Ana sayfa DOSYA UNUTULMUŞ YAZARLAR – 30

UNUTULMUŞ YAZARLAR – 30

237
0
PAYLAŞ

Mehmet Lütfullah Erişçi

Bir Maktûlün İşçi Sınıfımızın Tarihçisi Olarak Portresi

Milliyet gazetesinin 7 Ağustos 1971 günlü nüshasının 3’üncü sayfasında “Eski Tezgâhtar İş İstemeye Geldiği Kitapçıyı Öldürdü” başlığıyla çıkan haber şöyledir:

” Ankara Caddesi’nin tanınmış kitapçılarından Lütfi Erişçi, önceden yanında çalıştırdığı Tamer Lokum ismindeki tezgâhtarı tarafından dün bıçakla öldürülmüştür. Katil, olaydan sonra bir trafik polisi tarafından vurularak yakalanmıştır.

Tamer Lokum, dün Ankara Caddesi 44 numaralı Yeni Üniversite Kitabevi’nin sâhibi Lütfi Erişçi’nin yanına gelerek yeniden iş istemiştir. Çıkan tartışma sonunda Tamer Lokum bıçağını çekmiş ve Erişçi’yi biri kalbinden olmak üzere üç yerinden vurmuştur. Olaydan sonra kaçmak isteyen katil, görevli trafik polisi Ahmet Şengül tarafından bacağından ve kalçasından vurularak zararsız hâle getirilmiştir.

Erişçi ise İlkyardım’a kaldırılırken yolda ölmüştür. Maktûl bir çocuk sâhibi olup, Türkiye’de İşçi Sınıfının Tarihi isminde bir eser yazmıştır.”

Mehmed Kemal, olayın ertesi gününde gördüklerini şöyle anlatır:

” … Olaydan sonra uğradım. Yerler kan içindeydi. Kitaplar kanlıydı. Şişe kırıkları yerlere saçılmıştı. Avukat Faris, birkaç dostu, ilgililer, sayım yapıyorlardı. Dükkânın camlarını kâğıtlamışlar, bir gün önce geçen felâket görünmesin diye.”

Katil Tamer Lokum’un yakalanmasını ise, gazetedeki haberden biraz daha farklı yazacaktır:

” … Çıkmamış dükkândan delikanlı. Elinde bıçak, sağa sola sallarmış. Polisler gelmiş. Tutmak, çıkarmak istemişler. Onlara da saldırmış. Birkaç el kurşun sıkmış polisler.”

10 Ağustos 1971 günü, Milliyet‘in 9’uncu sayfasında, Cumhuriyet‘in ise 5’inci sayfasında Mehmet Lütfullah Erişçi’nin vefât ilânı yayımlanır:

” İstanbul Gümrük Müdürlüğü’nden emekli merhûm Hasan Nimet Bey’in ve merhûme Naciye Hanım’ın oğlu, Şefika Erişçi’nin çok sevgili eşi, Ayşe Erişçi’nin kıymetli babası, Yeni Üniversite Kitabevi’nin sâhibi, Türk işçi sorunlarının ilk araştırmacılarından, yazar Mehmet Lütfullah Erişçi ( Lütfi Erişçi ) 6 Ağustos 1971 günü müessif bir olay sonucu vefât etmiştir. Cenâzesi 10 Ağustos 1971 bugünkü Salı günü Bâyezid Câmii’nden öğle namazını müteakip kaldırılarak, Eyüp Sultan’daki aile mezarlığına defnedilecektir.”

Ailesi ve Tahsîli

Bir kaynağa göre 4 Mart 1915 günü Etyemez’de doğmuştur. İstanbul Gümrüğü Umûm Müdürlüğü’nden Hasan Nimet Bey ile sâlihât-ı nisvândan Naciye Hanım’ın oğludur. Vâlidesi Naciye Hanım 1956 yılında vefât edecektir ( Milliyet gazetesi, s. 2, 10 Mayıs 1956 ). Abidin Nesimi’ye anlattığına göre, çocukluğunda Kadıköyü’nde oturularmış ( Türkiye Komünist Partisi’nde Anılar ve Değerlendirmeler, s. 184, 1979 ). Orta kısmı Kızıltoprak’taki Taş Mektep’te okur. Lisede öğrencilerken o ve Kandiyeli bir ailenin oğlu olan okul arkadaşı Talât Erben, komünist Hikmet Kıvılcımlı ile ilişki kurdukları için okuldan atılmışlar. Bu lise hangisidir, kesin bir bilgimiz bulunmuyor. Kebikeç‘in tıpkı basımının başında Lütfi Erişçi’nin Haydarpaşa ve Kabataş liselerinde okuduğu belirtilir ( Kebikeç Yayınları, 1997 ). Talât Erben’in de Haydarpaşa Lisesi’nde okumasına nazaran, atıldıkları lise Haydarpaşa olabilir. İkisi de liseyi dışarıdan bitirmişlerdir.

Lütfi Erişçi, ahbâbından Abidin Nesimi’ye, liseden atılması nedeniyle pederinin üzüntüden vefât ettiğini söylemiştir ( Türkiye Komünist Partisi’nde Anılar ve Değerlendirmeler, s. 184, 1979 ). Ancak, Hasan Nimet Bey’in vefâtındaki asıl neden, oğlunun okuldan atılması olmayabilir. Abidin Nesimi belki yanlış anlamıştır, belki de aklında öyle kalmıştır. Çünkü, gazetelerde yaptığım araştırmada, Hasan Nimet Bey’in 1929 ile 1932 arasında hayli sıkıntılı günler yaşadığını tesbit ettim. Vakit gazetesinin 4 Kânun-ı Evvel 1929 günlü nüshasının 1’inci sayfasında “Müdür Bey’in Hiddeti” başlığıyla verilen haber şöyledir:

“Dün bir refikimiz Galata İthalât Gümrüğü Müdürü Nimet Bey’in vazifesinden alınarak, yerine Müfettiş Kemal Bey’in getirileceğini yazıyordu.Bu haberi tahkik etmek üzere Nimet Bey’i görmek isteyen muharririmiz gayet garib bir muâmeleye marûz kalmıştır.

Müdür Bey komisyoncuları birer birer haşladıktan sonra dönmüş ve muharririmizin hüviyetini anlayınca büsbütün kızıp köpürmeye başlamıştır.

Nimet Bey masasının üstünde bir gazete yakalayarak Türk gazeteleri aleyhine ağır kelimeler sarf etmiştir.”

Cumhuriyet‘in 5 Haziran 1931 günlü nüshasının 3’üncü sayfasındaki bir haberde, Galata İthalât Müdürü Nimet Bey’in meslekte 30 yılı doldurduğu hâlde başarılarından dolayı emekli edilmediği yazılıdır. Cumhuriyet’in 13 Teşrîn-i Evvel 1931 günlü nüshasının 2’nci sayfasında ise “bir çok kaçak eşyâ derdestinde ve bilhassa on beş sandık silâh kaçakçılığının meydâna çıkarılmasında büyük hizmetleri olan” Nimet Bey’in Galata’dan İstamnbul Gümrüğü’ne tayîni haber yapılmıştır. Ancak, 12 Teşrîn-i Evvel 1931 günlü Son Posta gazetesinin 2’nci sayfasındaki haber biraz daha farklıdır. Son Posta‘ya göre, Galata İthalât Gümrüğü’nde gerek son yıllarda vuku bulan sirkatlar, gerekse de lüks eşyâ ithalinin bu gümrükte artması üzerine, Galata İthalât Müdürü Nimet Bey İstanbul Gümrük Müdürlüğü’nün emrine alınmıştır. Milliyet‘in 13 Teşrîn-i Evvel 1931 günlü nüshasının 3’üncü sayfasında ise, Galata İthalât Müdürü Nimet Bey’in İstanbul’a, İstanbul İthalât Müdürü Memduh Bey’in Galata’ya becâyiş edildikleri yazar.

 Cumhuriyet gazetesinin 3 Mart 1932 günlü nüshasının 2’nci sayfasındaki haberdense, İstanbul Gümrüğü Müdürü Nimet Bey’in tekaüdlüğünü istediğini öğreniyoruz.

Cumhuriyet‘in haberi 3 Mart 1932 günlü Akşam‘ın 4’üncü sayfasındaki “Kısa Haberler” bölümünde farklı verilir:

” İthalât Gümrüğü Müdürü Nimet Bey dün vazifesinden istifâ etmiş ve arkadaşlarına vedâ ederek ayrılmıştır. Nimet Bey buna sebeb olarak yorgunluğunu göstermiştir.”

20 Mayıs 1935 günlü Zaman gazetesinin 7’nci sayfasının 6’ncı sütununun en altındaki “İrtihâl” ilânı şöyledir:

” İstanbul İthalât Gümrüğü Müdüriyeti’nden mütekait Bay Nimet vefât etmiştir. Kendisi nâmûslu bir memûr idi. Allah rahmet eylesin.”

İrtihâl ilânında bilhassa “nâmûslu bir memûr” olduğunun vurgulanmasının, onun 1929 ile 1932 haksızlığa uğradığı, bu yüzden de üzüntüden yorulup hastalandığı manâsında okunması gerektiği düşüncesindeyim. Kaldı ki, Nimet Bey’in vefâtında Lütfi Erişçi 20 yaşındadır, bu yaşta lisede öğrenci olması pek mümkün görünmüyor.

Kıvılcımlı ve Erişçi

Hikmet Kıvılcımlı ile ilişkisi nedeniyle liseden atılan Lütfi Erişçi için Vedat Türkali Komünist isimli eserinde şunu yazar:

” Doktor Hikmet’ten nefret ediyordu,” ( s. 60, 2001 ).

Bu nefretin nedenini de şöyle îzâh edecektir:

” … 1 Mayıs tutuklamalarında arkadaşlarına yapılan baskıları gördüğü, bildiği hâlde, açılan davâda tanıklık etmekten korkmuş, polisin yaptığı baskıları görmediğini söylemiş çıkarıldığı mahkemede. Kendisini tanık gösteren Hikmet Kıvılcımlı’ya nefreti de bundanmış,” ( Komünist, s. 62, 2001 ).

Vedat Türkali’nin yazdığı ne kadar doğrudur, bilemiyorum. Çünkü, o da bunu Hasan Basri Alp’ten duymuş. Ama, Hasan Basri Alp, İstanbul’a 1941 yılında geldiğinde, Lütfi Erişçi’yi Kıvılcımlı çevresinden tanıdığına göre, Lütfi Erişçi’nin Kıvılcımlı takımıyla ilişkisinin 1938 Tevkikatı’ndan sonra da devâm ettiği anlaşılıyor.

Liseyi dışarıdan bitirir ve İstanbul Hukuk Fakültesi’ne girer.

” … Hukuk Fakültesi’ne pek seyrek uğrayan öğrencilerdendi. Fuat Altuğ’dan alırdım haberini ya, fakülteden değil ikisinin de uğrak yeri Divanyolu’ndaki Adliye Kırâathânesi’nden. Fuat, kâğıt oyununa düşkündü, Lütfi de kahvehâneye alınan günlük gazetelere. İkisi de bitiremedi Hukuk Fakültesi’ni. Tarihçi titizliği ile şaşmadan her gün kahvehâneye gelip gazetelerden notlar alır, önemli bulduğu yazıların özetini çıkarır, arşivlerdi,” ( Komünist, s. 60, 2001 ).

Nevzad Sudi de Küllük Anıları‘nda benzer şeyleri yazar:

” Lütfi Erişçi’yi 1939 yılında tanımıştım. Hukuk Fakültesi’nde öğrenciydi; ancak fakülteye gitmez, sürekli Adliye Kırâathânesi’nde otururdu. Köşede belli bir masası vardı. Orada oturur, önüne yığdığı günlük gazeteleri ilgiyle inceleyerek, başını kaldırmadan, durup dinlenmeden bir takım notlar alırdı. Çalışmasını engellememek için genellikle yanına gitmezdik onun. Kalın bağa gözlükleri yoktu o vakitler. Küçük gözleri yorucu çalışmadan kızarmış, arada bir başını kaldırır, göz kapaklarını sürekli kırpıştırırdı. Belki de önemsemezdi, ama gözünün bozukluğu o günlerde başlamış olmalıydı,” ( Karşı Yayınlar, s. 102 ve 103, 1997 ).

Lütfi Erişçi İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisiyken, Aksaray’da, Kâtip Musliddin Sokağı’nda babadan kalma evlerinde annesi Naciye Hanım ve evlâdlıkları Şefika ile oturmaktadır. Sanırım   pederininin memûriyyetinden dolayı Naciye Hanım’a bağlanan emekli maaşıyla ve alt katın kirasıyla geçiniyorlardı. Bir ara Baltacıoğlu’nun Yeni Adam dergisinde çalışır, orada tashîh işi yapar. Ama, parasızlıkla boğuşan dergiden doğru dürüst para aldığını hiç sanmıyorum. Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu yokken, Baltacıoğlu’nun oğlu Tuna ve onun arkadaşlarıyla futbol oynar. Tuna Baltacıoğlu Yeni Adam Günleri isimli anı kitabında şöyle yazacaktır:

” … Lütfi Erişçi iyi futbol oynardı. Babam yokken gider, Lütfi Erişçi’yi bizimle futbol oynaması için kandırırdık. O da bizi kıramaz, işini gücünü bırakır, pantolonunun paçalarını kıvırır, başlardı bizimle top koşuşturmaya, ” ( Yapı Kredi Yayınları, s. 52, 1998 ).

Lütfi Erişçi’nin çocuklarla arasının ne kadar iyi olduğunun tanıklarından biriyim; 1969 ile 1970 yıllarında babam A. Kadir ile genellikle Lütfi Erişçi’nin Yeni Üniversite Kitabevi’nde buluşurdu. Bir iki defa ben de gitmiştim. Bana bir köşede onlarcası duran A. Cerrahoğlu’nun risâlerinden altısını ve kendisinin Türkiye’de İşçi Sınıfının Tarihi isimli özet kitabını ( Kutulmuş Basımevi, 1951 ) imzâlayarak hediye etmişti. Türkiye’de İşçi Sınıfının Tarihi‘ni maalesef 1978 yılında polise kaptırdım, diğerleri ise kitaplığımdalar.

Anadolu’da İkamete Memûr

 1940 Kuşağı’nın bir çok solcusu gibi Lütfi Erişçi de 1942 yılında Anadolu’da ikamete memûr edilir ve sürgünden ancak 1947 başında İstanbul’a dönebilir. Ailenin evlâdlığı Şefika ile evlenir. Bu evlilikten kızları Ayşe Semiha dünyaya gelir. Sürgünden dönüşünde, Fethi Aydın Ulucan’ın “Ankara Caddesi No. 96” adresindeki Üniversite Kitabevi’nde çalışmaya başlar. Ancak, Üniversite Kitabevi, 6 Ocak 1959 günü, Neyyir Han’ın koridorlarına Kumlu Maden Şirketi’ni sâhibi Mustafa Atik tarafından istiflenen 300 kilo dinamitin infilâk etmesi neticesinde yerle bir olacaktır. Sadece Üniversite Kitabevi değil, Tan Matbaası, köşedeki köftecinin deposu, Viyana Oteli, Meserret Oteli ve Neyir Han da yıkılmışlardır. İnfilâk esnâsında 416 filo ve 28 hat numaralı Skoda RO-706 marka İETT otobüsü dahi enkazın altında kalır. Milliyet gazetesinin 10 Ocak 1959 günlü nüshasında, bu olay neticesinde, 36 kişinin öldüğü ve 43’ü ağır 165 kişinin yaralandığı haber yapılır. Erişçi, “Bir inflâk duydum. Koca binâ üstüme çöktü. Patlamadan önce Emekli Sandığı’na para yatırmaya gidiyordum. Büyük beton parçası ile duvar arasına sıkıştım. Aklıma karım ve çocuğum geldi. İki saat boyunca orada kaldım. Benden sonra aynı yerden iki cesed çıkardılar” der. Sigortada infilâk klozu olmadığından, Ahmet Boratav’ın 3 Temmuz 2017 günlü beyânına göre, Fethi Aydın Ulucan iflâs eder ve Üniversite Kitabevi kapanır. Ancak, bu olaydan bir müddet sonra, Lütfi Erişçi, Yeni Üniversite Kitabevi’ni açacaktır.

O yılların tanıklarından okuyunca, çok farklı Lütfi Erişçi portreleri çıkıyor. Vedat Türkali’nin yazdığına göre, Hasan Basri Alp, onu “ürkek, buluttan nem kapacak kadar kuruntulu, paranoyak yapıda biri” olarak değerlendirdiğinden pek ciddiye almazmış ( Komünist, s. 62, 2001 ). Vedat Türkali de, Lütfi Erişçi’yi, “tarihçiliğe özenen, benmerkezcilikten kurtulamamış, sert eleştiri tutkunu bir sanat, politika ve toplum gözlemcisi” olarak görür ( Komünist, s. 60, 2001 ). Abidin Nesimi ise, âdetâ Vedat Türkali’yi teyid eder mâhiyette, önce Moskova’dan dönen Abidin Dino’nun “Marksist Estetik” görüşü nedeniyle Lütfi Erişçi ile tartıştığını, ardından Yeni Yol dergisindeki “Avrupa Birliği” tezini Reşat Fuat gibi onun da soruna Troçkist yaklaşım olarak değerlendirmesi üzerine arkadaşlıklarının kesin olarak son bulduğunu yazar:

” … o güne kadar bize yazı, düzeltme, abone bulmak konularında yardımcı oluyordu. O günden sonra yardımını kesti. Yayınlarımızı sabote edeceğini de söyledi,” ( Türkiye Komünist Partisi’nde Anılar ve Değerlendirmeler, s. 187, 1979 ).

Vedat Türkali’ye ve Abidin Nesimi’ye karşın, Salâh Birsel, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu kitabında, Nisuaz mahfilinden Lütfi Erişçi’yi şöyle anlatır:

” Yazarlar içinde en çok dikkati çeken de Lütfi Erişçi olur. O, tam bir denge uzmanıdır. Ozanlar arasındaki küçük çekemezlikleri, kıskançlıkları ortadan kaldırmaya çalışır, onlara yeni bir kuşağın bilincini vermeye çabalar. Dergilerin çıkarılmasında da onun büyük payı olur. Ama yaptıklarından hiçbir vakit büyüklenmeye kalkmaz, tersine ortanca dağları ben yarattım diye kasılanları büyük bir sabırla dinler, pek pek dudağını büzüp kaşlarını kaldırarak söylenenlere akıl erdiremediğini anlatan bir yüz kımıltısına sığınır,” ( Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 124, 1983 ).

Bir dönem Hikmet Kıvılcımlı’ya yakınlığı bilindiği hâlde, Lütfi Erişçi’nin sol hareket içinde örgüt ilişkisi olmamıştır. Ama, Vedat Türkali, Türkiye Solu’nun her türden haberi ve dedikodusu için Lütfi Erişçi’yi kaynak kişi gösterir ( Komünist, s. 60, 2001 ). Lütfi Erişçi sol örgütlere mesâfeli durmasına rağmen, 1937 yılından itibâren yazdığı her şey, Türkiye Solu için temel kaynaklar olacaktır.

Abidin Nesimi Türkiye Komünist Partisi’nde Anılar ve Değerlendirmeler isimli eserinde şunu belirtir:

” Benim bildiğim kadarıyla, Türkiye’de yabancı sermayenin eylemleri konusunda en zengin belgeler Lütfi Erişçi’dedir,” ( s. 185, 1979 ).

Lütfi Erişçi’nin
Risâleleri ve Yazıları

Sanırım Lütfi Erişçi hakkındaki en ayrıntılı araştırmayı kıymetli arkadaşım Mehmet Ergün yaptı ( Berfin Bahar, S. 226, s. 16 – 25, Aralık 2016 ). Merâk eden, Lütfi Erişçi’nin risâlelerinin ve dergilerde kalmış yazılarının tamamına yakın bir dökümünü Mehmet Ergün’ün araştırmasında bulabilir.

Yeni Adam‘da “Bugünkü Neşriyât ve Üç Cephesi” ( S. 169, s. 8 ve 14, 25 Mart 1937 ), “Türkiye’de Gazeteler” ( S. 210, s. 12 ve 13, 6 Aralık 1938 ) ve “Türkiye’de Mecmûalar” ( S. 231, s. 4, 1 Haziran 1939 ), Ses‘de “Hamid’e Dâir Bir Bibliyografya Denemesi” ( S. 4, s. 8, 9 İlk Kânun 1938 ), “Ziya Gökalp” ( S. 5, s. 1 ve 8, 16 İlk Kânun 1938 ) ve “Bizde Son Yarım Asırlık devirde İslâmî Tefekkür” ( S. 2, s. 17 ve 20, Temmuz 1939 ), İnanç‘ta “Türkiye’de Kadın Meselesi ve İnkişafına Dâir” ( S. 2, s. 22 – 24 ve 37, Şubat 1940 ), Küllük‘te “Beşir Fuad Kimdir?” ( S. 1, s. 4 ve 18, Eylül 1940 ), İnsan’da “Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de Siyâsî Cemiyet ve Fırkaların Tarihçesi” ( S. 18 – 19, s. 17 – 22, Birinci Teşrîn 1941 ), Yeni Edebiyat‘ta “Ziya Gökalp ve Milliyetçiliği” ( S. 25, s. 1 ve 4, İkinci Teşrîn 1941 ), Sosyoloji Dergisi’nde “Türkiye’de Sosyolojinin Tarihçesi ve Bibliyografyası” ( C. 2, S. 1, s. 159 – 169, 1941 ), Yürüyüş‘te “Türk Edebiyat Tarihlerinin ve Tedrisâtının Tetkiki” ( S. 7 – 8, s. 9 – 12, 9 Eylül 1942 ) yazılarıyla dikkat çeker. Lütfi Erişçi, Ziya Gökalp hakkındaki yazılarında, Ziya Gökalp’in ırkçılıkla bir ilgisi olmadığını, hatta ırkçılığa karşı olduğunu belgelerle kanıtlayınca, başta Necip Ali Küçüka olmak üzere çok kişinin hedefi hâline gelir.

Abidin Nesimi Yılların İçinde isimli kitabında şunu yazar:

” … Lütfi Erişçi arkadaşım bir hayli telâşlandı. Kamuoyunda bu yazının yarattığı paniği gidermek için yapacak bir tek şey vardı. Ziya Gökalp konusunda bilimsel bir broşür yayımlamaktı. Ben de bunu yaptım. Yedek subaylıktan biriktirdiğim para ile bu broşürü bastım,” ( Nöbetçi Yayınevi, s. 144, 2’nci Baskı, 2008 ).

Bu yazılardan sonra dergilerde 1948 yılına kadar Lütfi Erişçi imzâsına ratlanmaz. Bunun nedeni, Lütfi Erişçi’nin Anadolu’da ikamete memûr edilmesidir. Ömer Faruk Toprak Duman ve Alev isimli eserinde Lütfi Erişçi’nin sürgünü nedeniyle Yürüyüş dergisinin darbe yediğini belirtir ( May Yayınları, s. 48, 1968 ). Lütfi Erişçi sürgünden 1947 başında döner. Aylık Ansiklopedi‘de “Lütfü Eroğlu” müsteârıyla “Bizde Siyâsî Cemiyet ve Partilerin Tarihçiliği” ( S. 52, s. 1489 – 1497, 1948 ), “Kabinelerin Tarihçiliği” ( S. 53, 1516 – 1520, 1948 ) ve “31 Mart İsyânı” ( S. 60, s. 1716 – 1719, 1949 ) yazıları çıkar. Fikir ve Sanat‘taki “L. Erişçi” imzâsıyla çıkan “Yahya Kemal’in Hayatı Hakkında” ( S. 1, s. 1 ve 2, 5 Mart 1950 ) başlıklı yazısıyla Beraber‘deki “Türkiye’de Tercüme Hareketleri” ( S. 1, s. 1 ve 4, 1 Eylül 1952 ) başlıklı yazısı da çok önemlidirler.

Lütfi Erişçi’nin 52 sayfalık Türkiye’de Gençlik Meselesi ( Korgunal Basımevi, 1937 ) ve 32 sayfalık Türkiye’de İşçi Sınıfının Tarihi ( Kutulumuş Basımevi, 1951 ) isimli risâleleri ise sağdan soldan her münevverin kitaplığına mutlaka girmiştir.

Kebikeç dergisi Türkiye’de İşçi Sınıfının Tarihi‘nin tıpkı basımını yaparak ( Kebikeç Yayınları, 1997 ), 5’inci sayının eki olarak okurlarına vermiştir. Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı ise, onun Türkiye’de İşçi Sınıfının Tarihi ve Türkiye’de Gençlik Meselesi risâlerine Aylık Ansiklopedi‘de “Lütfü Eroğlu” müsteârıyla yayımlanan “Bizde Siyâsî Cemiyet ve Partilerin Tarihçiliği”, “Kabinelerin Tarihçiliği” ve “31 Mart İsyânı” isimli üç yazısını ekleyerek 114 sayfalık Sosyal Tarih Araştırmaları isimli bir kitap yapmıştır ( Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı, 2003 ). Ancak, Mehmet Ergün’ün de belirttiği gibi, Kebikeç Yayınları’nın ve Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı’nın bu kadrşinâslıklarına rağmen, Lütfi Erişçi günümüzün tarihçilerinin ve solcularının ilgisini çekmemiştir.

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap!
Adınızı giriniz