Ana sayfa KÜLTÜR Miguel de Unamuno’nun Büyük Yalnızlığı

Miguel de Unamuno’nun Büyük Yalnızlığı

140
0
PAYLAŞ

Miguel de Unamuno, çağının en büyük düşünürü ve en büyük yazarıydı. İspanya’da sağın ve  solun akıl mahrûmu malûllerden teşekkül ettiğine inandığı için iki tarafa da eşit derecede uzak duruyordu. Yaşamı boyunca ülkesini kanserli hücreler gibi saran ve İspanya’nın uygar dünyaya  eklemlenmesine engel olan dogmalara karşı mücâdele ettiği bilinmektedir. Cumhûriyetten yanaydı ama, onun cumhûriyet anlayışı cühelânın yıkıcılığı değildi. Ronald Fraser’ın yazdığı gibi, ilk başta, askerleri “daha şerefli bir cumhûriyet” inşâsında fırsat  olarak görmüştü ( İspanya’nın Kanı, s. 262, 1995 ). Ancak, Casto Prieto Carrasco’nun 28  Temmuz 1936 günü La Orbada’da, Federico García Lorca’nın 18 Ağustos 1936 günü Peñón del Colorado’da ve Salvador Vila Hernández’in 22 Ekim 1936 günü Víznar’da öldürülmeleri, Miguel de Unamuno’yu manen ve fikren yıkacaktır.

Salamanca halkının büyük bir kısmı faşist ayaklanmayı 19 Temmuz 1936 günü Plaza Mayor’da öğrendi. O sabah saat 10.30 sularında General Garcia Álvarez valiyi arayarak, ona şehirde “savaş durumu ilân edilmesi” kararını bildirmişti. Yarım saat sonra da bir süvâri ve bir piyade müfrezesi Toro Caddesi’nden meydâna girecekti. Plaza Mayor’da toplanan merâklı kalabalıktan hiç kimse, askerlerin hangi taraftan olduklarını bilmiyordu. O sırada meydândaki kalabalığın arasında Birleşik Marksist Gençlik’ten birkaç militanın da bulunduğu görülmüştür. At üstündeki bir yüzbaşı, kararı okuyup, sözlerini “Yaşasın İspanya!” sloganı ile tamamlayınca, o solcu militanlar ona “Yaşasın Cumhûriyet!” ve “Yaşasın devrim!” sloganlarıyla karşılık vermeye başlar. Ne olduysa o ân olacaktır. Bir el silâh sesi duyulmuş ve Onbaşı Julián Riaño Álvarez yaralanmıştır. Artık ok yaydan çıkmıştır. Askerler onbaşının yaralanmasına Plaza Mayor’daki halkın üzerine ateş açarak karşılık verir. 25 yaşındaki inşaat işçisi Heliodoro Benito López, 51 yaşındaki imalatçı Modesto Varas Gabriel, 24 yaşındaki doktor Abel Sánchez Delgado, 58 yaşındaki imalatçı Francisco Coca y Coca ve 14 yaşındaki Celestina Sierra Polo olay yerinde ölürler. Yaralılardan 43 yaşındaki Andrés Lorenzo Candelario, 25 yaşındaki Luciano Sánchez Mateos, 27 yaşındaki Tomás de las Heras Martín, 23 yaşındaki Alejandra Mediero Medina, 22 yaşındaki Feliciano Pérez Diéguez ve 45 yaşındaki Serapio Escribano Pérez ise kaldırıldıkları hastahânede hayatlarını kaybedeceklerdir ( Salamanca 24 horas, 20 Temmuz 2018 ). Askerler ile solcular arasında şehrin Pizarrales ve Tejares mahallerindeki bazı küçük çatışmalar yaşanmasına karşın, faşistler Salamanca’da önemli bir mukavemetle karşılaşmamışlardır. Ama, şehirde cumhûriyetçi ve sosyalist kim varsa, tutuklamışlardır. Onların arasında Miguel de Unamuno’nun yakın dostu Casto Prieto Carrasco ve José Andrés y Manso da bulunuyordu. O gün Salamanca Hapishânesi’nde 65 kişi bulunuyordu. Carrasco’yu ve Manso’yu 2 numaralı hücreye kapatırlar ( Testimonio de voces olvidados, s. 308, 2007 ).

28 Temmuz gecesi, saat 23.00 sularında, General Manuel Garcia Álvarez tarafından imzalanan bir belgeye istinâden, Casto Prieto Carrasco’ya ve José Andrés y Manso’ya, Valladolid’e nakledilecekleri belirterek, bir arabaya bindirirler. Ancak, Salamanca-Valladolid arasındaki La Orbada mevkiinde vurularak öldürürülürler. 1275 sayılı ölüm belgeleri 29 Temmuz günü düzenlenmiştir.  Aslında, 19 Temmuz’dan itibâren Salamanca’daki kayıpların büyük kısmının La Orbada’daki toplu mezarlarda yattıkları tahmîn edilmektedir. Salamanca’dan yapılan infâzlar için, 336  ile 1.124 arasında rakamlar veriliyor. Şehirde kayda geçen resmî infâzlar ise 1936 yılının Temmuz ayında 2, Ağustos ayında 53, Eylül ayında 10, Ekim ayında 32, Kasım ayında 2 ve Aralık ayında 98 kişidir. Bu rakama 1937 yılında 61, 1938 yılında 18 ve 1939 yılındayda 9 kişi eklenecektir. 1940 yılındaki bir infâz ile birlikte toplamda 286 kişidir ( Testimonio de voces olvidados, s. 295, 2007 ). Mahkûmların resmî sayısını da biliyoruz. 1936 yılında 1.724 erkek 91 kadın, 1937 yılında 855 erkek 109 kadın, 1938 yılında 1.025 erkek 129 kadın ve 1939 yılındaysa  952 erkek 83 kadın ( Testimonio de voces olvidados, s. 296, 2007 ).

La Orbada’da yapılan kazılarda eksik parçalı hayli kalıntı bulunmasına karşın, tıp öğrencilerinin yıllardır dersleri için düzenli biçimde La Orbada’dan kemik topladıklarının öğrenilmesi, kazı ekibinde büyük şaşkınlığa neden olmuştur ( Memorial de la Orbada, 28 Temmuz 2013 ). 8 Temmuz ile 12 Temmuz 2013 arasında yapılan kazıdaysa, en fazla 17 veya 18 yaşlarındaki bir kişinin çıkan kalıntıları, kurbânların infâzlarından önce genellikle pek fenâ muâmele gördüklerine açıklık kazandırmaktadır. Maktûlün üç kaburga kemiği şiddetli bir darbe veya darbeler neticesinde kırılmıştır. Kafasında, alın, burun ve çene bölgelerinde de şiddet belirtileri görülmektedir. Ayrıca, infâzından önce uyluk kemiğinin kurşunla parçalandığı ve kol kemiklerinin darbeleri önlemeye çalışırken hasara uğradıkları bârizdir. Kafatasının sağ tarafındaysa  iki kurşun deliği bulunuyor. Mermiler, muhtemelen, bitişik veya yakın atış neticesinde dik açı ile isâbet ettiklerinden, bunlar yuvarlak şekilli deliklerdir ( Memorial de la Orbada, 13 Temmuz 2013 ).

Salamanca, İç Savaş’ın hemen başında milliyetçilere geçmiş ve aşırı sağın merkezi olmuştur. Palacio Episcopal de Salamanca da, Piskopos Enrique Plá Deniel tarafından karargâh olarak kullanması amacıyla Franco’ya tahsîs edilmiştir. Miguel de Unamuno’nun 19 Temmuz’dan sonra hayâl kırıklığına uğradığı, huzûrsuz ve öfkeli bir adama dönüştüğü muhakkaktır. Casto Prieto Carrasco ve Salvador Vila Hernández olmayınca, tek başına, ne yapacağını bilmez hâlde kalmıştır. Ama, onun asıl büyük yalnızlığı, 12 Ekim günü Salamanca Üniversitesi’nde yapılan Kolomb Günü töreninde başlayacaktır.

Görevi nedeniyle, mecbûren, Kolomb Günü törenine kızı Felisa de Unamuno ile birlikte gider. Felisa, salonda, izleyicilerin arasına oturur. Piskopos Enrique Plá Deniel ve José Millán-Astray y Terreros da salondadır. Törene Franco’nun karısı Carmen Polo biraz gecikerek katılır. Carmen Polo’ya muhâfız Juan Crespo eşlik etmektedir. Carmen Polo, kürsüde, Miguel de Unamuno’nun sağ tarafına oturur. Juan Crespo ise, hayrânı olduğu monarşist şâir José María Pemán’ı rahatça dinleyebilmek için kapıya yakın bir yerde, ayakta bekler. Törene José María Pemán ile gelen monarşist yazar Eugenio Vegas Latapie ise platformdadır. İlk konuşmacı olan José María Ramos y Loscertales’in, Basklar ve Katalanlar hakkında Baltasar Gracian y Morales’ten bir alıntı yapması üzerine, Miguel de Unamuno’nun cebinden mavi bir zarf çıkardığı anımsanmaktadır. Eugenio Vegas Latapie, Miguel de Unamuno’nun zarfın arkasına bir şeyler karaladığını söyler. Juan Crespo da desen çizdiğini veya kâğıttan kuş yaptığını anımsamaktadır. Miguel de Unamuno’nun çok iyi desenler çizdiğini ve kâğıttan kuş yapmaya bayıldığını biliyoruz. Onun kâğıttan kuş yapma tutkusu 1902 yılında yazdığı bir romanına bile konu olmuştur ( Aşk ve Pedagoji, s. 187-208, 2017 ). Bu mavi zarf,  papaz Atilano Coco Martín’in karısı Enriqueta Carbonell Carratalá’dan gelen mektûbun zarfıydı. Atilano Coco Martín, Mason olduğu gerekçesiyle faşistler tarafından tutuklanmıştı. Enriqueta ise o mektûbunda profesörden kocasının serbest bırakılmasına yardımcı olmasını istiyordu. Ama, Unamuno’nun Atilano Coco Martín için artık yapabileceği hiçbir şey yoktu.

José María Ramos y Loscertales, konuşmasını tamamlayınca, programda olmadığı hâlde, Miguel de Unamuno söz alır.

” Basklar’dan ve Katalanlar’dan bahsediyorsunuz. Ama, öğrenmek istemediğiniz Hıristiyanlığı size öğretmeye çalışan Piskopos Enrique Plá Deniel bir Katalan, bense bir Bask’ım.”

Bunun üzerine, José Millán-Astray y Terreros ayağa fırlayıp, “Konuşmak istiyorum, izin verin de ben konuşayım!” diye bağırmaya başlar. Miguel de Unamuno kadar salonda kim varsa, hepsi şaşkındır.

Carmen Polo’ya eşlik eden muhâfız Juan Crespo olayı şöyle anlatır:

” …  José Millán-Astray y Terreros’un tavrı her zamanki gibi abartılıydı. Sokakta insanlar, onun, tek bacağı, tek kolu ve tek gözüyle kendilerine doğru geldiğini görseler, kaçarlardı. Ayrıca, bitmek bilmez tiradları yüzünden de çok sıkıcı biriydi. İnsanı kolundan yakalar, konuşur da konuşurdu. Ama o sırada çok öfkeliydi ve kekeliyordu,” ( İspanya’nın Kanı, s. 264, 1995 ).

Miguel de Unamuno’nun kızı Felisa de Unamuno’nun tanıklığıysa şu şekildedir:

” … Dinlenmesi imkânsız şeyler söylemeye başladı. Kesinlikle bir deliydi. Plaza Mayor’da da, herkesin kucaklaşıp öpüşmesini emredenin bu deli olduğunu herkes biliyordu,” ( İspanya’nın Kanı, s. 264, 1995 ).

José Millán-Astray y Terreros’un ne söylediğini doğru dürüst anımsayan yok, ama konuşmasını “Aydınlara ölüm! Yaşasın ölüm!” sloganıyla tamamlayınca, yer yerinden oynar.

” Aydınlara ölüm!”

” Hâin aydınlara ölüm!”

” Yaşasın ölüm!”

Sloganlar kesilir gibi olduğunda, Miguel de Unamuno konuşmasına devâm eder. Onun yaptığı konuşmanın yazılı bir kaydı yoktur ama, çok sayıda kurgusal şekli bulunuyor. Onların en iyisinin Emilio Salcedo’nun Vida de Don Migul ( Anaya, 1964 ) isimli biyografik eserinde olduğu kabûl edilmektedir. Bununla birlikte, bulabildiğim metinlerden birbirlerini doğrulayan cümleleri esâs alıp, aşağıdaki metni oluşturdum. Kuşkusuz bir belge değeri yok.  Ama, yine de, Unamuno’nun ders niteliğindeki konuşmasına meâlen ışık tutacağı kanısındayım.

“ … Ne söyleyeceğimi merâkla beklediğinizi biliyorum. Beni tanıyorsunuz, hiç susmadım ve bundan sonra da  susmayacağım. Yaşamımda, susmayı ve suskun kalmayı bir türlü öğrenemedim. Çünkü, susmanın, yalan söylemek olduğuna inanıyorum. Bu nedenle, kısa konuşacağım.

Süsleme yapmaksızın ve her tarafa çekilebilecek cümleler kurmaksızın, düşündükleriniz dile geldiğinde, gerçekler, en çıplak şekilde görünürler.

Bu çerçevede, biraz önce dinlediğimiz Genaral Millan-Astray’in konuşmasına, birkaç şey eklemek istiyorum.

Onun Basklar’a ve Katalanlar’a ilişkin iftirâ ve aşağılamalarındaki kişiliğime yönelik olan ayrıntıları bir yana koyuyorum. Hepimiz burada ‘Yaşasın ölüm!’ diye marazî ve manâsız bir slogan duyduk. Bu sloganın benim için tiksindirici bir barbarlık olduğunu baştan söylemeliyim.

General Millan-Astray bir malûldür. Böyle derken, asla bir kabalık yapmıyorum ve onun hakkında kötü bir düşüncem de yok. Evet, kendisi gerçek bir harp malûlüdür. Biliyorsunuz, Cervantes de bir harp malûlüydü. Bugün İspanya’da, ne yazık ki, çok fazla malûl var. Şâyet, Tanrı bize yardımcı olmazsa, yakın bir gelecekte, malûl insanlara değmeden yürüyemeyeceğiz.

General Millan-Astray’in o slogana bağlı bir kitle psikolojisinin temellerini atmakta olduğu düşüncesi, bana acı veriyor. Cervantes’in rûh büyüklüğüne sâhip olmayan bir malûlün, takıntılarından kurtulup rahatlamak yerine, başkalarının da kendisi gibi malûl kalmasını ârzûladığından emîn olun.

Yenmek iknâ etmek değildir, aslolan önce iknâ etmektir. Ama, duyguya ve akla yeterince yer vermeyen kin, hiçbir zaman iknâ edemez. Evet, siz galib geleceksiniz, çünkü, herkesten daha fazla kaba kuvvete sâhipsiniz. Ama, insanları asla inandıramayacaksınız. Çünkü, inandırabilmeniz için, iknâ  edebilmeniz gerekli. İknâ  için de, sizde bulunmayan iki şey gerekiyor. Akıl ve mücâdelede haklılık.

Sizleri İspanya’yı düşünmeye çağırmanın, İspanya için tasalanmanızı beklemenin bir yararı olmadığını, bunun beyhûde bir çaba olduğunu düşünüyorum. Bu kadar!”

Kıyâmet yeniden kopar.

” Hâin aydınlara ölüm!”

” Aydınlara ölüm!”

” Yaşasın ölüm!”

Bu defa faşist subaylar tabancalarını çekmiş, José Millán-Astray y Terreros’un muhâfızı olan  gedikli çavuş, elindeki hafif makinelisini Miguel de Unamuno’nun üzerine doğrultmuştur. Eugenio Vegas Latapie,  José Millán-Astray y Terreros’un, “Unamuno, Bayan Carmen Polo’nun önünden çekil!” diye bağırdığını anımsıyor  ( İspanya’nın Kanı, s. 265, 1995 ). Bunun üzerine Carmen Polo, yerinden kalkıp, Miguel de Unamuno’nun koluna girer ve  José Millán-Astray y Terreros’un muhâfızına silâhını indirmesini işâret eder. Ardından da, kendi muhâfızlarını yanına çağırır.

Juan Crespo yaşanan  kargaşayı şöyle anlatıyor:

” … Hemen ikisinin çevresini sardık. Teğmenimiz Bayan Carmen’in emriyle, Unamuno’nun diğer tarafına geçip, onu koluyla omzundan kendisine doğru çekti. Salondaki öfkeli gürûhu dipçiklerle yanımızdan uzaklaştırmaya çabalarken, onlardan ‘Kızıl alçak!’ bağırtıları duyuluyordu. O kalabalığı ite kaka yardık. Bayan Carmen ise otomobilinin kapısını kendisi açtı ve Teğmen’den Unamuno’yu evine bırakmasını istedi,” ( İspanya’nın Kanı, s. 265, 1995 ).

Bayan Carmen Polo’nun Miguel de Unamuno’ya yapılanlara çok üzüldüğü ve kızdığı muhakkaktır. Bu konuda araştırmacıların en ufak bir tereddüdü bulunmuyor. Juan Crespo, “Unamuno yıkılmıştı, kafası sanki omuzlarının arasına gömülmüştü” derken,  Felisa de Unamuno da, “Babama hakaret edilmesini ve ‘Aydınlara ölüm!’ diye bağırılmasını üniversiteden  sadece Bermejo’nun protesto etmesi çok üzücüdür. Ama, Lorca’nın kanı ellerindeyken, babamın cânına da kastedebileceklerini düşünmüyordum” açıklamasını yapar.

Üniversitedeki tatsız olay  Miguel de Unamuno’nun asâbını bozmuştur. Ama, öğle yemeği sonrasında, Plaza Mayor’a pek yakın olan Casino’ya yürüyerek gidip, kafasını dağıtmak ister. Casino’nun kapısında göründüğündeyse, içeriden “Kızıl!”, “Hâin!”, “Atın şunu dışarıya!” ve “Bu adam İspanyol değil!” gibi protestolar yükselir. Hepsi de tanıdığı, yıllardır sohbet ettiği insanlardır. Kapıda donup kalmıştır. Bu olaydan sonra vefât ettiği 31 Aralık 1936 gününe kadar evinden pek  çıkmayacaktır. Kapısına bir polis dikilir, Casino üyeliğinden çıkarılır ve üniversite senatosu tarafından BOE kaydına göre 28 Ekim’de görevinden uzaklaştırılır. 6 Ağustos 1936 ile 26 Aralık 1936 arasında farklı gazetecilere 15 söyleşi vermiştir. O söyleşilerde, yaşananlara rağmen, Unamuno’nun ayaklanan askerlerin hepsini bir tutmadığı görülmektedir. Franco’yu ve Mola’yı ise, sağduyulu ve ahlâken dürüst kişiler olarak değerlendirmiştir. Kendini için de “Ben ne bir faşistim ve de bir Bolşeviğim. Ben, yapayalnız bir adamım!” yorumunu yapması dikkat çekicidir ( Teller Report, 1 Ekim 2019 ).  16 Kasım’da Salamanca bombalanır. 9 Aralık günü papaz  Atilano Coco Martín’ın kaybolduğunu işitir. Muhtemelen o da La Orbada’da infâz edilmişti. Artık yeni rejim için “Afrika tipi militaristleşme” tanımını kullanmaya ve bunun da insan vakarını öldürmenin aracı olduğunu düşünmeye başlamıştır. 21 Aralık’ta, karısının mezarını ziyâret etmek için kısa bir süreliğine evden çıkar. 31 Aralık Perşembe günüyse, Salamanca kar altındayken, saat 16.30 sularında kapısı son defa çalınır…

Acaba, 12 Ekim günü, “Lorca’nın kanı ellerindeyken, babamı öldürmeye cesâret edemezler” düşüncesindeki  Felisa de Unamuno, yanılmış mıydı?

Bazı araştırmacılar, Miguel de Unamuno’nun, “arteriyoskleroza ve arteriyel hipertansiyona bağlı bulbar kanaması” nedeniyle ölmeyip,  Bartolomé Aragón Gómez tarafından öldürüldüğünü iddiâ etmektedirler.

Miguel de Unamuno’yu 31 Aralık’ta sağlıklı olarak son gören kişinin Bartolomé Aragón Gómez olduğu doğrudur. Saat 16.30 sularında Bordaderes Caddesi 4 numaranın kapısını çaldığında,  evde Miguel de Unamuno’dan ve hizmetçileri Aurelia’dan başka kimse yoktur. Aurelia, ziyâretçiyi karşıladıktan hemen sonra, mutfağa girmiştir. Miguel de Unamuno’nun 17.30 ile 18.00 arasında ölmesine nazaran, Bartolomé Aragón Gómez’in 4 numarada aşağı yukarı bir saat kaldığını söyleyebiliriz. 

Gómez’in Unamuno’yu ziyâret gerekçesi nedir, tam manâsıyla bilinmiyor. Ama, ikisinin arkadaş olmadıkları kesindir. Hatta, Antonio Heredia Soriano’nun Bartolomé Aragón: último interlocutor de Unamuno ( Naturaleza y gracia, S. 2/3, s. 837-876, 2000 ) başlıklı araştırmasındaki bilgileri esâs alırsak, Gómez’in mesleğinde bile bir hatâ olması gerekiyor. Yazılanlar, Troçki’yi öldüren Ramón Mercader ne kadar iş adamıysa, Gómez’in de ancak o kadar öğretmen olduğuna işâret ediyor. Bununla birlikte, Gómez’in anlatımına  göre, sohbet sırasında Miguel de Unamuno’nun başı masaya düşünce, onu kucaklayıp kanepeye taşımış ve yardım istemiştir.    

Aile dostları Bayan Pilar Cuadrado ise Miguel de Unamuno’nun ölümünü biraz farklı anlatıyor. Yardım istenmesi üzerine, María ve  Pilar koşmuşlar, baygın hâldeki Unamuno’yu, Aurelia da dâhil, hep birlikte kanepeye taşımışlardır. Miguel de Unamuno onların yanında, kanepede son nefesini vermiştir. Ölmeden önceki son sözünün, “Tanrı arkasını İspanya’ya dönemez. İspanya kurtarılacak, çünkü kurtarılması gerekiyor!” olduğu söylenir.

Bir travma yaşayayanların, olayı farklı şekillerde anlattıkları sıklıkla görüldüğünden, anlatımlar arasındaki tenâkuz bu nedenle de olabilir.  

Jean Claude Rabaté’nin de belirttiği gibi, Unamuno’nun ölümünde şüphe çekebilecek noktaların bulunduğu muhakkaktır. Sonraki tıbbî ve hukukî tartışma husûsları için Francisco Blanco Prieto’nun makalesine bakılabilir ( Conversación sobre la Historia, 30 Kasım 2020 ). Kim ne yazarsa yazsın, Bartolomé Aragón Gómez’in Miguel de Unamuno’yu öldürdüğüne ilişkin hiç kimsenin elinde bir kanıt yoktur. Yarın bir gün çıkar mı, bilemiyorum. Bununla birlikte, Salamanca’da, Miguel de Unamuno’nun zehirlenerek öldürüldüğü dedikodusunun hemen yayıldığı bütün araştırmalarda yer alıyor.       

 Salamanca’daki söylentiler üzerine, Víctor de la Serna’nın, Falanjist aydınlara çağrıda bulunarak, Unamuno’nun cenâzesini tüm şüpheleri ortadan kaldıracak bir saygı eylemine dönüştürmelerini emrettiği bilinmektedir. Buna karşın, Falanj, ancak Campo de San Francisco’da cenâzeye el koyabilecektir ( La Opinión, 30 Aralık 2015 ). 

Felisa de Unamuno, “Madrid’deki erkek kardeşlerim babamızın milliyetçiler yüzünden öldüğünü haber aldıklarında, gönüllü olarak savaşa katıldılar” der. Onlardan biri Ramón de Unamuno’dur. 66’ncı Tugay’a bağlı Numancia Taburu ile 16 Şubat 1937 günü Jarama’ya gönderildi.  Ahora gazetesi, 25 Şubat 1937 günlü nüshasında, Ramón’un öldüğünü haber yapmıştır. Ölüm haberi doğru değildir ama, Ramón, 18 Şubat 1937 günü Morata de Tajuña mevkiinde suratına isâbet eden şarapnel parçalarıyla ağır yaralanmıştır. Parçalardan biri sağ gözüne girmiş, ikincisi sağ elmacık kemiğini dağıtıp boynundan çıkmış, üçüncüsüyse ağzına büyük hasar vermiştir. Madrit’teki hastahâne dolu olduğundan, Valensiya’ya nakledilir. La Estampa gazetesinin 3 Nisan 1937 günlü nüshasında Luisa Carnés’in kendisiyle yaptığı bir söyleşi vardır. O ayın içindeyse tedâviye Paris’e gönderilir. İç Savaş bittikten sonra bir süre daha Paris’te kaldığıni biliyoruz. İspanya’ya tam olarak ne zaman döndüğüyse  tartışmalıdır. Ancak, BOE’ye göre, 31 Aralık 1953 günü, Pontevedra Ulusal Orta Öğretim Enstitüsü’ne matematik hocası olarak ataması yapılmıştır. 7 Mayıs 1969 günü de 59 yaşında vefât edecektir.  

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz