günü 697 numarayla Türk Seyyahin Cemiyeti’ne veya Türkiye Turing Kulübü’ne üye olmuştu. Cumhuriyet gazetesinin 9 Eylül 1931 günlü nüshasının 4’üncü sayfasında, Balkan Müsabakaları nedeniyle Sofya Turing Kulübü’nün tertip edeceği otomobil yarışına Sâmiye Hanım’ın katılacağı haberi verilir. Sürat tutkusu nedeniyle 17 Haziran 1932 günü Ford marka otomobiliyle İstinye Köprüsü ile Zincirlikuyu arasındaki 9  kilometrelik ilk şose parkurda düzenlenen yarışa da katılmış ve bu yarış nedeniyle Salih Paşazâde Vehbi Bey tarafından Sâmiye Hanım aleyhine bir “kupa davası” açılmıştır. Sâmiye Hanım hakkındaki bütün yazılarda, onun bu yarışta “erkekleri geçerek birinci geldiği” belirtilmesine karşın, Cumhuriyet gazetesinin 18 Haziran 1932 günlü nüshasına nazaran yarışın birincisi Suphi Efendi’dir, ikincisi ise Sâmiye Hanım’dır. Sultan Ahmet 2’nci Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görülen “kupa davası” basının hayli ilgisini çeker. Sonunda Cumhuriyet gazetesinin 1 Eylül 1933 günlü nüshasının 2’nci sayfasında şu haber yer alacaktır:

” Bir müddetten beri devam eden bu muhakeme bitmiş, Sâmiye Bürhan Cahit Hanım’a husumet tevcih edilemeyeceği, Milliyet gazetesinin Vehbi Bey’e 10 liralık bir kupa vermesi kararlaştırılmıştır.”

Sâmiye Hanım’ın bazı kaynaklarda 25 Mayıs 1934 günü yapılan “Oto-Moto-Velo” yarışlarında Ford V8 otomobiliyle kaza yaptığı yazılmasına rağmen, doğru değildir. O günkü yarışı Dr. İhsan Masar şöyle anlatır:

” Birinci kategoride, Aşot Efendi, 9 kilometreyi 6 dakika 4 saniyede alarak, Zincirlikuyu’ya birinci olarak geldi. Bindiği otomobilin markası Amilcar’dı. İkinciliği Kalemidis Efendi Fiat otomobili ile 6 dakika 22 saniyede başardı.Üçüncü arabayı çok bekledik. Bir kaza oldu diye korktuk. Bir spor Fiat araba vardı, sahibi dostum Fethi Amalin’di, nihayet o da uzakdan sökün etti. Derecesi 7 dakika 28 saniye idi. İkinci kategoride Ekrem Akömer Bugati otomobiliyle mesafeyi rakipsiz 5 dakika 16 saniyede alarak rekortmen oldu. Üçüncü kategoride bir bey ve bir hanım vardı. Her ikisinin otomobilleri Ford V8 marka idi. Ziya Bey mesafeyi 5 dakika 20 saniye ve Sâmiye Burhan Cahit Hanım 5 dakika 40 saniye de aldılar. Sâmiye Hanım ilk rallici hanım idi. Çok alkışlandı. Sonra da, yarışı başarı ile bitirmesini hep beraber tebrik ettik,” ( Taha Toros Arşivi, Dosya No. 116 ).

Bu yarış Akşam gazetesinin 26 Mayıs 1934 günlü nüshasının 2’nci sayfasında “Spor Hareketleri” başlığı altında şu şekilde yer alır:

” Türkiye turing Kulübü ile Milliyet refikimiz tarafından dün İstinye yolunda otomobil, motosiklet ve bisiklet yarışları yapılmıştır. Yarışlara 3 bisiklet, 8 motosiklet, 6 otomobil iştirak etmiştir.

Otomobil yarışında Ekrem Bey tayin edilen mesafeyi 5 dakika 16 saniyede geçerek birinci gelmiştir. Hanımlar kategorisinde Sâmiye Bürhan Cahit Hanım bu mesafeyi 5 dakika 19 saniyede katederek birinci, umumî neticeye göre ikinci gelmiştir.”

Sâmiye Hanım 25 Mayıs 1934 günü üçüncü kategoride yarışmıştır. Dr. İhsan Masar’ın verdiği bilgiyle gazetenin haberi arasında Sâmiye Hanım açısından 24 saniye fark vardır. Yarışlardaki kategorilere dikkat edilmediğinden 17 Haziran 1932 günlü yarışın neticesi hakkında bir sürü asılsız şey yazılmıştır.       

Bir kaynakta da 608 plaka numaralı otomobilin arkadan çekilmiş fotoğrafının altına “Sâmiye Hanım’ın yarıştığı Ford V8” yazılıdır. Oysa, bu 608 plakalı otomobil, Dr. İhsan Masar’ın yarışlara katılabilmesi için karısına satın aldığı Overland Willis marka otomobildir. Dr. İhsan Bey 76 plaka numaralı Opel’ini satmış ve bu Overland Willis’i almıştır.      

Sâmiye Hanım, yazılanların aksine, 1934 yılındaki bir yarışta değil, 22 Eylül 1935 günlü yarışta kaza geçirmiştir ( Cumhuriyet gazetesi, s.1 ve 9,  23 Eylül 1935 ). Otomobilinden sol kolundan ve başından yaralı halde çıkarılan Sâmiye Hanım, operasyonlar neticesinde kurtulursa da, sol kolunun dirsekten altını ve parmaklarını bir daha artık gereği gibi kullanamayacaktır. Bu da otomobil yarışçılığının ve kemençe tutkusunun sonu olur.

Burhan Cahit Milletvekili Seçiliyor

Burhan Cahit’in ve Sâmiye Hanım’ın Kalamış’ta Vâ-Nû ailesinin misafiri olduklarında, Burhan Cahit zengin bir adam olmakla beraber kitaplaşmış ve kitaplaşmamış çok sayıda romanın şöhretli yazarıydı. Sâmiye Hanım ise kazadan sol kolunun dirsekten aşağısını rahat kullanamaz durumdadır. Güzel değildir ama çok havalıdır. Orta yaşlı ve zayıf “alafranga” Sâmiye Hanım, Ayten isimli romanında, “Genç kızlar on altı, on yedi yaşlarında, kızgın güneş altında şekerlenmiş buruk lezzetli böğürtlenlere benzerler. Bütün arılar, sinekler, kuşlar etraflarındadırlar. Bu vahşî ve mayhoş tat, tabiatın daha zevk sahibi mahlûklarına, olgun ve geçkin meyvelerin bayıltıcı ve kandırıcı lezzetinden daha cazip ve daha iştah verici gelir,” ( s. 17, 2006 Baskısı ) diye yazan “alaturka” Burhan Cahit’in belki kadındaki tercihi değildi ama, Müzehher Hanım’ın yazdığı gibi, kocasının romanlarındaki çeşitli kadın tiplerini kendi kişiliğinde bir araya getirmeyi becerebilmişti.     Müzehher Hanım, kısaya yakın orta boylu Burhan Cahit’in hiç romanlarından bahsettiğini anımsamıyor ( Müzehher Vâ-Nû, Bir Dönemin Tanıklığı, s. 49, 1997 ). Daha çok gazetelerden ve gazeteciliğinden bahseder. Oysa, onun Ayten isimli romanının mekânlarından biri de 1920 yazındaki Kalamış’tı. Vâ-Nû ailesine misafirliğine her gelişinde bu romanı anımsadığı muhakkaktır.

Burhan Cahit 21 Temmuz 1946 seçimlerinde Demokrat Parti’den milletvekili seçilir. Ancak,  Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 3 Şubat 1947 günlü oturumunda düzenlenen rapor üzerine mazbatası tartışılır. Kürsüye gelen Cumhuriyet Halk Partisi’nin Erzurum milletvekili General Süleyman Vehbi Kocagüney şu konuşmayı yapar:

” Sayın arkadaşlarım, bu mübarek kürsüde ikinci defadır ki askerlik hizmetine icabet etmeyen bir arkadaşın mazbatasını dinlemiş oluyoruz. Benim için çok üzüntülü oluyor, fakat memleketin menfaati bütün duyguların üstünde olduğu için kanaatlerimi izah etmeyi bir borç bildim. Bir milletvekili arkada için, tekrar edeyim, onun tutanağı aleyhine söz söylemek beni üzüyor, fakat düşüncelerimi söylemeyi bir vazife bildiğim için kendimi tutamadım, bir asker olmak sıfatıyla bu kürsüye geldim.

Arkadaşlar, Morkaya 1307 doğumludur. 1914’te asker olması lâzım gelirdi. Fakat okumakta olduğu için tecil edilmiş ve nihayet 1914’te yedek subay okuluna çağrılmış ve kaydedilmiştir. Numarası 2341’dir. Bundan sonra arkadaşımız firar etmiştir. Okuduğunuz gibi firarda kalmıştır. Zaman ne zamandır. Büyük harp başlamış, memleket çocukları Filistin, Sina, Çanakkale, Kafkas cephelerinde çarpışıyorlar, bizim arkadaşsa gizleniyor. 3 yıl firardan sonra tekrar müracaat etmiş ve bir rapor gelmiştir, gözünün birinde bir ârıza vardır, haklı olarak Levazım Mektebi’ne kaydetmişler, buraya da gitmemişler. 15 yıl kaydı meçhul kalmıştır.

Azîz arkadaşlarım, memleket çocukları, Türk yavruları ana dava uğruna 7 cephede çarpışıyorlar, Burhan Morkaya ortada yoktur. Büyük Harbi de böyle geçiriyoruz, Enver Paşa’nın koltuğuna sığınıyor, istihbaratta veya ajansta bir kaydı varsa da, bu hususta bir vesika yoktur.”

General Süleyman Vehbi Kocagüney’den birkaç kişi sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin Bursa milletvekili Faik Yılmaz İpek kürsüye çıkar. “Kolsuz Faik” diye bilinen bu siyasetçi, Galiçya Cephesi’nde 2 kolunu birden kaybetmiştir.

” … İstiklâl Harbi’nde genç, ihtiyar, kadın, erkek, hatta kadınlarımız göğsündeki çocuğuna meme vererek, sırtında mermi taşıyarak, bu harbe katılırlarken, Burhan Cahit Morkaya evvelâ Yedek subay Okulu’na kaydını yaptırıyor ve sonra firar ediyor. Benim kayıt numaram 5 bin küsurdur, demek ki benden 2 veya 3 bin kadar aşağıda imiş. Yani benden daha evvel Yedek Subay Okulu’na kaydedildiği halde izini kaybettiriyor. Biz bütün milletçe mücadeleden bir gün geri kalmadık, bu zat-ı muhterem 3 sene gibi bir zaman kendisini saklamayı muvaffak olmuş. Ondan sonra gözünün biri hastalanıyor ama bu hilesi de askerlikten kaçmaya kâfi gelmiyor, bu defa da Ali Cahit filan olmuş, az daha gayret sarfetseydi Cahide Hanım ismini alarak evde oturmak zaruretinde olan kadınlar vaziyetine geçecekmiş.”

Burhan Cahit Morkaya Efsanesinin Sonu

Harp Dönüşü, Yüzbaşı Celal, Gazi’nin Dört Süvarisi, İhtiyat Zabiti ve Cephe Gerisi gibi “millî roman” türünün milliyetçi yazarının asker kaçağı olduğu, askerlik yapmamak için sahte evrak tanzim ettiği ve hizmetten firar maksadıyla ismini değiştirdiği ortaya çıkınca mazbatası iptal ediliyor ( Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem VIII, Cilt 4, Toplantı 1, 3 Şubat 1947 Pazartesi ). Burhan Cahit Morkaya ismine inşâ ettiği hikâyenin ardındaki gerçek bütünüyle ortaya çıkınca, 14 Mart 1947 günü yüksek tansiyondan felç geçiriyor. Doktorların tavsiyesiyle bir süre Türkiye’den uzaklaşıp,  Avrupa’da dolaşıyor. Sağlık sorunları ağırlaşır. Dönüşünde 22 Mart 1947 günü yapılan kontrollerinde artık böbreklerinin yeterince çalışmadığı ve kandaki üre miktarının arttığı anlaşılır. 1948 yılının Eylül ayında Amerikan Hastahânesi’ne kaldırılır. Buradaki doktoru Muzaffer Şevkî Bey’dir. Bir gelişme olmayınca 1 Kasım 1948 günü Alman Hastahânesi’ne yatırılırsa da, durumunun ümitsiz olduğu anlaşılınca 12 Kasım’da evine gönderilir. 20 Ocak 1949 Perşembe gecesi dairesinde saat 20.40’ta vefat eder. Cenazesi ertesi gün Teşvikiye Camii’nden öğle namazını müteakip kaldırılıp, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilir. Müzehher Hanım’a ve bazı kaynaklara göre Burhan Cahit’in vefat ettiği daire Harbiye’deki Kervansaray Apartmanı’ndadır. Burhan Cahit 20 Ocak 1949 günü vefat ettiğinden, son nefesini verdiği dairenin 1952 yılında inşâ edilen Harbiye’deki Kervansaray Apartmanı’nda olması mümkün değildir.   

Sâmiye Hanım ise 1972 yılında vefat eder. Milliyet gazetesinin 3 Haziran 1972 günlü nüshasının 8’inci sayfasındaki vefat ilânı şöyledir:

” Merhum Seyyit Nizam Şeyhi Şuadettin ve Hatice Müveddet’in kerimeleri, merhum gazeteci yazar Burhan Cahit Morkaya’nın eşi, merhum Dr. İhya Salih’in baldızı, Seniha İnanç’ın, merhume Pakize İsmihan ve Naime’nin hemşireleri, Asuman Genç ve Aliye İnanç’ın teyzeleri, Sâmiye Cahit Morkaya Hanımefendi vefat etmiştir. Cenazeleri bugün 3 Haziran Cumartesi günü öğle namazını müteakip Şişli Camii’nden alınarak Zincirlikuyu aile mezarlığına defnedilecektir.”        

             

                 

                   

        

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz