Ana sayfa KÜLTÜR “Talan Şiirleri”

“Talan Şiirleri”

153
0
PAYLAŞ

Süleymaniye, 1976-1980: Bir cebimde Attilâ İlhan, bir cebimde Hilmi Yavuz. Osman Amca’nın kahvehânesinde ben Hilmi Yavuz okurken, semtin tekir kedileri de Vega radyodan yükselen nihavend şarkıları dinliyorlar.

Osman Amca deyip geçmemeli, Kavanoz Mehmetler’in, Kampana Ahmetler’in, İskete Hakkılar’ın, Parmaksız Yorgiler’in soyundan eski bir kabadayı, öyle herkesi kahvehânesine sokmaz. Bir beni alıyor içeriye, kedileri, Hamamizâde İsmail Dede Efendi’yi ve de tavşan kanı kaçak Seylan çayını sevdiğimden.

Ahmet Zeki Pamuk ile Cengiz Güngör’ün dersten çıkmalarını bekliyorum, Safa Meyhânesi’ne gitmek için, Arnavut Süleyman çoktan Tursil beyazı örtüleri masaya sermiş, Çıtır’ı da hazırlatmıştır.

Derken, köşeden çıkıyorlar, ceplerinden Hilmi Yavuz’un dizeleri kanatlanıp uçuşurlarken: Bir şişe Kulüp, artık mezeye de gerek yok!

Isparta, 1984: Bostancı’yı çirkinleştiren bir tabelada bırakıyorum, Besim Dalgıç, Mustafa Baldan, Timuçin Özyürekli ve ben “günde dört mevsim” Davraz Dağı’na bakıyoruz, dağ da biz sakıncalılara. Körleşen bir güneşin ve kuduz bir köpek gibi soluyan rüzgârın altında, Hilmi Yavuz’un Doğu Şiirleri’ni ve Yahya Kemal’in Rindlerin Ölümü’nü okuyoruz, elden ele, üstümüzdeki haki renk solana kadar…

Bir yıldız kayıyor rüyâlarımdan ve kötü bir çağa uyanıyorum.

Hilmi Hocam, sen bize soruyorsun, ben de sana senin dizelerinle soruyorum:

“kim kaldı, rüyaları incelmiş,/ hayalleri şiire biraz / sevda sözü olanlardan?”

Osman Amca da, Arnavut Süleyman da, Cengiz Güngör de, çoktan o güzel atlara binip gittiler.

“ve atlar, güzel atlar/ doludizgin Gayb’a doğru:/ Aşkar ya da Rahşan…”

Artık…

“her şey ayaklar altında:/ kalbim, paspas! / Hüzün, itibardan düştü…”

Ah Hocam, dağıttın beni!

Hilmi Yavuz: Her şeyi bir rüyâya yazan adam. Galib’in ve de Yahya Kemal’in yanında…

Siirt, 1965-1966: Dolunayın kuyulara yavaşça düştüğü, yıldızların damlardaki büyük laciverdî yorgana üşüştüğü Siirt. Oradan çocukluğumu kanattın Hocam! Bana Siirt yıllarını yaşatacak artık ne babam, ne de anam kalmışken, bir senin Doğu Şiiri’n kaldı.

Hilmi Hocam, son sözüm şu olacak:

“sana yazamadıklarımı / kalbime/ böyle / yazdım…”

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz