Ana sayfa GENEL KÖY ENSTİTÜLERİ – PAMUKPINAR KÖY ENSTİTÜSÜ – TARIM ÖĞRETMENİ ÖMER YURDUGÜL (Ziraat...

KÖY ENSTİTÜLERİ – PAMUKPINAR KÖY ENSTİTÜSÜ – TARIM ÖĞRETMENİ ÖMER YURDUGÜL (Ziraat Ömer)

1895
15
PAYLAŞ

KÖY ENSTİTÜLERİ – PAMUKPINAR KÖY ENSTİTÜSÜ – TARIM ÖĞRETMENİ ÖMER YURDUGÜL  (Ziraat Ömer)

(Pamukpınar Yerleşkesi)

Köy Enstitüleri-Kırsal Kalkınma konulu çalışmamda yaptığım araştırma, inceleme ve görüşmelerde; Pamukpınar Köy Enstitüsü (KE) ve İlk Öğretmen Okulu (İÖO) mezunlarının anı ve anlatımlarında, Ziraat Ömer lakaplı Tarım Öğretmeni Ömer Yurdugül’ün ‘özel bir yeri’ olduğu dikkatimi çekiyordu. Pamukpınar’da 1943-70 yılları arasında kesintisiz 27 yıl tarım öğretmenliği yapan, adeta ismi Pamukpınar’la özdeşleşen Köy Enstitülerinin isimsiz kahramanlarından olan Ömer Yurdugül öğretmenin çabalarını ve yaşamını kısaca okura yansıtmanın yararlı olacağını düşündüm. İstedim ki; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le AOÇ de yolları kesişen, Pamukpınar’da 4.000 in üzerinde öğretmen yetiştiren, kurduğu kavaklık, çamlık ve meyve bahçelerinde yüz binlerce fidanda izi, teri bulunan ZİRAAT ÖMER ve öğrencilerinin varlığı bilinsin… Şimdilerde yaşları 70-95’e ulaşan ‘ak saçlı öğrencilerinin’ anlatımlarında da yer aldığı üzere; Yurdugül’ün, Köy Enstitüleri Eğitim Sistemine olan inancı ve Mustafa Kemal Atatürk’e, Hasan Ali Yücel ile İsmail Hakkı Tonguç’a yürekten bağlılığının yaşamı boyunca sürdüğü görülecektir.

Pamukpınar’ın efsane Tarım Öğretmeni Ömer YURDUGÜL, (1905-1980) Kırşehir doğumludur. 1925 yılında Ankara Ziraat Mektebinden mezun olmuştur. Takiben Atatürk Orman Çiftliği’nde (AOÇ) uzun süre görev yapmıştır. Bilahare öğretmen diplomasını aldıktan sonra, Kızılcahamam, Kırşehir, Pazarören ve Pamukpınar’da öğretmen olarak görev almıştır. Emekliliğini takiben Sivas’a yerleşmiştir. Öğretmen İffet Hanımla evlenmiş olup, dört çocuk babasıdır. İffet Hanım bir müddet Pamukpınar Uygulama okulunda görev yapmıştır.
Yurdugül öğretmenimizin torunu Nuran HEPER AYYILDIZ Hanımla yaptığımız görüşmede; annesi ve anneannesinin anlatımları ile kendi tanıklıklarını kapsayan aktarımları aşağıda kısaca özetlenmiştir.
-Dedesinin AOÇ deki çalışma döneminde bataklık kurutma çalışmalarının yanında, ‘gül yetiştiriciliğine’ özel ilgi gösterdiği, çeşitli tür de gül yetiştirdiği, çalışmalarının sabahın erken saatlerinde çiftliği ziyaret eden Atatürk’ün de dikkatini çektiğini, onu izlediği ve takdirlerini beyan ettiği belirtilmiştir. Atatürk’ün bir ziyarette dedesine; ‘çocuk umarım yurdu bu güzel güllerle donatırsın…’ ifadesiyle teşvik ettiğini, zaman zaman da köşkte güllerin bakımını yaptığı belirtilmiştir. Bilahare soyadı kanunu çıktığında Ömer Öğretmen ‘Yurdugül’ soyadını almıştır.(1)

-Öğretmen olarak Kırşehir’de çalışırken Pazarören KE’ne atanmış,kuruluş aşamasında 1942 yıl sonuna kadar görev yapmıştır. Pazarören’de başarılı çalışmaları Tonguç tarafından takdir edilen Yurduğül; 25.09.1942 tarihli mektup talimatıyla Pamukpınar KE’ne atanmıştır. Tonguç; vaki mektubunda; ”… müdür ve diğer arkadaşlar senin işlerine dair konuştum. Onlarda mesainden memnunlar. Bu duruma göre seni Pazarören’de uzun müddet bırakmam lazım gelirken, yeni kurulmakta olan bir enstitünün işleri, seni onların başına getirmemizi icap ettirdi. Orası Yıldızeli civarındaki Pamukpınar KE’dür. …Binaenaleyh orada yerleşip uzun müddet kalmak ve orayı iyice imar etmek üzere seni Pamukpınar Enstitüsüne gönderiyoruz…’ açıklamasıyla görevlendirmeyi yapar. (2,3)
-Nuran Hanım’ın, iki enstitünün kuruluş aşamasında görev yapan dedesinin; Hasan Ali Yücel ve Tonguç’la ve çalışma arkadaşları ile yakın ilişkisinden verdiği örnekler, kuruluş aşamasında yönetici-öğretmen ve diğer personelin aileleri ile birlikte gösterdikleri uyum, özveri, mücadele ve dayanışma ruhunun izleri görülmektedir. 1942 yılı başında kuruluş çalışmaları başlayan Pamukpınar KE’ne, Akçadağ KE’de okuyan Erzincan ve Sivas’lı öğrencilerin nakli ve Eğitmen Kursu öğrencileri ile eğitime başlanmıştır. 1942 yıl sonunda öğrencilerinin ifadesiyle ”serçe konacak bir dalın bulunmadığı” Pamukpınar’da göreve başlayan Yurduğül öğretmen, yöneticiler ve diğer öğretmenlerle uyum ve dayanışma anlayışı ile çalışarak Pamukpınar’ın kuruluş ve gelişme dönemlerindeki önderliği dikkati çekmektedir. Bu döneminde bekar bayan öğretmenlerin lojman sorunu nedeniyle evli diğer öğretmenlerin lojmanlarında onlara oda verilerek birlikte ikamet uygulaması, konaklama sorunlarını hafiflettiği ifade edilmiştir. Diğer enstitülerde olduğu gibi kız öğrenci temininde güçlük çekilmesi nedeniyle Tonguç’un da fiilen katıldığı bir kısım köy ziyaretlerine İffet Hanım da katılarak ailelerin iknasında çaba gösterdiği ifade edilmiştir. Bu ziyaretlerden olumlu sonuç alınması kız öğrenci sayısının artması ve öğretmen eşlerinin kız öğrencileri sahiplenmesi üzerine; Hasan Ali Yücel ve Tonguç, İffet Hanımın hazırladığı bir akşam yemeğinde memnuniyetlerini ifade ettikleri belirtilmiştir. Diğer öğretmen eşleri ile birlikte eşi İffet Hanım; gerek kız öğrencilerin kılık kıyafetlerinin dikimi ve bakımı vd. sorunların çözümü ile yemekhane-revir hizmetlerine imece usulü ile destek olmaları, sorunların hafiflemesinde etken olduğu görülmektedir. Pamukpınar’da Köy Enstitüleri idealine gönülden inanmış okul idaresi ile öğretim kadrosunun aileleri ile birlikte dayanışma yaklaşımının ‘bir aile ortamında’ olduğu, kurulan ilişkilerin tayinlerden sonrada sürdüğü özellikle ifade edilmiştir. Annesi Mualla Hanımın Pamukpınar 1944 mezunu babası Abdullah Ayyıldız’la evlendiğini belirtmiştir.
Sivas Öğretmen Okulu mezunu olan Nuran Hanım; gerek öğrencilik yıllarında gerekse meslek yaşamında dedesinin öğrencisi yüzlerce öğretmenle karşılaştığını, çok ilgilerini gördüğünü ve dedesine gösterilen saygı ve vefayı görmekten mutlu olduğunu ‘özellikle’ ifade etmiştir.

 

Pamukpınar KE de 1943-46 yılları arasında Eğitimbaşı olarak görev alan Osman YALÇIN; Yıldızeli’nin bir özelliğinin de kışlarının çok soğuk ve karlı olduğunu belirterek, göreve başladığı dönemde ”koşulların diğer enstitülerden daha ağır olduğunu” özellikle vurgular. Göreve başladığı 1943 yılı başında havaların ısınması ile birlikte tarım çalışmalarına başlandığı, ”…Ömer Bey, durmadan durmadan öğrencileri ile birlikteydi. Onun öğrencilerinin başından bir an ayrıldığını görmemişimdir. Evine yalnız yatmaya gidiyordu. Bu sırada Tokat Bölgesinden okula büyük kavak dalları geldi.. bunlardan binlerce kavak çeliği elde ettik. …bu kavak çeliklerini Çamlıbel yönüne, Enstitüyü diklemesine koruyacak biçimde sıralar açtırarak diktirdim. Okulun batısı Çamlıbel’e karşı bir ağaçtan duvarla kapandı, kısa sürede binlerce kavak yeşerdi. Çamlıbel’den esen rüzgarı keser oldu. Pamukpınar’da hiç kuş yokken, her yanda kuş sesleri duyuldu. Kavak duvarının arkasına diktiğimiz domatesler kızardı, sebzeler ürün verdi…Pamukpınar’ın doğası, iklimi değişir oldu…” ifadesiyle çalışmaları özetler. (4)
Pamukpınar Yıldızeli’ne 5 km uzaklıkta Tokat yolu üzerinde yaklaşık 4 bin dönüm araziye kurulmuştur. Kapatılma sürecinde ve 1970’li yıllarda arazilerin bir kısmının hazineye ve özel şahıslara devri sonucu arazilerin 2 bin dönüme düştüğü öğrenilmiştir. Kuruluş sürecinde Osman Yalçın’ın belirttiği kavaklığa mezunların anlatımına göre 1950’li yıllara kadar 10 binin üzerinde kavak dikildiği, meyve bahçesi-üzüm bağı kurulduğu, 1970’li yıllarda ise kavakların idarece kesilerek satıldığı, şimdilerde Ziraat Ömer ve öğrencilerinin kurduğu kavaklığın ve meyve ağaçlarının, asmaların olmadığı ‘hüzünle’ belirtilmiştir.

1948 mezunu Niyazi ÜNSAL’ın, 1976 yılı okul ziyareti sonrası yazdığı Pamukpınar ve Ömer Yurdugül’le ilgili gözlem ve anılarına ise kısaca göz atalım. ”… Okulumuzun çevre köylerinde pancar ekilirdi. Bizde ekerdik okulun arazisine. Bunların her hizmetini, ekmeden sökmeye kadar biz yapardık. Pancarları öğrencilerin yemesine öğretmenimiz Ömer Yurdugül izin vermezdi. Kırılan pancar köklerinden birini ısıranı görünce hemen, ‘…ne yapıyorsunuz parmağınızı mı yalıyorsunuz?… ısırdığınız o parça sizin mi?…’ diye bağırırdı. O günler 2.dünya savaşının iyiden iyiye tüm dünyayı sarstığı günler… yeterince beslenemiyoruz… daha doğrusu doymuyoruz. Sabah kahvaltısında çeyrek ekmek, 4-5 zeytin tanesi düşüyor her öğrenciye… pancar kökünü arkadaşlar ‘aç’ olduğu için ısırıyor. Ama, yinede bu değerli eğitimci ‘ısırdığı parça’ ısıranın olmadığı için izin vermiyor. Toplum malının nasıl korunacağını öğretmeye çalışıyor. Biz böyle öğretmenlerin elinde yetiştik. Her türden ağaçlar, hele selvi kavakları büyüdükçe büyümüş. Selvi kavaklarını Çamlıbel’den gelen soğuk hava akımını kırmak için planlı olarak dikmiştik. Öğretmenimiz Ömer Yurdugül’ün dudaklarına yapıştırarak içtiği sigarayı görür gibi geçtim kavakların önünden..”(5)
Artık yaşayan AK SAÇLI ÖĞRENCİLERİNDEN efsane öğretmenleri ZİRAAT ÖMER’le ilgili anı ve anlatımlarını dinleyebiliriz…

Pamukpınar KE nün yaşayan en eski mezunlarından olan 1948 mezunu Hüseyin KIZILIRMAK öğretmenle yapılan görüşmede; Ziraat Ömer’i, ”öğrenciden yana, kendi işi ile çok uğraşan uzman bir ziraatçı” olarak anlatılmıştır. Kızılırmak; ”… güzün soğuk günlerinde biz parka giyerdik, hangarda ders verirdi, ceket giyerdi, soğuğa çok dayanaklıydı demiştir…teorik bilgilerden sonra ağaç dikimi, budama, aşı yapımı, hayvanların bakımı vd. uygulamaları öğrencilere tek tek defalarca yaptırmasını, kirizmaya aşırı önem vermesini” en önemli özelliği olarak belirtilmiştir. Ahırlar, kümes,mandıra, meyve bahçesi, üzüm bağı, tarlalar ve arılıkta nöbetleşe görev yaptıklarını, Kendisinin enstitüde müzik ve folklor koluna ağırlık verdiğini ancak; Ziraat Ömer’in öğrenciden yana yapıcı eğiliminin okul idaresinde, disiplin kurullarındaki olgun tavrı ile de görüldüğü ve günümüzün tabiriyle ‘öğrencilerin babası’ tanımına uyduğunu ifade etmiştir.(6)

Pamukpınar’a yörede en fazla öğrenci veren Karaözü Köyünden 1950 mezunu Kadim SERİNÖZÜ; Müdür Şinasi Tamer ve arkadaşlarının köylerde öğrenci seçimi için yaptıkları ziyaret sonucu yapılan sınavla 1946 yılında kabul edilmiştir. Okulda sınıf düzenlenmesi nedeniyle bir kaç gün okul müdürünün evinde kaldığını özellikle belirten Serinözü; ”… haziranın son haftasıydı…Tarım Öğretmenimiz Ömer Yurdugül;… bizim kümeyi toplayarak iş dağıtımına başladı. Boylu, bedeni sağlıklı olan arkadaşları kirizma yapmaya ayırdı. Kimileri fidan dikecek, kimileri atlarla ilgilenecek, kimileri mercimek yolacak.. Ömer Bey her haliyle bir halk adamıydı… giyimi de sade ve yapılacak işe göre idi… Bize…uşaklar derdi… sıra bana gelince Ömer Bey; uşaklar Kadim zayıf, o da size su getirsin diyerek, eline iki adet 4 litrelik güğümlerin verildiğini, su taşıdığını” ifade eder. Serinözü ile yaptığımız görüşmede; Ziraat Ömer’in, ”… okulun sayılan ve sözüne itibar edilen öğretmenlerinden olduğunu, öğrencilere yetenek ve kapasitelerine görev vermesinin yanında onları koruyucu tavrına” özellikle dikkati çekmiştir.(7,8)
1951 mezunu Mehmet BAKLACI ile yaptığımız görüşmedeki anlatımları ile hazırladığı yazılı metin düzenlenerek aşağıda özetlenmiştir. Baklacı; ‘…uzun seneler geçmesine karşın, Ömer Yurdugül’ün duruşunu, konuşmasını, çalışmalarını, bizimle ilişkisini hiç unutamadım. Babacan tavrı beni hep etkilemiştir. Konuşmalarında ‘oğlum, Allah anlar’ ifadesini hep kullanırdı. Herkes onu severdi. Boş zamanı hiç yoktu. Onu arayan ya kavaklıklarda ya kirizma yapılan yerlerde ya da yeni dikilen fideliklerde bulurdu. Bıçkısı, makası, bıçağı hep yanındaydı. O yıllarda bile adı ‘Ziraat Ömer’e’ çıkmıştı. Başında fötr şapkası, güneş yanığı yüzü, bakır kırmızısı gibiydi. Toprak onun her şeyiydi, soğuk günlerde bile bazen kirizma yaptırmadan duramazdı, çömelir oturur gibi bizi izlerdi. Arada bir, ‘oğlum, Allah anlar’, yeni dinlendiniz, kürekleri emzirmeyin, toprak yenilensin, güneş görsün ki buralara kaysı dikeceğiz’ diye öğrencileri uyarırdı. Arkasından Kanada-İtalyan kavağının köylüye faydalarından, sanayideki önemini, kibrit-mobilya vd. kullanımını anlatırdı.

Yurdugül Öğretmen, davranış, tavır ve de konuşmalarıyla herkesi eğitirdi sanki. Öğrenciler, öğretmenler ve yöneticiler saygılı davranırlardı. İzine ayrılan dönem öğrencilere hep o konuşur, ‘ananıza babanıza selam söyleyin’ ifadesiyle konuşmasını bitirirdi. Bir keresinde bana diş ağrısında kullanmak için köyden afyon yağı getirmemi istemişti. İzin dönüşü yağı evine giderek verdim, çok memnun oldu. Görüşmemizde köyü, köylüyü, ekinleri ve geçim durumlarını sordu, soruşturdu. Görüşme akabinde de arkadaşı Hurşit Yavuz’la birlikte, Sivas’a okulun buğdayı satmaya giden Ambar Memuru Osman Dizdar’a eşlik etme görevini verilir. Sivas’ta buğdayı satıp geleceksiniz, çuvalların üstünde olacaksınız talimatı üzerine Osman Dizdar’ın kaplıcaya gitme teklifine rağmen ‘okulun buğdayını korumak amacıyla’ meşhur volvo kamyondan ayrılmazlar(!) Okula dönüşlerinde ambar memurunun hesabı verip ayrılmasını müteakip Ziraat Ömer; kendilerine ”…devlet bize yardım ediyor, dedim ya, bu yıl durumumuz iyi… geçen yıl 3 lira göndermiştik devlet bütçesine, bu yıl biraz daha fazla gönderelim dedik.. idarenin onayını da aldım” açıklaması yaparak hem bilgilendirir hem de devlet malının korunmasına gösterdiği özeni anlatmaya çalışır. Baklacı öğretmen, Ziraat Ömer’in tarım dersinde öğrendikleri ve uyguladıkları konuların köylerde köylülere de öğretilmesini, uygulanmasını sık sık vurguladığını belirterek; Tokat’ta görev yaptığı köylerde ondan öğrendiği aşı yapma, fide üretme vb. yeni teknikleri uyguladığını, hatta Pamukpınar’dan getirdiği kavak fidelerini okul bahçelerine diktiğini, köylülere dağıttığını ifade etmiştir.
1970 yılı öğrenim yılı sonunda emekliye ayrılan Yurdugül’ün emeklilik törenine (jübile) katılan Baklacı, gelişmeleri aşağıdaki detayı ile anlatmıştır.(9)
-Emeklilik töreni için Tokat,Erzincan ve Sivas kökenli mezunlar ayrı ayrı hediye hazırlarlar. Tokatlılar üzerinde kavak ağacı dövmesi olan bakır tabak , Erzincanlılar bakır üzerine Köy Enstitüleri logosunu taşıyan rozet, Sivaslılar ise halı dokuma Atatürk resmi yaptırırlar. Otobüslerle okula gelen mezunlar yapılan törende hediyelerini verirler, Ömer Bey, ‘teşekkür’ konuşması yapar. Konuşmasında Erzincanlıların hediyesi olarak yakasına takılan KÖY ENSTİTÜLERİ rozetini göstererek; ‘.. ömrüm boyunca Köy Enstitüsü rozetini şerefle yakamda taşıyacağım’ ifadesi üzerine salondaki havanın değiştiği görülür. Protokolde bulunan Sivas M.E.Md. ve ekibinin Köy Enstitüleri isminden duydukları rahatsızlıklarının salona yansıması, duyulması üzerine; gerek enstitülü mezunların tepkisi gerekse, Ziraat Ömer’in tekrar kürsüye gelerek aynı cümlelerini tekrarlayarak, ‘giden gider’ ifadesiyle tavır alması sonucu, protokolün alkışların çınlattığı salonu terk ettiği anlatılmıştır. (Torun Nuran Hanım, görüşmemizde vaki jübileye katıldığını belirterek gelişmeleri teyit etmiştir.)

-Değinilen tatsız gelişmeye rağmen ertesi gün son dersini, o yıl mezun olan öğrencilerine verir Ziraat Ömer… derse başlarken ‘numren kaç’ sorgulamasını yapar… arkasından ‘marş marş’ talimatıyla ‘malzemeler omuzlara’ talimatını verir… Eski öğrencilerin; 20-25 yıl önceki öğretmenleri Ziraat Ömer’in önünde; … yıllarca kirizma yapılan arazide, kayısı ağaçları ve üzüm bağlarının olduğunu görmeleri hepsini duygulandırır…hüzünlenirler…Ancak, yaklaşık iki gün süren Ziraat Ömer’in jübile töreninde mezunlar…Köy Enstitülerinin ve Cumhuriyetimizin Aydınlanma felsefesini, ‘kavaklıkların ve Yurdugül Fidanlığının’ esintisini… özlemini.. özgürce solurlar… Jübile töreninden 50 yıl sonra ise; o anları… enstitülülerin coşkusu ile yıllar sonra anlatan Baklacı öğretmenimizin heyecanını; önce Tonguç’a sonra Ziraat Ömer’e vefasını dile getirdiğini, yansıttığını söylesek…bilinir mi?(10)
Pamukpınar KE girişli Hasanoğlan KE sağlık bölümü 1951 mezunu Süleyman ÖZERDEM ise; Ziraat Ömer’in, ‘serçe konacak bir dalın olmadığı’ söylenen Pamukpınar’a kaydolduğu 1947 yılında, daha önce kurulan kavaklığın ve çamlığın artık görünür olduğunu, etrafın saksağan, karga ve diğer kuş sesleri ile dolduğunu anlatmıştır. Tarım derslerinde teorik bilgileri mutlaka uygulatan Ziraat Ömer’in kavak fidesi hazırlama ve dikimine çok önem verdiğini, hazırlanan kalem fidelerinin ‘üç göz üstte üç göz altta’ hazırlanmasını mutlaka kontrol ettiğini, can suyu verilmesini mutlaka sağladığını belirtmiştir. Tarım derslerinde kimseye zayıf vermediğini, çalışmasını beğendiği öğrencilere iyi not verdiğini, disiplin kurulunda genellikle öğrenciden yana tavır aldığını ifade etmiştir.(11)
Pamukpınar KE girişli Kızılçullu KE 1952 mezunu Teoman TAŞTAN ÖZERDEM’le yapılan görüşmede ise; ”…kız öğrenciler olarak hayvanların sağım, temizlik vb. işleri yaptıklarını, süthanede Ziraat Ömer’in nezaretinde öğrenci ağabeyleri ile birlikte uygulama yaparak yoğurt, maya, peynir vd. süt ürünleri yapımını” öğrendikleri ifade edilmiştir. Küçük yaşta enstitünün uygulama okulunda eğitimine devam ederek enstitüye geçtiğini anlatan Teoman öğretmen; köy çocuğu olmasına rağmen bilmediği işleri diğer arkadaşları ile birlikte süthanede öğrendiğini, ilk yoğurt yapmayı ise öğrenci ağabeyi Niyazi Ünsal’dan öğrendiğini unutamadığını belirtmiştir. Süthanede üretilen tüm ürünlerin döner sermayece alınmasıyla öğrencilerin tükettiği belirtilmiştir.Mezuniyetinden sonra Süleyman Özerdem’le evlenmişlerdir.(12)
Pamukpınar İÖO 1963 mezunu Süleyman ÖZEL’le yapılan görüşmede; 1957 yılında bir Tarım dersinde arazide kirizma yaparak çalışırken Ziraat Ömer’le komşu köyün ileri gelenlerinden Ali Ağa’nın konuşmasına kulak kabartan sınıf arkadaşlarının ifadelerini aktarmıştır. Ali Ağa, ”hocam bu çocukların yarısı çalışıyor yarısı dalga geçiyor niye kızmıyorsun, sıkıştırmıyorsun?” uyarısıyla ileri geri konuşur. İfadesinde baskıcı ağa tavrını fark eden Ziraat Ömer cevaben; ”bu çocuklar farklı köylerden geldiler, hepsinin bir sürü derdi var, ağırdan alsalar da çalışıyorlar ya işte…” ifadesiyle onları sahiplenmesine sevindiklerini belirtir. Havanın soğuk olması nedeniyle sınıfta yapılan başka bir tarım dersinde ise; iddia üzerine yeni elbiseleri ile sınıfta sıra altına girmeye çalışan öğrenciyi fark edince; ”Oğlum Fethi, kendine acımıyorsun bari şu sırtındaki yeni elbiselere acı..’ ifadesiyle uyardığı anlatılmıştır. Özel öğretmen; çalışkan, çok tecrübeli ve olgun bir öğretmen olan Ziraat Ömer’in Pamukpınar’a ve öğrencilerine ”bir tarım öğretmeninin değil on tarım öğretmeninin yapamayacağı” bilgi ve değerler kazandırdığını, uygulama yaptığı tanımıyla duygularını yansıtmıştır.(13)
Pamukpınar İÖO 1969 yılı mezunu Mehmet Ali KAYA’ ile yapılan görüşme notları ve hazırladığı metin düzenlenerek aşağıya alınmıştır. Kaya öğretmeni dinleyelim; ”1963 yılıydı Pamukpınar İÖO okuluna kayıt yaptırdım, okula adapte olmaya çalışıyorum. Öğretmenlerimiz anne baba gibi idi, yinede karşılaştığımızda ceketimi ilikliyor saygıda kusur etmemeye çalışıyorum, diğer arkadaşlarım ve ağabeylerim gibi. Burada biraz saygı birazda çekinme var. Gurbete yeni açılmışız. Sıla özlemi baskın geliyor ilk günlerde. Bir tarım öğretmenimiz var ki diğer öğretmenlerimizden farklı, öğretmenlerden çok öğrencilerin arasında, giyimi, kuşamı aynı kendi yöremizin insanı gibi. Diğer öğretmenlerimiz gibi kendisine saygı duyuyoruz ama kendisinden çekinmiyoruz. Kendimize daha yakın ve sıcak buluyoruz. Bir baba bir dede gibi, bu öğretmenimizin adı Ömer Yurdugül, namı değer ‘Ziraat Ömer’. Öğrenciler arasında konuşuluyor: bu okulun kuruluşundan beri bu okuldaymış, okulu ağaçlandırılmış, ziraat, hayvancılık yapılır, gelirleri de okula irat kaydedilir olmuş. Okulun tüm öğretmenleri, müdürleri belli sürelerden sonra başka yerlere tayin isteyip gide dursun, Ziraat Ömer yerinden hiç kıpırdamıyor. İstese de gidemez, öğrencileri ile yetiştirdiği her ağaç, her büyükbaş ve küçükbaş hayvan, ziraat ürünleri kendi çocukları gibi. Onları alıp bir yerlere götüremeyeceğinden ayrılması düşünülemez. Benden önce vardı benden sonra da orada olmaya devam ediyordu.Tarım derslerimiz olduğunda çok sevinirdik, bu derste baskı yok, sevecenlik var, dersten kalma derdi yok, babamızın işinde çalışıyormuş gibi çok içten ve de rahattık. Ziraat Ömer’in samimi,sade, babacan ifadeleri çok dikkatimizi çekerdi…o kadar dersine girdim ama o rahat ders ortamında saygısızlık yapana, dersten kaytarana rastlamadım, dersler bir eğlence gibi bir oyun gibi işlenirdi. Sanıyorum 2. yada 3. sınıftaydım, okulun üst kısmına bir havuz yapılıyordu. Havuzun yeri meyilli olduğundan makineli araçlarla kazı yapılamazdı, kazma küreklerle kazıyorduk. Bizim sınıfın dersinden sonra nöbeti başka sınıflar alıyordu, kimimiz kazıyor, kimimiz küreklerle karıncalar gibi çalışıyorduk. Günlerden pazartesiydi, hafta sonları okulumuzda film olurdu, o haftaki filim ‘esir kamplarında’ idi, esirler taş ocaklarında çalıştırılıyor, zaman zaman kırbaçlanıyor, yere düşenler tekmeleniyordu. Ben bir ara boş bulundum, şaka olsun diye arkadaşlarıma dönerek; “esir kamplarındayız” dedim. Arkadaşlarım işi gırgıra almıştı ve de Ziraat Ömer beni duymuştu. Hemen yanına çağırdı, çok korkmuştum, hazır oldaydım. Oğlum sen neden öyle konuştun? Burası bir okul, sizler öğrencisiniz, esir değilsiniz ki hem zorlama yok, baskı yok, kendi havuzumuzu yapıyoruz. Şu gördüğün binaların çoğunu önceki öğrencilerle birlikte yaptık. Ağaçları da önceki arkadaşlarınızla diktik, kavaklık, çamlık kurduk, yeni fidanları da sizlerle dikiyor bakımını yapıyoruz, arazide pancar ekiyoruz. Şu elma ağaçlarını da önceki arkadaşlarınızla beraber yetiştirdik, meyvelerini yiyorsunuz. Burası sizlerin okulu, yuvası. Bizler sizin iyi birer insan olarak yetişmenize çalışıyoruz. Sizler bu ülkenin aydınlanmasında yer alacaksınız, seni affediyorum, hadi bakalım işinin başına dön.Çok korkmuştum. Okuldan atılabilirim korkusuyla yaşadım aylarca, arkadaşlar beni teselli etseler de uzun süre korkumu atamamıştım. O gün sinemaya gitmeseydim diye hayıflandığım oluyordu. İlerleyen zamanlarda rahatlamıştım. Bu olaydan sonra da bana karşı tavırları değişmeyen Ziraat Ömer gözümde daha da büyüyordu.Kendisini yakından tanımaya çalışıyordum. Çevrede, okulda, öğretmen ve öğrenciler arasında çok sevilen, sayılan Ziraat Ömer’in büyüklüğü nereden geliyordu? Daha sonraki yıllarda hakkında çok bilgi edinmiştim. Mezuniyetimde hala okulun duayen öğretmeni olarak çalışıyor, Cumhuriyet Devrimlerine ve Köy Enstitülerine inancı, bağlılığı ile tanınıyordu.(14)

Pamukpınar İÖO 1971 yılı mezunu Bekir BAYRAM’la yaptığımız görüşmede; Ziraat Ömer’in bir yıl tarım derslerine girdiğini, giyimindeki titizlik ve temizlikle birlikte başındaki fötr şapkasını hiç unutamadığını ifade etmiştir. Teorik tarım derslerinin yanında; ‘toprağı teraslamayı, killi toprağın nasıl adam edileceği,ağaç budamayı, aşı yapmayı… ondan öğrendiklerini, puslu, hafif yağışlı havalarda bile tarlalara severek gittikleri belirtmiştir. Bir teneffüste yanlışlıkla bir fidenin üzerine basmasını gören Ziraat Ömer’in; kendisini çağırarak ”oğlim Çamlıbel’den 10 çam fidesi getirerek dikme” cezası verdiğini belirtmiş, dikimi yaptıklarını haber verdiklerinde ise gözlerindeki ışıltıyı ve sevincini hala hatırladığını ifade etmiştir. Tokat yolu civarı ve Pamukpınar çevresini binlerce kavak diktirerek kavaklıklar kuran, 200 bini geçen çam fidanı ile ‘YURDUGÜL FİDANLIĞINI’ yaratan Ziraat Ömer’in 10 adet çam fidanı dikilmesine sevinmesi öğrencisinin hafızasında kalıcı olmuştur. Mezuniyetinden önce okulda Ziraat Ömer’in yanına giderek Kelkit vadisinde mahlep yetiştirmek için yardım istediğini; anlattıklarını not aldığını, defalarca tekrar ettirdiğini, yardımcı olduğunu belirtmiştir. Öğrendikleriyle, 1977 yılında 12 dönüme 160 mahlep ağacı diktiğini, iyi gelir elde ettiğini ancak 12 Eylül sürecinde devam ettiremediğini ifade etmiştir. Bayram Öğretmen; Ziraat Ömer’i emekliliğinden sonra rahatsızlığı nedeniyle yattığı hastanede ziyaret ettiğini belirterek; yaptıkları sohbette kendisine; ”..öğretmenim ağabeyler tarım yazılılarında kızlara aşk mektubu yazıyoruz ama notlarımız değişmiyor’ dediklerini kendisine anlatarak sohbeti geliştirmek ister. Ziraat Ömer’in ise cevaben, ”…oğlim gençsiniz, elbette kızları da hayal edeceksiniz, ben sizin tarlada beli nasıl kavradığınıza, çapayı nasıl tuttuğunuza, aşı yaparken gösterdiğiniz sevgiye bakarım’ dediğini, bu olgun yaklaşımını kendisinin de öğretmenliğinde uygulamaya çalıştığını belirtmiştir. Ayrıca; Köy Enstitüleri dönemindeki bir kısım tarım uygulamalarının kendi dönemlerinde de devam ettirilmesinde Ziraat Ömer’in etken olduğunu ifade etmiştir.(15)
Tonguç’un mektup talimatında da belirtildiği üzere; ”..oraya yerleşip uzun müddet kalmak ve orayı iyice imar etmek üzere seni Pamukpınar Enstitüsüne gönderiyoruz.. ” açıklaması ve talimatı ile 1943 yılında göreve başlayan Ömer Yurdugül, 27 yıl sonra başı dik olarak, gönül rahatlığı ile 1970 yılı Haziran ayında emekliye ayrılır. Cumhuriyetimizin en önemli ve özgün eğitim, aydınlanma ve kırsal kalkınma projesi olan Köy Enstitüleri kapatılmasına, saldırı ve karalamalara uğramasına karşın ilkelerinden taviz vermeyerek yaşamı boyunca ‘Köy Enstitüsü’ rozetini yakasında taşımıştır. Ziraat Ömer’in Köy Enstitüleri Eğitim Sisteminin (KEES) önemli unsurlarından olan kırsal kalkınma ilkesini öne alarak eğittiği mezunların görev yaptığı köy veya bölgelerdeki örnek çalışmalarına, Köy Enstitüleri / Kırsal Kalkınma-Arıcılık-Diğer(1,2,3) başlıklı çalışmamızda yer verilmiştir.(16) Ak saçlı öğretmenlerimle yaptığım görüşmelerde 1948-52 dönemi mezunları ile 1963-71 mezunu öğretmenlerimin, yaklaşık 10 yılı aşan zaman farkına rağmen, benzer, paralel anlatımlar görmem Ziraat Ömer’in çalışma yaşamında ve 27 yıllık periyotta KEES’ne olan inanç ve bağlılığının bir göstergesi olduğunu belirtmek durumundayım.
Köy Enstitülerinin öncüsü YÜCEL-TONGUÇ-BAYIR’ların, Enstitülerde görev alan ÖĞRETMENLERİMİZİN, ZİRAAT ÖMERLERİN ve öğrencileri MECHUL ÖĞRETMENLERİMİZİN var ettiği Cumhuriyetimizin aydınlığına her zamankinden fazla ihtiyacımız olduğu günümüzde, ebediyete göçen enstitülere rahmet, ayakta kalan ak saçlı öğretmenlerimize de sağlıklar dileriz.
Ziraat Ömer’in AK SAÇLI ÖĞRENCİLERİNİN kısa özgeçmişleri aşağıda verilmiştir.

Hüseyin KIZILIRMAK; mezuniyetinden sonra Erzincan/Merkez ve Kemah’ın köylerinde bir müddet öğretmenlik yapmıştır. O dönem Erzincan M.E.Md. olan Nazif Evren’in (Dicle KE Md.) talebi üzerine Erzincan Halkevi çalışmalarında görevlendirilmiştir. Askerlik görevini takiben Kırıkkale/Hasandede Köyü ve merkez ilçe okullarında çalışmıştır.1969 yılında MEB hizmet içi müzik ve Mersin müzik kurslarına katılarak sertifika almış, Ankara’ya tayini ile çeşitli okullarda müzik öğretmeni olarak görev yapmıştır. 1966 yılında İlksen Kırıkkale Şube Başkanlığı da yapan Kızılırmak öğretmen 1977 yılında emekli olmuştur. Evli ve 4 çocuk babasıdır, Ankara’da ikamet etmektedir.

Kadim SERİNÖZÜ; mezuniyetinden sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümüne girerek bitirir. 1952 yılında Van Ernis KE’de öğretmenliğe başlar. Askerlik görevini takiben Sivas ve Amasya’da çeşitli ortaokul ve liselerde öğretmenlik ve yöneticilik yapan Serinözü; 1974 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’ne geçerek 1981 yılına kadar öğretmenlik yapmıştır. Ankara Atatürk Lisesi öğretmeni iken 1984 yılında emekli olmuştur. Çalışma yaşamında sürgün ve soruşturmalarla mücadele etmiştir. Evli ve iki çocuk babasıdır. Ankara’da ikamet etmektedir.

Mehmet BAKLACI; mezuniyetinden sonra Tokat’ın çeşitli köylerinde öğretmenlik yapmıştır. Gazi Eğitim Enstitüsü Pedogoji Bölümünü bitirdikten sonra Erzurum-Samsun ve Ankara’da İlk Öğretim Müfettişi olarak görev yaptı. TÖS ve Töb-Der üyesidir. Emekliliğini takiben bir müddet TED’de yöneticilik yapmıştır. Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nın onur üyesidir. Altı çocuk babasıdır. Ankara’da ikamet etmektedir.

Süleyman ÖZERDEM; mezuniyetinden sonra Sivas/Yıldızeli-Suşehri ve Şarkışla’nın çeşitli köylerinde grup köyleri sağlık memuru olarak 1964 yılına kadar görev yaptı. Aynı yıl sağlık kursuna katılarak şehirde çalışma hakkını kazanmasını takiben Erzurum/Çat sağlık ocağında görev yaptı. 1966 yılında Eczacılık Kursuna katılarak Eczacı Teknisyeni oldu. Takiben Erzurum Numune Hastanesi ve Doğumevinde görev yaptı. 1972 yılında Ankara Onkoloji Hastanesine tayin oldu. 1986 yılında emekli oldu. Evli ve altı çocuk babası olup, Ankara’da ikamet etmektedir,
Teoman ÖZERDEM; mezuniyetinden sonra Sivas/Suşehri ve Şarkışla’nın köyleri ile Erzurum/Çat ilçesinde öğretmenlik yapmıştır. 1966’dan emekliliğine kadar Erzurum ve Ankara’nın merkez ilk okullarında görev almıştır. Evli ve altı çocuk annesidir. Ankara’da ikamet etmektedir.

Süleyman ÖZEL; mezuniyetinden sonra Sivas/İmranlı ve Erzincan/Çayırlı ve merkez köylerinde görev yapmıştır. 1969 yılından sonra Ankara/Bala, İzmir/Selçuk ve Antalya/Demre’de çalışan Özel öğretmen 1992 yılında emekli olmuştur. TÖS ve Töb-Der üyesi olan Özel öğretmen; öğretmenliği döneminde ”dönemin soruşturma, görevden el çektirme, sürgün” süreçlerinden fazlasıyla nasibini almasına rağmen her süreçte aklanarak görevine dönmüştür. Evli ve beş çocuk babasıdır. Antalya’da ikamet etmektedir.

Mehmet Ali KAYA; 1963 yılında Yozgat İmam Hatip Okulu ile Pamukpınar İlk Öğretmen Okulu sınavlarını kazanmış, Pamukpınar’ı tercih ederek aynı yıl eğitimine başlamıştır. Mezuniyetinden sonra Hatay ve Hakkari/Yüksekova’da çalışır. 1969 yılında bir kaç aylık öğretmenken katıldığı TÖS’ün ‘Öğretmen Boykotu’ nedeniyle iki yıl yargılanır. TÖS üyesi de olan Kaya öğretmen Hakkari/Yüksekova’da arkadaşları ile Töb-Der’i kurarak öğretmenlerin sendikal mücadelesinde aktif rol alır, şube başkanlığı yapar. 12 Eylül 1980 darbesinden önce Malatya’ya tayin olan Kaya öğretmen; TCK 141-142 Md. yargılanarak ceza alması üzerine görevden alınır. Bilahare ilgili ceza maddelerinin kaldırılması üzerine cezası düşer. Bu süreçte tekrar öğretmenliğe dönmeyerek 1986 yılında tekstil işletmesi kurarak ticaret hayatına başlar, 2010 yılında da emekli olur. Evli ve iki çocuk babasıdır. İstanbul’da ikamet etmektedir.

Bekir Bayram; 1965 yılında kardeşi Kirami ile birlikte sınav kazanarak Pamukpınar İÖO na girdiğini, son sınıfta 1970 yılında ise yüksek öğretmen okulu giriş sınavlarını kazanarak Çapa’da hazırlık sınıfına başladığını belirtmiştir. 1971 yılında Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirmesini takiben Konya Selçuk-Gaziantep Eğitim Enstitüsü’nü de bitirerek 1975 yılında öğretmenliğe başlamıştır. 1987 yılında ise Marmara Üniversitesi Kimya öğretmenliği bölümünü bitirmiştir. İsparta/Gönen-Yalvaç, Amasya/Taşova, Tokat/Reşadiye liselerinde görev yaptıktan sonra 1985 yılında İstanbul Nişantaşı Kız Lisesine tayin olmuştur. 2000 yılında emekli olmuştur. Özel Eğitim kursları ve dershanelerde aktif çalışma hayatına devam etmektedir. Evli olup bir çocuk babasıdır. İstanbul’da ikamet etmektedir.

Kaynaklar:
1) Nuran Heper Ayyıldız / 05.11.2020 tarihli görüşme
2) Engin Tonguç / Bir Eğitim Devrimcisi İ.Hakkı Tonguç
3) Hasan Göztepe / Pamukpınar Yolcuları 2
4) Osman Yalçın / Bir Eğitimcinin Anıları
5) Niyazi Ünsal / Terör Olgusu ve Türkiye Gerçeği
6) Hüseyin Kızılırmak / 27.07.2020 tarihli görüşme
7) Kadim Serinözü / Yaşanılır Yarınlara
8) Kadim Serinözü / 20.07.2020 tarihli görüşme
9) Akşam / 23.06.1970 – Son dersini kır saçlı öğrencileri ile yaptı
10)Mehmet Baklacı / 22.07.2020 tarihli metin ve görüşme
11)Süleyman Özerdem / 24.06.2020 tarihli görüşme
12)Teoman Özerdem / 24.06.2020 tarihli görüşme
13)Süleyman Özel / 30.09.2020 tarihli metin ve görüşme
14)Mehmet Ali Kaya / 21.09.2020 tarihli metin ve görüşme
15)Bekir Bayram / 22.09.2012 tarihli metin ve görüşme
16)www.kalabalikcadde.com / Sercan Ünsal

 

 

 

15 YORUMLAR

  1. Okurken çok duygulandım.Ömer Yurdugülün öğrencisi olma onurunu hep taşıyacağım.Emekleri anlatmakla biyirilemez.Sercan beyi kutluyorum.Emeklerine sağlık.

  2. Can yücel’in şiiri miydi “Bir çocuğunuz olmalı/ Adı Deniz olmalı” ? Yani işte öyle bir şey! Yani Köy Enstitülü öğretmenlerin adı Niyazi Ünsal; çocuklarının adı da Sercan olmalı. Çünkü Sercan Ünsal Köy Enstitüleri ruhunu yaşatmaya çalışan ender bir insan. Sanki bir eğitimci, sanki bir öğrenci. Pek çoğumuz O’nun kadar bu felsefeyi diri tutmaya çalışmıyoruz. Teşekkür ederim Sercan Ünsal! Diline, yüreğine sağlık!

  3. Sercan beye verdiği bu değerli bilgiler için cok teşekkür ederim. Hiç bilmediğimiz farkinda olmadığımız değerleri bize hatırlattığı için. Başarıli çalışmalarının devamını dilerim.

  4. İlgiyle ve dikkatle okudum. Hani bir şiirde “Bir çocuğumuz olmalı/ Adı Deniz olmalı” diyor ya ben de diyorum ki “İnsan Köy Enstitülü bir Niyazi Ünsal olmalı/ Bir oğlu olmalı/ Adı Sercan Ünsal olmalı” Sercan Ünsal en az bizim kadar Pamukpınarlı. Köy Enstitüleri ruhunu yaşatmaya çalışan bir emekçi. Bizi zenginleştirdiği için kendisine teşekkür ediyorum.

  5. Rahmetli Babam Recep Hançer Pamukpınar 1946 mezunudur..1946..1954 Refahiye Conur köyü..1955..1957..Kemah..Tan köyü..1958..1974..Erzincan merkez Kurtuluş ilkokulu..1975..1979..İzmir merkez Ragıp Üzümcü..ilkokulunda görev yapmış..1979..2007 >İzmir Konak kitebevini işletmiş..ve 2007 de İzmirde vefat etmıştir…Saygılarımla..Recep oglu Yücel Hançer..

    • Değerli Hemşerim Yücel Bey.. Rahmetli babanızı ismen tanıyorum.. mekanı cennet olsun.. Duygu ve düşünceleriniz için teşekkür ederim.. Sevgi ve saygılarımla..

  6. Kaleminize sağlık, gözümde canlandırmamı sağlayacak kadar başarılı bir dille kaleme alınmış keyifli bir yazı. Tebrik ederim.

  7. 1956 yılı mezunu babam Hayrettin Kayapınar, pamukpınar öğretmen okulunu 1.likle bitirdikten sonra Urfa-birecekte 2 yıl, daha sonra Sivas-gürün-eskihamal köyünde 18 yıl , Karadoruk köyü/çöplü mezrasında 1983 yılına kadar öğretmenlik yaptı..emekli oldu.çöplü mezrasında atadan kalan araziye biraz daha arazi ilave ederek büyükçe denilebilecek bir arazide iki kardeşimle birlikte çiftçilik yapmakta..6 oğlu 1 kızına ilave olarak 20 torunu ve 2 de torun dan çocuğu var.. aile 3 mühendis, 1 avukat, 1 öğretmen, 2 çiftçi ile torunlardan: 2 doktor,1 pilot, 3 mühendis yetiştirdi..devamı geliyor inşallah..Nuran hanım dan dolaylı olarakta akrabalığımız olduğunu,bilirim, babam hep anlatır..çok güzel hafıza koymuşsunuz buraya..ellerinize,hafızanıza ve emeklerinize sağlık..saygı ve selamlarımı iletiyorum..

  8. Aynı zamanda abim 1978,ben 1980, kardeşim 1981 yılında pamukpınar öğretmen okulundan mezun olduk ..Yurdagül fidanlığında dikili ağaçlarımız var.yemekhanede patates soyduk, pancar söktük ..vs şimdide ülke kalkınmasında mühendis ve mimar olarak Eserler bırakmaya devam ediyoruz..

  9. Emeğinize kelamınıza teşekkür ediyorum. Ben Ömer Esen. 1988 Pamukpınar Öğretmen Lisesi mezunuyum.Bu kadar büyük bir emeğin bizlere nakledilmeden o kurumdan mezun olduğumu düşünüyorum. Oysaki o okulda bir tarih yatıyor. Keşke o değerler ile yetişmeye devam etseydik keşke.Kurumları geliştireceğimize siyasi çekişmelere heba etmişiz. En çok üzüldüğüm konudur. Köy Enstitüleri aslında Cumhuriyetin yeşeren fidanları idi. Üzerine koyarak devam edemedik malesef.Türk Milletine hizmet yolunda kalkınmaya ve aydınlanmaya katkı sunan nice mezunlarımızın varlığı geçmişten günümüze en büyük onur ve gurur vesilemizdir.Sevgi ve saygılarımla.

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz